menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İç barışın kaderi dışarda yaşanacaklara da bağlı!

21 0
01.04.2026

Süreç duraksama döneminde, perde arkasında bazı olumlu hareketlilikler yaşansa da işin özünde duraksama olduğunun gözle görünürlüğünden söz etmiştik.

Öcalan’ın okunan mektupları, yayımlanan görüşme notlarından da anlaşılıyordu bu durum. Konu, Öcalan’ın statüsü; kendine hazırlanan evin ve şahsının statüsü net bir şekilde yasal düzenlemelerle ortaya konmazsa, şimdilik atılabilecek başka adımlardan da söz etmek zor görünüyor dedik.

Zira bu beklenti, Öcalan’ın kendi talebinden çok Kürt hareketinin bunu bir şart olarak ortaya koymasıyla ilgili biraz da. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin de altını çizdiği 'statü' işi yasal düzenlemelerle çözülmeden hayata geçirilecek başka bir hamle olmadığını söylüyorlar açıkça. Kapalı kapılar ardında yaşananlara anlam yüklenmeyeceğini, yasal olarak statü meselesinin çözülmesi ve ardından da yasal sürecin hızla hayata geçmeye başlaması gerektiğini beyan ediyorlar.

Hakeza onların bu taleplerine Türkiye’de en yüksek mertebelerden ve açıktan “statü sorunu çözülmeli” mesajıyla da destek verildi, tepe isimlerden "bayramdan sonra çok büyük ve kalıcı barışa hizmet edecek gelişmeler yaşanacak" da dendi. İktidara yakın kalemler “heyecanlı gelişmeler” beklediklerini yazdı.

Evet, bayramdan sonra büyük sürprizler bizi bekliyordu. Açıkçası bu iddialı beklentiler karşısında belki de bu statü işini hızla çözecekler diye düşünmeye başlamıştım.

Araya Newroz kutlamaları ve oradan gelişen gündemler girdi, bayram da bitti…

Herkes siyaset / devlet tarafından atılacak o adımlara odaklanmıştı ki Devlet Bahçeli’nin değişen konuşma tonu ve “Bu işler aceleye gelmez” sözü şaşkınlık yarattı. Oysa bu işlerin hızla yapılması gerektiğini tekraren hep kendisi söylüyordu.

Hemen akabinde heyet, İmralı’ya gitti.

Oradan da görüşme notları gayet geç yayımlandı. Oysa yeni karar açıklamışlardı ve görüşmeler biter bitmez özet başlıklar hâlinde görüşmeleri yayımlayacaklardı, yapmadılar.

Bu defa görüşmenin çok daha uzun sürdüğünü, devlet yetkililerinin de masada yer aldığını, yasal düzenlemelerin tartışıldığını, Meclis kapanmadan yaz başı gibi yasaların hazır olacağı vurgusu yapıldığını, heyetin sürecin yavaşlığını konu ettiğini, bunun risklerini sıraladığını, Öcalan’ın "Silahlı mücadele bitti ama devlet tarafından demokratik yaklaşım geliştirilmedi" dediğini de öğrendik.

Görüşmeden çıkan notları da okuduk tabii ve maalesef statü meselesinde verilen sözlerin yerine getirilmesi konusunun, tabiri caizse “zaman kazanma” sürecinde sıkışıp kaldığı sonucunu çıkardım ben.

Bayramdan sonrası için yükseltilen beklentinin henüz karşılanmaması, arkasından yeni dillenen “yaz başına yasa hazır” iddiasını da zayıflattı.

Bu soru işaretleri yaratan taktikler nereye kadar kamuoyunu ve Kürt siyasetçileri tatmin eder bilemem ama tüm bu yaşanan yüksek söylem–düşük eylem taktiklerinin ve bu yaklaşımla neyin vaktinin kazanılmaya çalışıldığının yorumlanması gerektiğini düşünüyorum.

Öncelikle bu süreci neden başlattılar? Bölgede yaşananlar ve yaşananlarda Kürtlerin rolü bu sürece giden yolu açtı. Türkiye, içerde çatışma ortamına son vererek Ortadoğu’da elini güçlendirmek, olası müdahalelerde Kürt barışını sağlamış olmak gerektiğini gördü. Ve alelacele, hızla bu süreci tesis etmeye koyuldu.

Bu şekilde başlayan sürecin devlet ayağı da her dönemeçte “dur bakalım ne olacak” demeye, bölgede yaşanan gelişmeleri gördükten sonra bir hamle yapmaya odaklandı. 

Hani hep konuşuyoruz ya Türkiye’deki barış Rojava için de önemli diye, aslında tarihsel olarak dört parçada yaşayanların kaderi tüm Kürtleri belirleyecek demek çok daha doğru olacak sanırım.

Şimdi İran’da ne olacağı önemli.

Orada da silahlı Kürt yapılanmaları var ve güçlüler. İran’da Kürtler ne yapacak ve uluslararası aktörler orada Kürtlerle nasıl ilişkilenecek belirsiz, Kürt yapılar şimdilik beklemede gibi görünüyor… Orada da süreç beklenenden yavaş ilerliyor, henüz Kürtlere yönelik tutum net değil.

Kürtler oradan kazançla veya pozitif ivmeyle çıkarsa buradaki sürece etkisi pozitif mi olur, şüpheli…

Ayrıca şimdi Irak Kürdistanı’na yönelik de gerilim tırmanmakta.

Bu işin sonucu, Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesiyle beraber Kürtlerin kaderinin de, geleceğinin de tayini olacaktır. Hiçbir var oluş mücadelesi kolay olmadığı gibi bu da kolay olmayacaktır şüphesiz.

Ama yinelemek gerekir; ellerinden alınmış hakları ve hak ettikleri kalıcı barışı elde edebilmeleri için bu ağır aksak yürüyen süreci desteklemeye, yanlarında yer almaya ve kazanabilecekleri en ufak hak için dahi sözümüzü sakınmamaya devam edeceğiz!

Sonuçta Kürt barışı incecik bir ip üzerinde yürümekte. Her an kor olup bitebilir de, hızlanıp nihayete erebilir de. İran’da, Irak’ta, Suriye'de yaşanacak olanlarla çok şey değişebilir.

O yüzden süreci içeride izlerken dışarıya bakmak da büyük önem taşıyor.

Önemli Not: Ben yazıyı yazarken Bahçeli’den sürece yönelik yeni açıklamalar geldi. Bir hafta arayla taban tabana zıt bu iki mesajı beraber değerlendirmek ve bu açıklamayı Bahçeli’ye yaptıranın İmralı’da devlet yetkililerinin katıldığı toplantıdan sonra Bahçeli’ye iletilenler olduğunu düşünmemek zor. Bahçeli “aceleye gerek yok dedikten sonra şimdi de “hızla” ilerleme mesajı verdi. Yazıya yedirmek yerine bu açıklamayı bu şekilde apaçık görmek istedim. Bahçeli konuşmasında; ilk hedef yasaların hızla çıkarılmasıdır, yasal düzenlemeler için iklim uygundur dedi. Böylelikle tarihe bir not daha düşülmüş oldu! Sıklıkla söylediğimi tekrarlayarak bitirmek isterim yazıyı; barışı savunmak, çatışmasız, savaşsız, cenazesiz, kayıpsız geçen her bir saniye düşünüldüğünde fark edilecektir ki bir insanlık onurunu savunma meselesidir aslında.

Barışa destek veriniz!


© T24