SARKAÇIN DURDUĞU YER
Zihin, bir oyun sahasıdır. Kuralları belirsiz, sınırları bulanık bir oyun. Her şey başta basit gibi görünür: acıdan kaçmak istersin, seni yoran, tüketen şeyden uzaklaşmak… Ama işte tam da burada başlar çelişki. Kaçtığını sandığın şey seni başka bir biçimde, başka bir kılıkta yeniden bulur. Bu defa onun yokluğu can yakar. Onun eksikliği, en az varlığı kadar ağır gelir. Zihin bu ikilikte sıkışır: kalmak da gitmek de aynı ölçüde yorar.
Ve her savruluş, içinde yeni bir boşluk yaratır. Kimi zaman bir insandan uzaklaşırsın, kimi zaman bir fikrin gölgesinden. Kaçtığını zannettiğin duyguların en beklenmedik anda geri döner. Acı bir yerini terk eder, ama bir başkasına yerleşir. İçini kemiren şey değişmiş değildir, sadece yer değiştirmiştir.
Denklem Bozulmazsa, Boşluk Derinleşir
Denklemler vardır. Yaşamın içine gömülmüş, fark edilmeyen ama bütün eylemleri yöneten denklemler. Bu denklemler bir tür içsel yasa gibidir. Ve onları fark etmeden yaşamak, sürekli aynı döngüye düşmek demektir. Aynı hatayı başka suretlerle tekrar etmek, aynı duyguyu başka zamanlarda yeniden yaşamak…
Zihin, bu denklemlerin içinde bir o yana bir bu yana savrulur. İnsan bir kişiyi kaybeder ama ardından yalnızlığına tutunamaz. Tam tersi........
