Beklemenin zarif sanatı
Son zamanlarda fark ettiniz mi; artık "beklemeyi" bilmiyoruz. Bir asansörün gelmesini beklerken, bilgisayarın açılmasını gözlerken ya da fırındaki yemeğin pişmesini kollarken sanki zamanın ruhu canımızı yakıyor. Modern dünya bize "hız"ı bir erdem olarak pazarlarken, aslında elimizden en büyük lüksümüzü, yani "anlamın demlenme süresini" çaldı.
Eskiden beklemek, hayatın doğal bir ritmiydi. Postacının getireceği bir mektup haftalar sürerdi ama o mektup geldiğinde her satırı defalarca okunur, kağıdın kokusu içe çekilirdi. Şimdi bir mesajın iletilmesi milisaniyeler alıyor ancak o mesajın içindeki duygu aynı hızla tüketilip çöpe atılıyor. Hızlandıkça sığlaştık, sığlaştıkça sabırsızlaştık.
Peki,........
