Han Ayvaz Adıgüzel: Demagojik ifade adamı…
hanayvazadiguzel@gmail.com
“Demagojik ifade adamı” bunu sosyolog Prof. Şerif Mardin Şair Necip fazıla demiş. Bu demagoglar tahrif edilmiş bir dini öne çıkarır onun üzerinden arzı endam ederler veya avam ve dindar bir topluma hitap ederler.
İslam dünyasında bu demagoglar tipik bir taşra dinin temsilcisidirler. Taşralar, baş eğmez bir din sapıklığının fesat yuvalarıdır. Oralarda her zaman bir medeniyet aleyhtarlığı vardır.
İslam ülkeleri iki sapıklıkla baş edemedi. “Fikri sapıklık ve cinsi sapıklık!” Fikri sapıklık taşralarda, cinsi sapıklık tarikat ve cemaatlerde ve Kur’an kurslarında caridir! Oğlancılık İslam’a saltanatla girdi. Muaviye’nin öncülük ettiği bir çizgi günümüze kadar sürüp geldi. Şüphe yok ki Müminler bu tayfaya yenildi. Bunların önünde çaresiz kaldılar, utanç duydular.
Mevcut İslam kültürünün büyük bir bölümünün tek fonksiyonu vardır. İnanç bulanıklığı! Ne yazık ki halk da zavallı bir sabırla çözüm bekleyip durdu. Peki, halk bu hale neden düştü? Kendi aydınının otorite kabul ettiği cemaat şeylerine çocukça bağlanışından!
Bu zihniyete bir devrim gerek. Devrimler bile zor değiştirir. Şöyle bir ironu anlatıyorlar.
Mahkûm tahliye edilmiş ama ne hikmetse hapishaneden çıkmıyor. İçeridekiler; “kardeş, gözün aydın, tahliye oldun, neden girmiyorsun” demişler. Mahkûm: “Sağ olun, darısı sizlerin başına gideceğim de gardiyanı bekliyorum, ondan izin alayım gideyim!” demiş. İşte sana iğdiş edilmiş zihin. İnsanların ruh halini düzeltmek, için dediğim gibi, devrim gerektir.
Askerden terhis olunca onbaşıdan izin almak, hapisten tahliye olunca, gardiyandan izin almak gibi bir nevrotiği, bu korkaklığı, bu millete kim aşıladı.
Bir milleti korkaklığa alıştırmak, o milletin kanını dökmektir. O milletin direniş ruhunu örselemek bir katliamdır. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum. Bizim elimizden alınan en son mukaddesatımız direnişimizdir.
Bir devrim sonucunda kurulan devletler, karşı devrimcilerle gereği gibi hesaplaşmazsa, kurulan devlet uzun ömürlü olmayabilir.
Bazı milletlerin geleneğinde bir devrim bilinci veya bu bilincin çekirdeği nedense her zaman var olmuştur.
Bazı milletlerde de bilincin sayesi var ama seviyesi yoktur. Devrimci bilinç, saye değil bir seviye meselesidir. Seviye bir teori bilincidir. Teoriden sapmak seviyeyi kaosa sürüklemektir. Kaos saye eksikliğindendir. Yani misyon ile dava arasındaki zıtlık! Bu zıtlıklar devasa olursa tutarsızlıklar baş alıp gider!
İnsanların ideolojiden beklentileri nedir? Tutkuların egemenliği, alt yapısı evrensel olmayan fikir yığınları!
Yirminci yılın ortalarında ideolojiler daha bir bilimsel tartışmalarla geçiyordu. Mesela: “Maddi olan, düşünsel olanı belirliyor. Bu Marksistlerin görüşüydü. Yani materyalizm! Tersi de metafizikçilerin görüşüydü! Bu tartışmalar bizlere ne getiriyordu bilmiyorum. En azından tartışmayı yaşayarak öğreniyorduk.
Bu meseleyi de yarım koymayalım. Modern İslam düşüncesi de varlığı esas alır. Yalnız bu konu ahlak kuramında değişir. Düşünce varlığı yönlendirir.
