DİNLE….EY DİNLEME ÖZÜRLÜ! KURTULUŞ AŞKTA…AŞK DA BAKÜ’DE…
Dinle…
Mesnevi böyle başlar; çünkü dinlemek bir tercih değil, bir varoluş biçimidir. Mevlana “dinle” derken kulağa değil, kalbe seslenir. Çünkü hakikat gürültüde değil, sessizlikte duyulur. Gürültüden uzak dur… bir köpeğin yanına çömel ve dinle. Aşkı orada göreceksin; gözlerinde, sadakatinde, sessizliğinde…
Ben ki onun şakirdiysem, ben de “dinle” ile başlamalıydım. Leyl’a da nitekim böyle başladı…
Leyla, Azad’ı sevmeden önce Azad dinlemedi; Leyla’yı…Önce malını, mülkünü, servetini; sonra da asıl mülkü olan Leyla’sını, huzurunu, mutluluğunu kaybetti azad
En son kendini kaybetti.
Çünkü insan, en çok kendini dinlemediğinde yok olur.
Modern insanın en büyük sıkıntısı yalnızlık değil; duyamamak.
En büyük hastalığı kalabalıklar değil; içindeki sesi susturmak.
Bir rüzgârın içindeki iniltiyi işitememek…
Yanı başındaki kadının çığlığını duymamak…
Evladının eriyişini görmemek…
İnsan artık sağır.
İnsan artık dinleme özürlü.
Dinlemeyen insan kendini kaybeder.
Kendini kaybeden aşkı tanıyamaz.
Aşkı tanımayan ise en çok “aşk yok” diye bağırır.
Oysa Mecnun, Leyla’yı gözle değil; duyarak sevdi.
Ve Leyla, Mecnun’u bir ses gibi taşıdı içinde.
Aşk hissetmektir.
Hissetmek gerçektir.
Gerçek ise inkâr edilemez.
İçindeki sesi dinle ki duyasın.
Bak… Mecnun Leyla’yı dinlemediğinde kayboldu; bugün Bakü sokaklarında kendi iç sesini........
