ABD’nin Venezuela’ya Karşı Emperyalist Saldırısı, ABD İçinde ve Dışında Yeni Bir Anti-Emperyalist ve Anti-Siyonist Dalga ve Bilinç Fışkırmasına ve Uluslararası Dayanışmaya Yol Açtı
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD dış politikası, “liberal uluslararası düzen” söylemi altında yeniden yapılandırılmış; ancak özellikle Latin Amerika’da ekonomik ve siyasal müdahaleler süreklilik göstermiştir. Venezuela, Bolivarcı süreçle birlikte neoliberal ortodoksiye meydan okuyan bir örnek olarak öne çıkmış ve bu nedenle yoğun dış baskılara maruz kalmıştır.
ABD’nin Venezuela’ya yönelik yaklaşımı, askeri işgalden ziyade yaptırımlar, finansal kısıtlamalar, diplomatik izolasyon ve muhalefetin dış destekle meşrulaştırılması gibi araçlar üzerinden yürütülmüştür. Bu araçlar, çağdaş emperyalizmin “hibrit” karakterini yansıtmaktadır (Harvey, 2003).
Bu müdahaleler, yalnızca Venezuela’nın siyasal-ekonomik yapısını değil, ABD içindeki hegemonik rıza üretimini de etkilemiştir. Irak ve Afganistan deneyimlerinin ardından Venezuela örneği, ABD kamuoyunda dış politika eleştirilerini derinleştirmiştir (Chomsky, 2017).
Aynı dönemde Filistin meselesi etrafında gelişen anti-siyonist söylem, Latin Amerika’daki anti-emperyalist pratiklerle kesişmiş; küresel ölçekte ortak bir eleştirel çerçeve üretmiştir (Pappé, 2014).
Teorik Çerçeve: Emperyalizm, Hegemonya ve Karşı-Hegemonik Dayanışma
Emperyalizm, Lenin’in klasik çözümlemesinde kapitalizmin tekelci aşamasının zorunlu bir sonucu olarak tanımlanır (Lenin, 1917/2011). Sermaye ihracı ve pazar arayışı, devletlerin dış müdahalelerini yapısal hâle getirir. Venezuela’nın petrol rezervleri ve kamucu politikaları bu yapısal gerilimi görünür kılar.
Günümüzde emperyalizm, yalnızca askeri güçle değil; yaptırımlar, borç rejimleri ve söylemsel araçlarla işlemektedir. ABD’nin Venezuela’ya yönelik “insani kriz” anlatısı, yaptırımların etkisini görünmez kılmayı amaçlayan ideolojik bir çerçeve sunmuştur (Weisbrot & Sachs, 2019).
Gramsci’nin hegemonya kavramı, rızanın üretimi ve kriz anlarında çözülüşünü anlamak için elverişlidir. Venezuela örneğinde ABD’nin uluslararası rıza üretmekte zorlanması, hegemonik bir kırılmaya işaret etmektedir (Gramsci, 1971).
Bu kırılma, karşı-hegemonik dayanışma ağlarını güçlendirmiştir. Toplumsal hareketler, akademik çevreler ve diasporalar, devlet merkezli diplomasinin ötesinde yatay ilişkiler kurmuştur (Tarrow, 2005).
Anti-siyonist perspektif, emperyalizmin yerleşimci-kolonyal boyutunu görünür kılarak bu dayanışmalara teorik derinlik kazandırmıştır (Wolfe, 2006).
Venezuela Krizi: İç Dinamikler ve Dış Müdahalenin Etkileşimi
Venezuela’nın krizi, petrol bağımlılığı ve tarihsel eşitsizlikler gibi iç dinamiklerle şekillense de dış müdahaleler belirleyici bir rol oynamıştır.........
