İmamoğlu hepinizi duruşmalara davet ediyor!
Geçen haftalarda İBB davasına gitmiş ve gözlemlerimi yazmıştım. Aslında devamında bir ‘CHP medyası’ gözlemleri de yazmak istiyordum. Fakat bunca ağır mağduriyet yaşanırken meselenin bazı yayınlar/isimler açısından çamurlaşmış yönlerine derinlemesine girmeyi de erteleme kararı aldım.
Her ne kadar bu işten zarar gören yine ve sadece Ekrem İmamoğlu olsa-olacaksa da konuyu burada bırakalım, en azından şimdilik.
İkinci defa gittiğim İBB duruşmasını yine ve sadece kendi gözlemlerim, kulaklarımın duydukları ve tamamen kendime ait düşüncelerim ekseninde tasvir edeceğimi söylemek isterim. Şayet gördüm dediğim ve ilk defa benden okuyacak olduğunuz bir durumla karşılaşırsanız biliniz ki davayı takip edenlerce tercih edilmediği için daha önce yazılmamış, konuşulmamıştır. Yoksa insan gözünün gördüğü aynıdır. Tek fark yazmayı tercih ediyor olmak veya olmamaktır.
Hatırlarsınız bir önce izlediğim duruşmadaki yalnızlık hâlinden fazlasıyla etkilenmiştim.
O sebeple de bu defa görece daha ünlü, tanınmış bir ismin savunmasına denk gelmek istedim. Ve çarşamba günü İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasını izlemek üzere Silivri Cezaevi yerleşkesindeki duruşma salonuna gittim.
Bu defa izleyici sıralarında izleme fırsatı buldum.
Sabah saatlerinde salon yine oldukça tenhaydı.
Geçen defa olmayan en büyük farklardan biri, Kürt siyasetçilerin de izleyici sıralarında yer almasıydı. DEM Parti’den İstanbul İl Eş Başkanı Çınar Altan ve Milletvekili Cengiz Çiçek gözüme çarpanlar arasındaydı. Dilek İmamoğlu da oradaydı, hatta öğle arasında Aile Dayanışma Ağı buluşması düzenlenmişti, orada konuşacaktı.
İzleyiciler arasında CHP milletvekiller Suat Özçağdaş ve Mahmut Tanal ile Çeşme Belediye Başkanı Lal Denizli de dikkat çekiyordu.
T24 adına yayın yapmak üzere Murat Sabuncu, Şirin Payzın ve Candan Yıldız ile tutuksuz olarak yargılanan gazeteci Ruşen Çakır da oradaydı.
Bu defa basın sıraları da ‘dışarıdan gelen’lerle daha bir doluydu.
İBB davası tutuklularının morallerini gayet yüksek gördüm. İzlemeye gelenlerle de bu motivasyonun yükseldiğini gözlemledim. Tutuklu Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’e izleyiciden ilgi yüksekti, sık sık slogan atıldı.
Ailelerin de moralleri yerindeydi. Tutuklu yakınlarını -bu koşullar altında dahi olsa- her gün görebilmek, el sallayabilmek, kısıtlı da olsa göz teması kurabilmek muhakkak ki çok önemli.
Hatta izleyiciler oturacakları sandalyeleri, tutuklu yakınları arkalarını döndüğünde göz teması kurabilecek olan en uygun yerden seçebilmek için salona erkenden giriyorlardı. Ve yerini kaybetmemek için öğlen arasını da salonda geçirenler göze çarpıyordu.
Ön sıralarda yer alan aileler birbirleriyle gayet yakın ve dayanışma içinde görünüyordu.
Öğle arası öncesi tutuklu sanıklar salondan çıkarılırken sevdiğine kendini göstermeye çalışarak adını bağıranların arasından bir çocuğun “Baba” diyen sesi yükseldi… Sanıyorum o an salonda gözü dolmayan, tüyleri diken diken olmayan tek bir kişi olmamıştır.
Bu yaratılmış ve birçok haneye düşmüş büyük mağduriyet; babanın kim olduğundan, görevinden, siyasetten, mevki ve makamdan sıyrılıp bir çocuğun sesiyle belki de en çıplak hâliyle hissedilmişti.
Salondan çıkma sırası kendisine geldiğinde İmamoğlu izleyiciye dönük bir konuşma yaptı. Çocukların geleceği ve çocukların elinden çalınan haklar üzerine yaptığı konuşmadan önce de Nazım Hikmet’in çocukken yazdığı ve pek bilinmeyen bir şiirini okudu. İmamoğlu salonu terk etmeden “Bu davaları herkes izlesin” dedi. Ülkenin geleceğinin siyaseten burada, şu anda bu duruşma salonlarında şekillendiğini ve bu davalara gelmenin, takip etmenin bu manada önemli olduğunu söyledi.
“Herkes gelsin” diyordu.
Duruşma bittiğinde de benzer bir vurguyla, “Burada yaşananları izleyenler dışarıya aktarsın, burayı daha çok izleyen olsun, gözler kulaklar burada olsun” diye ekliyordu.
Geçen haftalarda İmamoğlu’nun yine duruşma salonundan bir konuşması yansımıştı. Orada da izleyiciye dönük bu konuşmasında İmamoğlu “Sizin buradaki varlığınız çok değerli. Herkes gelsin ve bu duruşmaları izlesin. İster vatandaş, ister aile yakını, ister belediye çalışanı…” demişti.
Ben de aynı görüşümü koruyorum; İmamoğlu gibi ben de duruşmaların çok daha fazla ve farklı düzlemde insan tarafından takip edilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Özellikle bu tip davalarda, duruşmalara katılım meselesinin doğru bilgilerle kamuoyu oluşması ve sürmesi açısından ne kadar etkili olduğunu bilen biri olarak, duruşmaların çok daha ilgi görmesini sağlamak gerektiğini düşünüyorum.
Öğle arası bitip Mehmet Pehlivan’ın söz sırası geldiğinde avukat sıraları epey dolmuştu.
Az ötede Edirne Cezaevi’nden gelen DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan ve TİP Genel Başkanı Erkan Baş Silivri Cezaevi önünde açıklama yapıyordu.
Aynı sıralarda duruşma salonunda, itirafçı Adem Soytekin’in dinlenme sırasının öne alınması talebi üzerine tartışma yaşandı.
Çarşamba duruşmasının sonunda İBB davasındaki ikinci tahliye kararları açıklandı.
Yani oldukça dolu, oldukça ilgi gören bir duruşma olmasına rağmen Türkiye’nin gelecek Cumhurbaşkanı olacağı iddiasını taşıyan, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan birinin yargılanması yine de çok daha sesli olmalı diye düşünüyorum.
26 yıllık meslek deneyimimle İmamoğlu’nun da beklentisinin aynı yönde olduğunu düşünüyorum. Hatta ısrarla bunu dile getirdiğini, bu mesajı verdiğini görüyorum.
Zira ‘içeride’ bir kitle yaratmak ve bunu sürdürmek kime, neye yarar bilmiyorum ama dışarıdan da gelen bir kitle oluşturamamanın İmamoğlu’na yaramayacağına neredeyse eminim, diyebilirim.
İktidarın tüm engel ve baskılarına inat bu önemli ölçüde çökmüş, içinden yüzlerce mağdur yaratmış dosyanın duruşmalarına ilgi çok daha yüksek tutulmalı ve her kesimden insanın, gazeteci, yazar, aktivist, düşünce insanının katılımı sağlanmalı; her boyutta yazılmalı, çizilmeli, gözlemlenmeli, konuşulmalı diyorum.
