Bugün engellenen gazetecilere destek olmak, yarın çocuklarımıza anlatacağımız en güzel hikâyelerimizden biri olacak
Güzel, aydınlık sabahlara uyanmaya ne kadar hasret kaldık. Uzun zamandır, bize kanıksatmaya çalıştıkları ve bizim buna direndiğimiz haberlerle güne başlıyoruz. Sabahın köründe baskına uğrayan seçilmiş belediye başkanları, belediye meclisi üyeleri, birtakım oyuncular, sanatçılar, siyasetçiler. Tabii kapısına dayanılan belediyeler arasında iktidara ait olanlar pek yok. Bir mesaj verilmeye çalışılıyor. Eğer bizdensen mesele yok, değilsen bekle, “bir gece ansızın gelebiliriz.”
Evet bu mesaja direniyoruz, mücadele ediyoruz ve edeceğiz. Bu ülke yalnızca devlete nüfuz etmiş kadrolara ait değil, hepimizin ve hiçbir yere gitmiyoruz, haksızlığa, hukuksuzluğa karşı duracağız.
Kuşkusuz direnebilmek için haber almak, bilmek, doğru bilgiye ulaşmak gerekir. Basın onun için dördüncü kuvvettir. Özgür basının olmadığı bir yerde demokrasiden söz edilemez. Ülkede çoktandır, özgür basın diyebileceğimiz bir avuç kurum kalmıştı, onlar da tek tek susturuluyor. Son dalgada T24’e erişim engeli getirilmesi, Halk TV’ye kayyım atanması, çok sayıda yayın, dernek ve kişinin sosyal medya hesaplarının engellenmesi, gazeteciler Murat Ağırel’in, İsmail Arı’nın tutuklanmaları, İsmail Saymaz’a ev hapsi verilmesi, Bahadır Özgür’e yurt dışına çıkış yasağı konması toplumun doğru habere erişmesine, fon skandalı gibi ülkeyi deprem gibi sarsan yolsuzlukların mimarlarının ve bazı iktidar mensuplarıyla ilişkisinin hakkıyla araştırılmasına set çeken engeller.
T24’te ilk yazım Ağustos 2019’da yayımlandı. Trump’ın ilk başkanlık dönemiydi, Grönland’ı satın almaktan söz ediyordu. Birkaç sene evvel doğu Grönland’da Kuzey Kutup Dairesi’ni kanoyla geçerken, o vahşi doğada birdenbire karşımıza Amerikalıların İkinci Dünya Savaşı’nda bıraktıkları tonlarca atık, asbest ve jet yakıtıyla dolu binlerce varil çıkmıştı. Akıl almaz bir manzaraydı. Ben de o yolculukta karşılaştıklarımı anlatan ve Trump’a “sen önce orada bıraktığın pislikleri temizle” mesajı veren bir yazıyı T24’e yollamıştım. T24 her sabah kalktığımda ilk okuduğum haber sitesiydi. Yıllar içindeki gelişimini izlemiş ve en güvenilir haber kaynağı olarak benimsemiş olduğum bir mecraydı.
Talat Kırış: Grönland; dünyanın bu en uç, ‘medeniyetten’ en uzak coğrafyasında bütün ufku kaplayan bir pislik…
O ilk yazıdan sonra devamı geldi, önce yalnız deniz kültürüne dair yazmak istiyordum, ama bizim güzel ülkemizde olup bitenler ister istemez güncel siyasete dair yazmaya da yöneltti. Toplumun sesi kısılmaya çalışıldıkça, hukuksuzluk arttıkça bir akademisyen, bir aydın olarak sesimi daha gür çıkartmam gerekiyordu ve T24 bana sayfalarını özgürce açtı. Önceleri T24’e yazı gönderen bir yazarken, zaman içinde T24 ailesini tanıdım onlardan biri oldum.
T24’ün temeli Mülkiyelilerin üzerinde yükseliyordu, kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın Mülkiyeliydi. Hasan Cemal, Mehmet Y. Yılmaz, Sertuğ Çiçek, Tuğrul Eryılmaz, hepsi Mülkiye’nin rahle-i tedrisinden geçmiş, ulusal basının en deneyimli gazetecileriydi. Daha sonra çok daha fazla Mülkiyeli katıldı T24’e. Üniversite sınavına girerken iki tıp fakültesi tercihi yapmıştım, beyin cerrahı olmak istiyordum ama o iki fakülte olmayacaksa üçüncü tercihim Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi, yani Mülkiye’ydi.
T24’ün içine girdikçe gazeteciliğin ne olduğunu, nasıl olması gerektiğini görüyordum. Her haberin ne kadar titizlilikle takip edildiğini, mutlaka birkaç yerden doğrulama çabasından sonra yayımlandığını, bir kişi hakkında haber yapılacaksa mutlaka ona da söz hakkı, cevap hakkı verildiğini izliyordum. Bütün o titizliğe rağmen binde bir bir hata olduğunda, o hataya sahip çıkılmayarak, özeleştiri yapıldığına da şahit oldum.
T24 yalnız deneyimli gazetecilerden oluşmuyordu. Pırıl pırıl genç editörler, muhabirler de vardı. Yazılarımı o genç editörlere gönderiyordum, onların gayretine, hevesine de bizzat şahit oluyordum. T24 hiçbir kurum, şirket, kişi, fon ve benzeri bir iç ya da dış kaynaktan destek almıyordu, kendi yağıyla kavruluyor, reklam gelirlerinden besleniyordu ve çalışanlar maalesef arzu edilen ücretleri alamıyorlardı. Doğan Akın’ın en büyük üzüntüsü buydu. Kaç defa bu meseleyi konuştuğumuzu biliyorum. Hep T24’ü daha ileriye taşımayı, trafiğinin daha artmasıyla çalışanlara da daha iyi ücretler verebilmeyi taaa Mülkiye’den sınıf arkadaşı, T24 Genel Koordinatörü Sertuğ Çiçek’le sürekli konuştuklarının canlı şahidiyim.
T24 doğru haber yapıyordu, araştırmacı gazetecilik yapıyordu, T24 röportajları gündem belirliyordu. Peş peşe ülkenin en saygın gazetecilik ödüllerini alıyorlardı. Ancak Haziran ayında Stanford Üniversitesi’nin araştırması açıklandığında T24’ün seviye atladığını düşündüm. Yapay zekâ platformlarının Türkçe bilgi doğrulama sürecinde en çok başvurduğu kaynaklar arasında T24 birinci sırada çıkmıştı. Gerçekten yıllardır özveriyle harcanan emeklere verilebilecek en büyük ödüldü bu.
Bizim güzel ülkemizde başarı cezasız kalmaz. Aslında tam da bunun için T24’e erişim engeli getirildi. Çünkü olabilecek en bağımsız hakem olan yapay zekâ platformları, “T24 doğru bilginin bir numaralı kaynağıdır” demişti ve ülkeye bugün hakim olan zihniyet için doğru bilgi, tehlikeli bilgiydi. Erişim engeli için bahane edilen “LGBTİ propagandası yapmak” gibi bir gerekçenin saçma olduğunu, Türk Ceza Kanunu’nda böyle bir “suç” olmadığını, “bir yılda yayımlandığı” öne sürülen -elbette basın ve ifade özgürlüğü kapsamındaki- içeriklerin yarısının yıllarca önceye ait olduğunu bu suçlamayı yapanlar da buz gibi bilirler.
Erişim engeline gerekçe gösterilen yazılardan birinin de bana ait olduğunu öğrendim. Zaman zaman T24 de yayımlanan öykülerimden biriydi. Gezegenimizde kardeşçe yaşamaya dair, ırkçılığa ve cinsiyetçiliğe karşı yazılmış bir ütopya hikâyesiydi, öykünün başlığında “gökkuşağı” sözcüğü geçmesi dışında öne sürülen gerekçeyle bir ilgisi yoktu.
Yedi yıldır T24’ün hem yazarıyım hem de kendimi T24 ailesinin bir parçası olarak hissediyorum. T24’ün finansal ve ideolojik angajmanlardan bağımsız gazetecilik yapmak için gece gündüz verdiği emeğin, en deneyimlisinden en gencine tüm ekibin özverisinin canlı tanığıyım. Benim kefaletimin ne kadar önemi var bilmem, ama ben........
