Kılıçdaroğlu'nun günahları (4/4) | Weimar'dan Ankara'ya: Faşizmin uysal yolcuları
13 yıllık liderliği boyunca Kemal Kılıçdaroğlu’nun, muhalefetin sistem tarafından ehlileştirilmesi ve kuruluş misyonundan uzaklaşması yönünde çok önemli rolü oldu.
Başkanlığının son günlerinde ve sonrasında onu koltuğa böylesine bağlayan neydi? Bireysel bir hükmetme arzusu mu, yoksa bir grup CHP elitinde öteden beri var olan iktidar olma ve çıkar hırsı mı? Yahut başka ve derin bir CHP’nin görünmez marifeti mi?
Ne olursa olsun o, ülkenin çeyrek yüzyılını çalan otoriter bir rejimin kullanışlı bir aparatı olmayı çoktan kabullenmişe benziyor. Sonuçta, unutmamak gerekir ki o, kendi adına hareket etmeyen biriydi. Çok önemli bir tarihsel dönemde, sosyal demokrasinin Türkiye coğrafyasındaki yol haritasında belirleyici bir rol üstlendi. Günahlarının bedelini sadece partisi değil, bütün Türkiye halkı ödedi, ödüyor.
Weimar’ın çöküşü: SPD ve Nazizmin gölgeli yolu
Sosyal demokrasi bazen otoriterliği kurmaz; ancak kritik eşiklerde onu durduracak cesareti gösteremeyerek, otoriterizme giden yolun taşlarını sessizce döşer ve ona yol verir. Bu açıdan bakıldığında, Alman sosyal demokrasisinin politikaları iyi bir örnektir.
1933 yılında Almanya’da Adolf Hitler’in iktidara gelerek faşizmin kurumsallaşmasının tarihine baktığımızda, bunda Alman Sosyal Demokrasisinin önemli rolü olduğunu görürüz.
Almanya’da Sosyal Demokrat Parti (SPD) uzun yıllar Avrupa'nın en güçlü işçi partisiydi. Savaşa karşı bir parti olarak biliniyordu. Ancak Birinci Dünya Savaşı başlayınca Alman parlamentosu Reichstag'da........
