İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK HUKUKU
İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK HUKUKU
Hukuk kavramı çoğumuzun zihninde yalnızca mahkeme salonlarıyla özdeşleşmiş durumda. Oysa hukuk, hayatımızın neredeyse her alanına sirayet eden düzenler bütünüdür. İş yerindeki çalışma koşullarımız, aile içerisindeki hak ve yükümlülüklerimiz, resmi kurumlarla yaptığımız işlemler, hatta pazardan satın aldığımız bir meyve ya da sebze bile hukuk kurallarının kapsamına girer.
Hukukun hayatımızdaki yerini bu yönüyle düşündükten sonra, İslamiyet öncesi Türk devletlerinin hukuk düzenine kısa bir yolculuk yapalım.
İslamiyet'ten önce tarih sahnesine damga vuran üç büyük Türk devleti; Asya Hun Devleti, Göktürk Devleti ve Uygur Devleti yalnızca askerî ve siyasî başarılarıyla değil, hukuk anlayışlarıyla da dikkat çekmektedir. Beni en çok etkileyen husus ise MÖ 200'lü yıllarda büyük ölçüde göçebe bir yaşam süren bir toplumun, son derece geniş bir coğrafyada güçlü bir devlet teşkilatı kurabilmiş olmalarıdır.
Günümüzde anayasa hukukunun temel kavramlarından biri olan egemenlik anlayışı, bu devletlerde yazılı bir anayasa bulunmamasına rağmen uzun yıllar istikrarla korunmuştur. Asya Hun, Göktürk ve Uygur devletlerinde hükümdarlığın meşruiyeti "kut" anlayışına dayanıyordu.
Kut, eski Türk devletlerinde hükümdara devleti yönetme yetkisinin ve siyasi iktidarın Tanrı tarafından verildiğine inanılan ilahi kaynaklı bir yönetim anlayışıdır. Bu inanışa göre kağan, Tanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi olarak kabul edilirdi. Kut'un hanedanın tüm erkek üyelerine ait olduğuna inanılması ise zaman zaman taht mücadelelerine yol açmıştır. Daha sonraki Türk-İslam devletlerinde de hükümdarlığın ilahi meşruiyet anlayışı farklı biçimlerde varlığını sürdürmüş, Osmanlı Devleti'nde ise veraset sistemi çeşitli dönemlerde farklı uygulamalar göstermiştir.
Türklerin dünya medeniyetine kazandırdığı en önemli hukukî ve askerî düzenlemelerden biri de hiç şüphesiz “onluk” sisteme dayanan........
