İzan 2 / Düşün(M)üyoruz
"Akıl, bilgiyi işleyip onu bir eyleme ve ahlaka dönüştürmedikçe 'uyuyan bir güçten' ibarettir. Bilgi ancak akıl süzgecinden geçince 'hikmet' olur; hikmet ise insanın rotasıdır..." Farabi
İlk yazımızda¹, "bilimin ibadeti" olarak tanımladığımız "Oku!" emrinin, sadece satırları takip etmek değil, kâinatı ve kendini anlamlandırmak olduğunu, "cehaletin karanlığına ışık tutmak için kitap okuyan bir yürek ol: Oku, sorgula ki hakikati gör. Yoksa Seneca'nın² dediği gibi: "Kitapsız yaşamak; kör, sağır ve dilsiz yaşamaktır." demiştik.
"Okumak bizi bilgi sahibi yapar, ancak bizi insan kılan o bilgiyi düşünce imbiğinden geçirip 'izan' haline getirmektir. Bugün en uzak mesafe iki kafa arası değil; bir kafa içindeki bilgi ile o bilgiyi işleyecek akıl arasındaki mesafedir."
Okumak, zihne bilgiyi taşımak; düşünmek ise işleyip anlam kazandırmaktır. Nasıl ki bir fabrika; deposuna giren hammaddeyi imalat bandından geçirip bir ürün haline getirmedikçe kapısına kilit vurulmuş, emekleri zayi edilmiş sayılırsa; zihin de bilgi girdisini eleştirel düşünce bandından geçirip anlamlı bir sonuca (izâna) dönüştürmedikçe sadece bir "bilgi deposu" olarak kalmaya mahkûmdur.
Eğer okuduğumuz halde "izan" dediğimiz anlama, kavrama yetisine sahip olamıyorsak, zihnimizde bir tıkanıklık var demektir. Bugünün trajedisi; kütüphane dolusu veriye sahip olup, o veriyi tartacak "teraziden" (akıldan) yoksun olmaktır. Gerçekten bilgi sahibi olup düşünmemek, Mevlana’nın³ da işaret ettiği gibi sırtında kitap taşıyan bir eşeğin durumuna benzer; bu yüzden "Oku" dedikten sonra "Anla" diyoruz. Zira anlamak için durmak, durmak için ise düşünmek gerekir.
Okumak bir "girdi" ise, düşünmek bir "süreç", izân ise "sonuçtur." Kur’an’da geçen "Hâlâ düşünmüyor musunuz?", "Akıl etmez misiniz?" gibi uyarılar, birer soru değil; doğrudan birer emirdir.
Peki neden düşünmüyoruz?
İnsan beyni tabiatı gereği tembelliğe meyillidir, düşünmek ise ağır bir işçiliktir ve enerji harcatır olunca analiz yapmak, sorgulamak ve sentezlemek yerine "hazır fikirlere" tutunmaksa bedavadır: "Bilişsel Cimrilik"...
Sapere Aude! Yani, Bilmeye/Düşünmeye Cesaret Et!
Immanuel Kant⁴, insanların neden düşünmediğini iki kelimeyle açıklar: Korku ve Tembellik. Başkasının rehberliğine sığınmak kolaydır ve düşünmek, insanın "ergin olmama" durumundan kurtulup kendi hayatının efendisi olmasıdır.
Erich Fromm⁵, "Hürriyetten Kaçış" adlı eserinde, modern insanın özgür düşünmenin getirdiği sorumluluktan korktuğu için totaliter yapılara ve otoriteye nasıl sığındığını söyler ki, insanlar; karmaşık meseleler üzerine kafa yormaktansa, bir otoritenin mesela bir liderin, şeyhin, ideolojinin hazır fikirlerini devralmayı "konforlu bir kaçış" olarak görür ve zihinsel mesaisini kapatır; oysa düşünmek sadece zihinsel bir işlem değil, ahlaki bir duruştur da...
Unutulmamalıdır ki,
Düşünmemek, sadece bireysel bir eksiklik değil, toplumsal bir güvenlik sorunudur da. İnsan beyninin düşünmeden yaşama eğilimi ve popülist siyasetin bu tembelliği nasıl kullandığı da ortadadır.
Bakınız,
İnsanlar düşünmeyi bıraktıklarında birer suç makinesine veya kör birer biatçıya dönüşmüyor mu?
Hannah Arendt⁶, Nazi subayı Adolf Eichmann’ın⁷ yargılanmasını izlerken sarsıcı bir gerçeği fark ediyor: Eichmann bir psikopat değildir; sadece........
