Doç. Dr. Çağlar Erbek: Balkanlar’da Bir Hafta Sonu: Ohrid’den Kavala’ya…
Doç. Dr. Çağlar Erbek
caglarerbek@gmail.com
İzmir’den sabah erken saatlerde yola çıktığınızda Balkanlar size uzak gelir. Oysa değil. İpsala Sınır Kapısı’nı geçer geçmez bir şeyler değişir — gökyüzü aynı, toprak benzer, ama zaman biraz kayar. Yanımda üç öğretmen arkadaşım, önümüzde harita, arkamızda yorgunluğu henüz tatmamış bir hafta sonu. Ohrid, Manastır, Selanik ve Kavala; dört şehir, iki ülke, iki gün. Ve beklenmedik bir sonuç: kendimi defalarca evde hissettim.
Sabahın Altısında Ohrid: Göl ve Börek
Ohrid’e sabahın altısında vardık. Şehir henüz uyanmamıştı ama göl çoktan uyanıktı; düz, mat, serin bir yüzey. Sahilde yürüdük. Taş sokaklar, eski Bizans kiliseleri, ahşap cumbalı evler — her şey tarihle yoğrulmuş ama asla müzeye dönüşmemiş, insanlar hâlâ yaşıyor bu sokakları. Açlık bastırınca bulduk kendimizi küçük bir kahvaltı sofrasının başında. Makedon böreği; ince, çıtır, tereyağlı. Basit bir şeydi ama o sabah saatinde, gölün kıyısında, tam olarak gerekliydi.
Makedonya’da beni şaşırtan bir şey oldu: Kiril alfabesi. Levhalar, tabelalar, her yer Kiril. Dillerinin Rusçaya bu denli yakın olması aklımı başımdan aldı — iyi anlamda. Rusçam burada işe yarıyordu. Pasaport kontrolünde bir an garip bir şey yaşandı: görevli polisle İngilizce konuşurken dilim sürçtü, alışkanlıkla bir “da” kaçtı. Polis güldü: “Da, burada da yes demek” dedi. Küçük bir diyalog, ama o an iki dilin arasında tatlı bir köprü kuruldu sanki.
Manastır:........
