İran Mektupları!..
Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu, 18’inci yüzyılın ilk yarısında o güne dair çok şeyi bugüne dair de anlatırken, “İran dersleri” de vermişti. (Lise ders kitaplarımızdandı!)
İran’dan ziyade, İranlı gözünden Batı’yı anlatıyordu. “İran Mektupları” bir bakıma “İran masalları” olmuş, Paris’e gelmiş bir İranlının İran’daki yakınlarıyla mektuplaşmaları Fransa ve Avrupa’daki sistemin eleştirisine dönüşmüştü.
Tarihin bilincine “Montesqieu” adıyla kalan hukukçu düşünürün “Kanunların Ruhu Üzerine”si, “İran Mektupları”ndan çok sonra ortaya çıkar zaten.
Bugün de “İran” çok şey anlatıyor. Oraya dair, buraya dair, Batı’ya dair! Perslerden bugüne kadar, ancak o kadar geriye gitmeyelim.
20’nci yüzyıl İran’ın “seküler görünümlü” bir despotluktan, Batı hegemonyasından Musaddık yönetiminde “kısmen demokratik ama milli” biçimde sıyrılma çabasını da, “emperyalizm”in petrol tahakkümünü kaybetme telaşıyla darbe yaptırıp tekrar o despotluğu tesis, imar ve tahkim etmesini de anlatır.
Geçen yüzyılın “birinci mektubu” bu olur! “İkinci önemli mektup” öyle ya da böyle tarihe “İran Devrimi” diye yazılan halk ayaklanmasıyla gelir: Mollalar, Çarşı ve komünistler de! Bu “mektup”un bizdeki ilk tercümesi “halk korkusu” olur.
Şöyle: “İran Devrimi”yle önemli bir müttefikini, Şah’ı ve çıkarlarını kaybeden Batı, ABD’nin başarısız çabaları CIA’nın “rehine krizi-helikopter skandalı”yla 1980 ortasına hayal kırıklığıyla gelir. Sovyetler hala mevcuttur. Türkiye’de ise, “sağ-sol çatışması” denen ama nereye varacağı bilinmeyen bir “kaos, güvensizlik” kimine göre “faşizan” kimine göre “devrimci bir durum” kısmen de olsa bir bilmece gibi ortadadır.
“Kıbrıs harekatı”yla Yunanistan’ı bir bakıma faşizmden........
