menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

OKUL SALDIRILARI ÜZERİNE ÖĞRETMENLER NE DİYOR?

18 0
29.04.2026

OKUL SALDIRILARI ÜZERİNE ÖĞRETMEN NE DİYOR?

İki gün önce, bir ahbabın oğlu için açtığı iş yerindeyiz. Kafe denen türden, 15-30 yaş grubuna hitap ediyor. Bir hafta önce de aynı yerde daha kalabalık bir ekiple toplanmıştık. Hemen hepimiz Gördesliyiz. Konu; Manisa eski Vakıflar Bölge Müdürü Nurullah Ertuğrul beyin yazdığı Eski Gördes adlı kitabın tanıtımı ve destek. Bu hafta ise; Saruhanlı’da öğretmen arkadaşımız Mustafa Ali beyin, kitabın haber ajanslarına ulaşması amacıyla bir video çekimi için oradayız. Kitabın yazarı, basımına büyük emek veren Hüseyin Tuncay bey ve bendeniz ile çekim yapıyor kitap hakkında. Çekim öncesinde birkaç öğretmen arkadaş daha var, onlarla kırk beş dakika kadar bir sohbetimiz oldu.

BİZ BAKICIYIZ, ÖĞRETMEN DEĞİL

Hazır genç öğretmen arkadaşlarla bir arada iken, güncel bir acımızı, Urfa ve Kahraman Maraş’taki okul saldırı ve katliamını soruyorum. Bildiğim, sezdiğim sebepler var ama sahadaki arkadaşlar neler söyleyecek merak ediyorum. Bundan dolayı zeki, çalışkan ve idealist bir öğretmen misafir arkadaşa sorumu yöneltiyorum. “Hocam; biz kendimizi öğretmen değil, çocuk bakıcısı olarak hissediyoruz” çarpıcı cümlesi ile söze başlıyor. Doğrulatmak için de bir başka öğretmen arkadaşa yönelerek; “Doğru mu hocam” sorusuna, muhatap da katılıyor. “Aynen öyle” diyor. Konuyu biraz açmasını rica ediyorum. Her iki arkadaş da Gediz ovasında, biri ilçe diğeri kasaba ortaokulunda Türkçe öğretmenleri. Anlatıyor; “Öğretmenin okullarda hiçbir otoritesi yok. Öğrenciden çekiniyorum; veliden çekiniyorum; okul müdürü ve ilçe milli eğitim müdüründen çekiniyorum” diyor. Sınıflarda ders dinlenmiyor. Devletin bedava verdiği kitaplar yırtılıyor, kayboluyor veya okula getirilmiyor. Çocuğa en ufak çıkışsanız, veli karşınıza dikiliyor. Velilerin umurunda değil. Bir sınıfta bir tane sınıf düzenini bozan öğrenci varsa, yılsonunda beşe veya daha fazlaya çıkıyor sayıları. Kötülük, olumsuzluk daha kolay alıcı buluyor, yayılıyor. Derslerine girdiğim 80 öğrencinin en az 65’inin sınıfta kalması gerekiyor, ama sınıfta kalma yok, hepsini geçiriyoruz. Hatta derslere gelmeyenleri bile.

Velilerin birçoğu “Biz çocukken çok çektik, o çekmesin” diye aşırı himayeci. Okul idareleri “Aman öğretmenim bana sorun getirme de ne yaparsan yap” çizgisinde. Hiçbir müdür, şu çocuk neden başarısız veya sorunlu diye sormuyor. İlçe müdürleri de öyle. Okula geldikleri zaman sadece teftişe gelmiş biri gibi, boya, badana, masa, sıra vs. onlara bakıyorlar. Kalite nerdeyse hiç konuşulmuyor.

DUYDUĞUMDA ŞAŞIRDIĞIM KONU

İki yıl önce Tıp Fakültemizin danışmanı olduğum Genç Yeryüzü Doktorları Kulübü üyesi gençlerle yine Gediz ovasının ortasında yer alan bir mahalle (köy) ilkokuluna gitmiştik. Çocuklarla tiyatro, boyamalar, bahçede oyunlardan sonra, vedalaşmadan önce müdür bey ve birkaç öğretmenle kahve içiyoruz bahçede. Gençler de veda için hazırlık yapıyorlar. Bir iki öğrenci........

© tarihistan.org