Kırsal göçün faturası yanlış adrese kesiliyor!
Ülkemizde kırsal denildiğinde akla hâlâ yalnızca “köylü-çiftçi” geliyor. Bu dar bakış açısı, sorunun doğru teşhis edilmesini de çözümün doğru kurgulanmasını da zorlaştırıyor. Ülkemizin demografik yapısında yaşanan değişimler, 2025 verileriyle birlikte alarm vermeye başlamıştır. Nüfusun yüzde 93,6’sının kentlere sıkışması ve kırsal nüfusun yüzde 6,4’e gerilemesi, sadece Tarım ve Orman Bakanlığı’nın çözebileceği bir dosya olmaktan çoktan çıkmıştır.
Dolaysıyla toplumda var olan “Kırsaldaki nüfusu sadece Tarım Bakanlığı tutar” algısı, günümüzün karmaşık sosyo-ekonomik gerçekleriyle bağdaşmayan, eksik bir bakış açısıdır.
Oysa bugün kırsal alan; üretimden eğitime, sağlıktan sosyal yaşama, altyapıdan dijitalleşmeye kadar çok katmanlı bir yaşam alanıdır.
Kırsal nüfus yüzde 6,4’e kadar gerilemiş durumda olmasındaki tabloyu sadece “tarımdan para kazanılamıyor” şeklinde açıklamak, gerçeğin yalnızca küçük bir kısmını anlatır. Bu durumun tek sebebi olarak “tarımsal kazanç düşüklüğü” olduğunun varsayımı büyük bir yanılgıdır.
Modern insan; sadece karnını doyurmak değil, kaliteli bir sağlık hizmetine erişmek, çocuğuna nitelikli eğitim aldırmak, sosyal imkanlardan faydalanmak ve altyapısı tamamlanmış bir çevrede yaşamak ister. Genç bir çiftçinin üretimde kalması için sadece mazot desteği alması yetmez; köyünde hızlı internetin, düzenli ulaşım ağının ve güvenli bir sosyal çevrenin bulunması gerekir.
Bugün şu soruyu yeniden sormak gerekiyor: Bir genç neden köyünde kalmak istemez? Soru basit, cevap ise çok katmanlıdır.
Eğer bir bölgede eğitim imkânları yetersizse bu doğrudan Millî Eğitim Bakanlığı’nın alanına girer.........
