Bir Kâse Aşure
Tek Tip Pilav Siyasetine Karşı Bir Kazan Manifestosu
Aşure Günü’nün tarihsel derinliği ve inanç dünyasındaki yeri tartışılmaz. Peşinen söyleyeyim:
Ben ilahiyatçı değilim. İnancın metafiziği üzerine hüküm vermek ilim ehlinin işidir; benim böyle
bir iddiam yok. Ben kazanın başına geçip mutfağa bakıyorum. Çünkü bazen kaynayan bir
kazanın söyledikleri, kürsülerin gürültüsünden daha dürüst, daha çıplaktır.
Yarın Aşure Günü. Ve bana göre aşure sadece bir tatlı değildir. O kazan, birlikte yaşamanın en
yalın ama en sert simülasyonudur. Farklı olanların aynı tencereye girdiği, ancak birbirini yok
etmeden, kendi karakterini koruyarak piştiği bir düzendir. Yani “aynılaşmadan bir arada
durabilmenin” mümkün olduğunun somut, lezzetli ve kadim bir delilidir.
Nohut, fasulye, incir, nar, gül suyu, portakal kabuğu…
Normal şartlarda birbirine yabancı, hatta yan yana gelmesi imkânsız görünen bu malzemeler,
aynı ateşte buluşur. Doğru oran tutturulmazsa lezzet kaçar; biri diğerini ezmeye kalkarsa aşure
bozulur. İşte tam da bu yüzden aşure, “çokluk içinde birlik” ilkesinin mutfaktaki sarsılmaz
karşılığıdır. Aynı malzemeleri sadece ezerek koysanız bir bulamaç olur; sadece pirinçte ısrar
ederseniz pilav. Aşureyi aşure yapan şey, her tanenin kendi kimliğiyle o büyük bütüne
Toplum da böyledir. Kimimiz limon gibi keskin, kimimiz incir gibi ağırbaşlıyız. Bazılarımız
şekerli konuşur, bazılarımız nohut gibi sessizdir ama o görünmez dengeyi........
