menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ermeni Lobisi: American Board of Commissioners for Foreign Missions, 1810

12 0
31.07.2026

ABCFM: Kuruluş: 1810 yılında Massachusetts, ABD’de Protestan din adamları tarafından kuruldu.

 Amerikan Yabancı Misyonlar Komiserleri Kurulu (ABCFM), ABD’nin en eski Hristiyan yabancı misyonerlik kuruluşudur.

ABCFM, 1810 yılında ABD’de kurulan ilk ve en büyük dış misyon teşkilatı olan American Board of Commissioners for Foreign Missions kurumunun kısaltmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de okullar, hastaneler ve matbaalar açarak faaliyet göstermiştir.Bu örgütün temel amacı, Müslümanları değil, dünya genelindeki Hristiyanları korumaktır. Bu, Türklerden nefret eden bir örgüttür…!

ABCFM’nin Ermenileri Fethi:

Önceleri, yani 1797’lerde, 1804’lerde, 1811’lerde Amerika, Osmanlı Devleti’ni ticari potansiyel olarak görürken, 1819’lardan itibaren Amerika’nın Türkiye’ye bakış açısında ticaretle girdikleri Osmanlı Türkiye’sindeki ortamın müsaitliğini kavrayıp misyoner faaliyetlerini yürütebilecekleri yeni bir dönemi başlatmışlardır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi Amerikan tüccarının kanatları altında palazlanan Türkiye Ermenileri 1810’lu yıllardan itibaren ağır-ağır Amerika’ya göç etmeye başlamışlar hatta ABD’de bir süre kalıp Amerikan vatandaşlığına geçmişlerdir. Bu durumda, bir ayakları Türkiye’de bir ayakları ABD’de zengin bir Ermeni zümresini oluşturmaya başlamıştır.Amerikan misyonerleri ve Amerikan Proteston kilisesinin faaliyetleri, Amerika’daki Türk düşmanı Ermeni Propagandası’nın da esas noktasını teşkil etmiştir. İlk Amerikan tüccarlarının Boston’dan gelmesi, özellikle Boston-İzmir limanlarını sürekli kullanmaları ve Türkiye’de simsar olarak Türkiye Ermenilerini bu işin içerisine sokmalarıyla gerek İzmir’de gerekse Boston’da büyük bir “Ermeni Burjuvazisi”ni ortaya çıkarmıştır. Amerika’nın dışa yönelik misyoner örgütü, “American Board of Commisioners for Foreign Mission” adlı misyoner örgütün. 1810 yılında Boston’da kurması ve bu örgütün 1819 yılında Türkiye’yi programına alması, 1820’lerden itibaren de ilk misyonerlerini Anadolu’ya göndermesi, bunun yanında Amerikan Proteston Kilisesi’nin kendisine hedef kitle olarak Türkiye Ermenilerini seçmesi ve bu yönde Anadolu’da Ermeniler üzerinde faaliyet göstermesi, Türkiye’de ve Amerika’da siyasi Ermeni hareket inin de filizlenmesini gerçekleştirmiştir. Bir yerde iddia edilebilir ki, Türkiye’ye Ermeni sorununun tohumlarını “American Board of Commisioners for Foreign Missions” adlı misyoner kuruluşuyla ABD 1820’li yıllarda atmıştır.Bugün halen daha “Armenian Review” dergisinin yayınlandığı, Ermeni propagandasının beyin takımı ve teorisyenlerinin bulunduğu yer olan Boston, 1800’lerden itibaren Amerika-Türkiye ticaretiyle zengin olmuş Türkiye Ermenilerinin ilk atalarının bulunduğu yerdir.Ermeni yazarlarından Mark Malkasian; “ABCFM” temsilcilerinin 1820’lerde Osmanlı İmparatorluğu’na geldiğini, önceleri Müslüman olanları Hıristiyanlaştırma gayretleri sürdürdüğünü, bunun mümkün olmadığını görünce “nihayet misyonerler, Doğu Hıristiyanlarını: Rumlar, Masturiler, Süryaniler ve özellikle de Ermenileri amaçları için uygun kitle olarak gördüler. 1800’ler boyunca Osmanlı İmparatorluğu’ndaki sosyal bozukluğun şiddetli bir şekilde artması, Ermenileri Amerikalılara daha derinden yaklaştırdı… New England Protestanlarının katkısı da bunu iyice perçinleştirdi” demektedir.Yine Malkasian “Ermenilerin durumu Yakın Doğudaki Amerikan misyonerleri tarafından ABD’ye takdim edildi” diyerek, “ABCFM”‘ın birinci derecedeki rolünü dile getirmektedir. “Amerikan Misyoner örgütü Boston merkezi sekreteri Judson Smith, 1893 yılında, “Hamdolsun, Çanakkale ve Akdeniz kıyılarından Rus sınırına ve Karadeniz’den Suriye’ye kadar, Türkiye’nin hemen-hemen Bütün kent ve köylerine erişebildik” diyordu. Gerçekten erişmişler, her Ermeni k.y.ne ulaşmışlar, hatta her Ermeni evinin içine kadar girmişlerdi. Bu kadar kapsamlı bir çalışmayı, o zamana kadar Türkiye’de hiçbir başka örgüt başaramamıştı. İngiliz, Fransız misyonerlerinin çalışmaları, belli noktalarda sınırlı kalmış, belli kasabaların veya misyoner istasyonlarının çevresini pek aşamamıştı. Amerikan Protestan Misyonerleri, Türkiye’deki çalışmalarının yaygınlığı ve derinliği bakımından birinci sırayı aldıklarını, öteki örgütleri çok geride bıraktıklarını övünerek yazarlar”.Gerçekten de “ABCFM” “Türkiye’de o kadar muazzam çalışmıştı ki, 1893 yılına kadar Türkiye’de 624 okul, 436 ibadethane açmışlardır. Bu tarihte Türkiye’de 1317 misyoner görev yapmaktaydı ve 1893 yılına kadar Türkiye’de 4,5 milyon İncil ve yaklaşık 4 milyon da değişik kitaplar dağıtılmıştı. “ABCFM…”nin 1893’e kadar harcadığı para 10 milyon doları aşmıştı. Bunun yarıdan fazlası Amerikan vatandaşlarından toplanmıştı. Amerikan dış misyoner örgütünün sekreteri Judson Smith yukarıdaki rakamların bir bölümünü sıraladıktan sonra “Bütün bu asil hizmetlerimiz, Ermeni milletini bize karşı sonsuz sevgi ve şükran duygularına gark etti. Ve Ermenileri yüreklerini çelik bir çengelle misyonerlere bağladı. Artık Ermeni milleti, bu koruyucularının ve velinimetlerinin ellerinde bir balmumu parçası gibidir” diyerek Ermenilerin ABD’ye artık göbekten bağlı olduğunu aleni bir şekilde ifade etmiştir. Ermeni tarihçilerinden Levon Maraşlıyan bu göbekten bağlı oluşluktaki ABD politikasını şöyle özetler. “Doğu Sorunu’nun çözümünde Washington politika oluşturucuların temel dürtüleri, açık kapı ilkesinin yaşama geçirilmesi ve Amerikalı kapitalistlerin eski Osmanlı topraklarındaki özel ekonomik ayrıcalıkların korunmasıydı…”

Türklerin Ülkesi Anadolu’da Amerikalılar:

Ermeniler ve Amerika incelemesi yapılacağı zaman atılacak ilk adım, Türk-Amerikan ilişkileri tarihinin iyi bir şekilde irdelenmesi olacaktır. Zira bugün Ermenistan ve Ermeni diasporasının en önemli propaganda merkezi olan Amerika Birleşik Devletleri’ne kapı -Ermenilerin iskânı hadisesinde- Türkiye’den açılmıştır. Türk-Amerikan ilişkilerinin başlangıcı, bir yerde Ermeni-Amerikan ilişkilerine de başlangıç teşkil etmiştir.Kuzey Amerika, 1770’lere kadar bir İngiliz kolonisidir, ancak 1775-1883 yıllarında İngiltere’ye karşı giriştiği mücadeleler sonucu bağımsızlığına kavuşmuştur. Bundan sonra Amerikan ticaret gemileri okyanuslara açılacaktır. Henüz Amerika’nın bağımsızlık savaşının sürdüğü yıllarda, 1780’lerde, Amerikan gazeteleri, İzmir incirinin ve diğer Anadolu ürünlerinin reklâmını yapıyorlardı. Amerikan bandralı ilk gemi, Salem’de 1782’de denize indirilen Grand Türk olmuştur. Bu gemi, 1790’lı yıllarda çeşitli tarım ürünlerini New England limanlarına taşımıştır. Bazı kaynaklara göre, Amerikan ticaret gemileri, 1786 yılında İstanbul’u, 1797 yılında İzmir’i, 1800 yılında ise İskenderiye’yi ziyaret etmişlerdir.1797 yılında İzmir limanına yanaşan Amerikan bayraklı gemi, Bengal’den mal yükleyip İzmir’e getirmişti. Ancak Türkiye ile Amerika arasında henüz bir ticaret anlaşması veya resmi bir ilişki bulunmadığından, İngiliz Konsolosluğu’nun himayesi altında Türkiye’de İngiliz Levant Company gemilerine tanınan haklardan yararlanarak İngiliz gemileriymiş gibi kabul edildiler. 1797’deki bu gemiyi daha sonra birçok Amerikan ticaret gemisi takip etti ve İngiliz gemileri gibi ayrıcalıklardan yararlandilar. 1802 yılında William Stewart adında bir Amerikalı, konsolos olarak İzmir’e gönderildi. Fakat yukarıda bahsettiğimiz gibi Türkiye ile Amerika arasında henüz bir anlaşma olmadığından konsolos, Türk yönetimince resmen tanınmadı. Bu ilk gayri resmi konsolos, İzmir’de incelemelerde bulundu ve Türkiye ile Amerika arasında ticaretin nasıl geliştirileceği konusunda raporlar yazdıktan sonra İzmir’den ayrıldı. Bu ilk Amerikan görevlisinin araştırmalarına göre, Türk-Amerikan ticaretini geliştirmek için elverişli bir ortam vardı. Türkiye, Hindistan’dan şeker, kahve, baharat, çeşitli boya gibi mallar alıyordu. Ancak bu mallar önce Avrupa’ya taşınıyor, oradan Türkiye’ye ithal ediliyordu. Yani ikinci, üçüncü elden Türkiye’ye giriyordu. Oysa Amerikan gemileri bu malları doğrudan Türk limanına getirirlerse büyük kâr sağlayacaklardı. Aynı zamandaAmerika, öteden beri Türk piyasasını tutmuş olan Avrupa ülkelerini bir kenara iterek Türk pazarında yerini alacaktı. Buna karşılık Amerikan tüketimi için Türkiye’den çeşitli mallar alınabilecekti. Ortam elverişliydi. Stewart, “bizim girişken tüccarımız bu ticarete kuşkusuz gereken önemi verecektir” diyordu. Bundan sonra Amerikan gemileri İzmir-Amerikan limanları; özellikle Boston-İzmir limanı arasında mekik dokumağa başlamışlardı. Türkiye’de açılan ilk Amerikan şirketi 1811 yılında İzmir’e kurulan “Woodmas and Offley”dir. Bu şirket in ortağı David Offley, Aynı zamanda Amerika’nın Türkiye’deki gayri resmi İzmir Konsolosluğu görevini yüklendi. Offley, oğluyla birlikte yıllarca İzmir’de konsolosluk görevi yaptı. İzmir-Boston limanları arasındaki ticaretin artışına paralel olarak, Amerikan şirketlerinin İzmir’de sayısı da artmaya devam etti. 1824 yılında İzmir’deki Amerikan şirketlerinin sayısı dörde yükseldi. Bu arada 1810 ile 1820 arasında yaklaşık 80 Amerikan gemisi İzmir limanına uğramış, Afyon, kuru üzüm, incir, deri, yün gibi mallar karşılığında başta rum ve pamuklu mallar olmak üzere Amerikan ihraç ürünlerini boşaltmıştır. Sadece 1830 yılında 30 Amerikan gemisi İzmir limanına giriş yapmıştır.Bu dönemler Türkiye’nin de sancılı olduğu dönemlerdi. Öyle ki, Mora ayaklanması ve Mora yarımadasının Osmanlı Devleti’nden koparılması, Yunanistan’ın bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması ve 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Osmanlı’nın yenilmesi dönemleri Türk-Amerikan ilişkilerinin 1830’larda resmi boyut kazanması dönemi olarak tarihe geçmiştir. 7 Mayıs 1830 yılında Türkiye ile Amerika arasında ilk ticaret anlaşması yapıldı. 27 Ekim 1827 yılında Navarin’de Osmanlı donanmasının ortak Avrupa donanması tarafından yakılması Osmanlı Devleti’ni bir taraftan Avrupa dışından bir müttefik aramaya sevk ederken, bir taraftan da kaybettiği donanmasını ivedi bir şekilde dış yardımla inşa zarureti ile karşı karşıya bırakmıştı. Üşte tam bu esnada yaklaşık 45 yıldır Osmanlı ile bağlantı kurmaya çalışan Amerika’nın bu çabalarına cevap vererek, Amerika ile “Seyrisefain ve İcrayı Ticarete Dair” bir “Muahede-i Hümayun” imzalanmıştır.7 Mayıs 1830 Anlaşmasıyla “the most favored nation” (en çok kayrılan ülke) statüsü ile Amerika, Türkiye’de kapitülasyon haklarından en çok yararlanan ülkelerden daha az haklara sahip olmayacaklar demekti ki, 1830 Anlaşması bundan böyle en gelişmiş ölçüde Türkiye piyasasını Amerikan tüccarına açtı. 1830 Anlaşmasını 1862 yılında imzalanan bir başka “ticaret ve seyr-ü sefain” anlaşması, bunu da doğal olarak, iki ülke arasındaki ticaretin artışı ve çeşitlenişi izlemiştir.7 Mayıs 1830 Anlaşmasının üçüncü, maddesi bir anlamda Türkiye Ermenileri ile Amerikalıları bundan böyle yıllar sürecek bir yakınlaşma sürecinin içine sokacaktı. Üçüncü madde de şöyle diyordu: “Memâlik-i Mahrusede li-ecl-it-ticare ikamet etmek üzere olan Amerika tüccârı sa’ir düvel-i mütehabbe tüccârı umur-i ticaretlerinde istihdam edecekleri simsarlar her ne millet ve mezhebden olur ise müdahale ve hilâf-ı mûtad mu’amele olunmaya ve Amerika tüccar sefaini Memâlik-i Mahruse İskelelerine geldiklerinde ve hin-i azimetlerinde gümrük ve liman memurları tarafından düvel-i müşarün-ileyhim sefaininden ziyade yoklama olunmayalar.” Yani Amerikan tüccarı Türkiye’de simsarlar kullanabilecekti. Bu simsarlar her milletten olabilecekti. Bu simsarların Amerikan tüccarı tarafından çalıştırılmasına ve kullanılmasına Osmanlı makamlarınca karışılmayacaktı. Yani simsarlar, rahatça iş görebileceklerdi. Türkiye Ermeni’sinin işin içine karıştığı noktada bu iş olmuştur. Çünkü, Türkiye’de bu dönemlerde simsar denince akla Rumlar ve Ermeniler geliyordu. Bu dönemde Türkler, simsarlık ve ticaret gibi işlerle uğraşmıyorlardı. Türkler daha çok; asker, çiftçi, kamu görevlisiyken, Rumlar; denizci ve tüccardı. Ermeniler ise esnaf, zanaatkâr, banker, tüccar ve simsardı. Bu yüzden olsa gerek, Amerikalılar anlaşmayı yaparken simsar kullanacaklarını hükme bağlamakla yetinmişler ve simsarların “her milletten ve dinden” olabileceğini de hükme bağlamışlardır. (Amerika’daki bugünün Ermeni milyonerleri, Türklerin sırtından Türk halkını dolandırarak milyoner oldular.)7 Mayıs 1830 Türk-Amerikan ticaret anlaşmasını, bir taraftan Amerikan tüccarına Türkiye Pazarını açarken diğer taraftan da Türkiye Ermeni ‘sine de Amerika kapısını açıyordu. Daha önce ticaretle uğraşan Türkiye Ermeni’sinin yabancı tüccarlarla zaten ilişkisi vardı. Sürekli olarak, İngiliz, Fransız tüccarlarla iş yapmaktaydılar, bu durum ise Türkiye Ermenilerine artık Amerikan tüccarlarıyla ticaret yapma imkânını sağlıyor ve bundan böyle Türkiye Ermenilerine Atlantik ötesinin ufuklarını açıyordu. “Türk-Amerikan ticaretinin özelliği de çok sayıda aracı simsar kullanmayı gerektiriyordu. Amerikan gemisinin İzmir limanına boşaltacağı kahve, şeker, baharat, boya gibi malları oradan alıp ta Harput’taki, Erzurum’daki, Van’daki Ermeni bakkalına kadar ulaştıracak uzun yolda bir dizi toptancı, perakendeci, aracı, komisyoncu, simsar çalıştırmak gerekiyordu. Anadolu içlerinde Amerikalı henüz yoktu, ama Ermeni boldu. Kıyılarında bu işleri Rum simsarlar yapabiliyorlardı. Anadolu içlerine uzanınca iş, Ermenilerin tekelinde kalıyordu. Amerikan mallarının çeşitli yurt köşelerinden toplanıp İzmir’de Amerikan gemisine yüklenmesine kadar da çok sayıda Ermeni simsarlar kullanmak gerekiyordu. Rumlar genelde Batı Anadolu Bölgesi’ndeki malları toparlayıp Amerikan tüccarlarına ulaştırabiliyorlardı. Rumların Anadolu içlerine kadar yetişme imkânı Ermeniler kadar değildi. Ermeniler Anadolu içlerine kadar ulaşabilme imkânına sahiptiler. Bu durumda Türkiye Ermenilerine geniş bir iş alanı açtı. Amerika ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin genişlemesine paralel olarak, Amerika ile iş yapan Türkiye Ermenilerinin sayısı da giderek arttı. Amerikan kanadı altında Türkiye’de hatırı sayılır bir zengin Ermeni zümresi ortaya çıktı. Hatta bu Ermeniler, Amerikan tüccarına ortak olmağa Amerikan tüccarından fazla pay almaya başladılar. İşte bu dönemde İstanbul ve Anadolu Ermenileri, yavaş yavaş Amerikan vatandaşlığına geçtiler. XIX. yüzyıl ortalarına doğru İstanbul, İzmir gibi ticaret merkezlerinde 100-200 kişilik birer Amerikan kolonisi oluştu. Bu koloninin içinde birer ikişer Amerikan vatandaşlığına geçmiş Ermeniler de görülmeye başlandı.

ABD’ye Ermeni göçü ve Ermeni diasporasının oluşumu:

Ermeniler,1915 Tehciri sonucunda Dünyanın çeşitli ülkelerine dağıldıklarını ve böylelikle bir Ermeni diasporasının oluştuğunu iddia ederler. “Ancak tarihi kaynaklar incelendiğinde, bu iddianın, sözde “Ermeni Davası” (Hai Tahd)’nı desteklemek amacı ile ortaya atıldığı görülmektedir. Ermeni diasporasının oluşmasında, Ermeni göçlerinin sebeplerini dört grupta toplayalim.1. Ermeniler’in paraya (ticarete) ve servete düşkünlükleri,Para, para……….!2. Ermeniler’deki maceraperestlik ruhu,3. Hıristiyanlık’taki mezhep kavgaları, Ermeniler’in Ortodokslar tarafından hor görülmeleri ve dinî baskılar, (Hristiyanlık; üç ana kolun (Katoliklik, Ortodoksluk ve Protestanlık) yanı sıra Anglikanizm, Oryantal Ortodoks kiliseleri ve bağımsız ya da yenilikçi hareketler gibi başka belirgin alt grupları ve kiliseleri de bünyesinde barındırır.)4. Ermeniler’in tarih boyunca metbûlarına karşı ihanet içinde bulunmaları.XII. (12) yüzyılda yaşamış olan Urfalı Mateos, Vekayinâmesi‘nde: Ermeni milletinin Grek milletinin yüzünden çektiği ızdırapları kim birer-birer tasvir edebilecektir? der ve Bizans’ın Ermenileri Şark’tan çıkararak kendi memleketlerinde ikâmet etmeye mecbur ettiğini yazar.W. Heyd’de ilk Haçlılar’ın Asya’ya gelmelerinden önce, Bizans’ın gittikçe artan tehdidi yüzünden Ermenilerin milliyetlerini yitirmemek için Fırat’ın yukarı kısmındakilerin göç ettiklerine işaret eder.Yukarıda da belirttiğimiz gibi genel olarak Ermeni diasporasının oluşumunda 1915 yılını göstermek son derece yanlış ve kasıtlı olacaktır. Amerika da ki diaspora için de Aynı şeyler söylenebilir. Çünkü ABD de Ermeni diasporasının oluşum tarihi XIX. (19) yüzyılla başlar.Amerika’dan Türkiye’ye ilk gelenler tacirler ve misyonerlerdi. Türkiye’den Amerika’ya ilk olarak giden Ermeniler de bu tacir ve misyonerlerin kayırıp kolladıkları kimseler oldu. Türkiye’den Ermeni göçünü ilk olarak misyonerler başlattı. Bu misyonerler, Ermeni çocuklarına verdikleri eğitim-öğretimle Ermeni çocukları arasında Amerika özlemi yarattılar ve Yeni Dünya’yı gidip görme arzusunu kamçıladılar. Böylece misyonerlerin eğitiminden geçen her Ermeni çocuğu birer Amerikan hayranı olup çıkıyordu.Misyonerler 1840’lardan başlayarak Amerika’ya Ermeni öğrencileri göndermeye başladılar. Genellikle teolojik tahsili için gönderiliyorlardı. Bir süre sonra öteki Amerikan yüksek okullarına Yale, Princeton gibi Amerikan Üniversitelerine de Ermeni öğrencileri yerleştirmeye başladılar. 1890 yılında öğrenim için Amerika’ya gidip oraya yerleşen Ermeni gençlerinin sayısı 70 kadardı. Bunlar, Amerika’da 1800’ler boyunca göç eden Ermenilerin eğitimli kanadını oluşturan Diaspora’nın çekirdeğini oluşturdular. Sayıları az olmasına rağmen yüksek öğrenim görmüş, genç ve dinamik kişilerdi. Aynı zamanda koyu birer Türk düşmanı olarak yetiştirilmişlerdi. Misyonerlerin yetiştirdiği bu eğitimli Ermeni gençleri, Amerika’da Türk düşmanlığını yaymak bakımından sayılarına oranla büyük rol oynadılar. Bunlar Amerika’ya yerleşen ilk Ermeni grubuydu. Amerika’ya yerleşen ikinci Ermeni grubu, yeni yetişme küçük tüccar takımıydı. Bunlar da Amerikan tüccar ve misyonerlerinin vasıtasıyla gitmişlerdi. Ancak birinci gruba kıyasla daha az eğitimliydiler, kimileri birkaç yıl misyoner okullarında okumuşlar kimileri de misyonerlerin yanında uşak, postacı gibi ayak hizmetinde çalışmışlardı. En önemli özellikleri, inanılmaz bir Türk düşmanlığı içerisinde bulunmalarıdır. Hatta Türk düşmanlığını veya Ermeni propagandasını, ticari reklâm aracı olarak kullanmışlardı. Öyle ki bu düşmanlık babadan oğula, ondan toruna aktarılmış ve Ermeni işadamının ikinci bir karakteri olup çıkmıştır. Bu tarihlerde filizlenen düşmanlık, eksilmeden bugüne kadar devam etmiştir. Bu Ermeniler, ilişkileri olsun olmasın; Amerikan gazetelerine, Amerikan Senatosuna, Amerikan Cumhurbaşkanlığına mektuplar, telgraflar yollamışlar ve bunu bir yerde etnik bir karakter yapısı şekline sokmuşlardır.Öğrenciler, küçük tüccar derken 1890’lara doğru esnaf, zanaatkâr ve köylü Ermeni göçü başlamıştır. Bu göçler o kadar yoğunlaşmaya başlamıştır ki, gerek Amerika gerekse Osmanlı Devleti buna karşı çıkmaya başlamışlardır. Amerika sağlık bakımından sıkı kontrolden geçirmeden göçmen almak istemiyordu. Osmanlı ise, bazı yörelerde nüfusunun azalmasını istemiyordu. Bu kısıtlamalar gelince bu defa Amerika’ya kaçak Ermeni göçmeni götürülmek üzere Ermeni simsarları türedi. Gerek Amerika’nın gerekse Osmanlı’nın kısıtlamalarına rağmen 1890-1900 yılları arasında yaklaşık 12.000 kadar Ermeni’nin Amerika’ya göç ettiği görülmüştür. R. Mirak’a göre 1869-1890 arasında 1401, 1890-1895 yılları arasında 5.500 Ermeni Amerika’ya göç etmişti. Agos gazetesi bu göç olayından bahsederken: “…Ermeniler, Protestan misyonerlerinin övgüyle bahsettiği “Fırsatlar ülkesi”ne ilgi duymaya başladılar. Amerika’ya ilk göç eden Ermeniler eğitimlerini sürdürme ve geçimlerini sağlama konularında daha iyi fırsatlara sahip olma amacıyla yola çıktı. O dönemde pek çok Ermeni göçmeninin amacı yeteri kadar para kazanıp geri dönmek ve ailelerinin yaşamlarını düzeltmekti. Buralara giden Ermeniler bir daha geriye dönmediler. Amerika’daki Ermeni göçmenlerin sayısı ise giderek artmaya........

© Turkish Forum