menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

FAO adaylığı ve Türkiye'nin tarihi misyonu

7 0
16.06.2026

Dünya yeni bir döneme girdi. Artık savaşlar yalnızca tanklarla, füzelerle ya da ordularla yapılmıyor. Gıdaya erişim, su kaynakları, lojistik koridorları ve tarımsal üretim kapasitesi de küresel güç mücadelesinin en kritik başlıkları hâline geldi. Son altı yılda yaşanan gelişmeler ise bize çok net bir gerçeği gösterdi: Gıda güvenliğini sağlayamayan bir dünya, barışı da sağlayamaz.

Bugün dünya, sınırların ötesine taşan, konvansiyonel silahların gölgesinde ama onlardan çok daha ölümcül bir krizle karşı karşıya: Gıda ve su güvencesi. 

Tarımda ve gıdada barışı inşa edemeyen bir insanlığın, küresel ölçekte huzuru tesis etmesi imkansızdır. İşte tam bu kırılma noktasında, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Direktörlüğü seçimi, sadece teknik bir makam belirlenmesi değil; dünya gıda geleceğinin hangi vizyonla yönetileceğinin oylamasıdır. 

Türkiye, bu küresel yarışa Cumhuriyet tarihinin en uzun süre görev yapan Tarım Bakanı Sayın Dr. Mehdi Eker’in vizyonu ve tecrübesiyle dâhil oluyor. Bu adaylık, bir şahsın ya da bir dönemin değil; topyekûn Türk milletinin, medeniyetimizin ve devletimizin küresel bir iddiasıdır.

Türkiye’nin FAO liderliği iddiası, içi boş bir retorik (güzel söz söyleme sanatı) değil; insanlık tarihinden bugüne uzanan, sarsılmaz üç ana sütuna dayanmaktadır.

Birinci Sütun: Yakın Tarihin Kriz Yönetimi ve Tarım Diplomasisi

Son altı yıl, insanlığın gıda tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu acı tecrübelerle gösterdi. Küresel pandemi dönemiyle başlayan, ardından patlak veren Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen ve Ortadoğu’da İsrail-ABD-İran gerilimleriyle tırmanan jeopolitik krizler, dünyayı bir kıtlık girdabının eşiğine getirdi. Karadeniz’de sıkışıp kalan, Afrika ve Avrupa halklarının can damarı olan tahılın dünyaya ulaştırılması, küresel bir felaketi önlemenin tek yoluydu.

İşte bu kritik eşikte Türkiye; sadece bir coğrafi köprü değil, vicdani, akılcı ve adil bir “arabulucu”, bir “barış elçisi” olarak devreye girdi. Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması ile Brezilya’dan Ortadoğu’ya, en çok da açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalan Afrika kıtasına gıdanın, lojistiğin ve transferin kesintisiz akmasını sağlayan yegâne aktör Türkiye oldu. Benzer şekilde, küresel enerji ve lojistik trafiğinin kalbi olan Hürmüz Boğazı ve çevresindeki gerilimlerde de Türkiye’nin istikrarlaştırıcı gücü ve çözüm odaklı hamleleri, tarımsal emtia hatlarının açık kalmasında kritik rol........

© Türkgün