menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu’un mektupları

31 57
15.02.2026

DiğerEkonomiTüm HaberlerBasında BugünHava DurumuDövizGaleriKonularMizah DergileriBir Bakışta BugünKitap24

Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu’un mektupları

“...ne zaman hastaneden çıkacağımı bilmiyorum, söylemiyorlar. Deliler içinde sersem sersem ha bugün ha yarın diye atlatılıp duruyorum. Berbat ve pis bir muameleye tabi tutulmaktayım. Hani idam etselerdi daha ziyade doğru bir muamele olurdu...”

Beyoğlu Tünel’de İBB Miras tarafından onarılıp bir kültür mekanı olarak İstanbul’a kazandırılan art nouveau stilindeki bina Casa Botter, ressam, şair, yazar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bu kez mektuplarını, zarflarını, yazışmalarını sergiliyor. Serginin başlığı ‘Sevgilerle,’... Mesele sadece mektup ve zarf değil, çünkü bu mektuplar, mektup zarfları sanatçının hem resim hem şiir hem aşk sırlarını, mahremiyetini açığa vuruyor, üretkenliğini belgeliyor, üretim mecralarının çeşitliliğini de gösteriyor. Yani hepsi bir arada. Fikret Mualla’nın Bedri Rahmi’ye yazdığı, Bedri Rahmi’nin Nazım Hikmet için kaleme aldığı bizim ‘Yiğidim Aslanım’ diye bildiğimiz kendi el yazısı ile ’Zindanı Taştan Oyarlar’ şiiri, birçok üzeri Bedri Rahmi desenli zarf, davetiye, mektup hepsi sergide. Bedri Rahmi’nin kişisel iletişim araçları bunar, hem de sosyal medya fenomeni henüz yokken. Ya bir de e-mail’ler, WhatsApp’lar olsaydı… Bunlar aracılığıyla biz de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eşi ressam Eren, oğlu Mehmet Hamdi, gelini Huguette, kardeşi yazar, akademisyen ve çevirmen Sabahattin Eyüboğlu ve ayrıca Abidin Dino, Orhan Veli, Mustafa Pilevneli, Turan Erol, Fikret Mualla ve dönemin aydınları arasındaki yazışmalara da tanıklık ediyoruz. İBB Miras, İBB Kültür ve Kaş Sanat Galerisi sahibi Sinan Yenilmez’in birlikte hazırladığı bu sergide Bedri Rahmi Eyüboğlu şöyle sunuluyor: “Modern Türk sanatında, evrensel ile yerel arasında bağ kuran ve bu bağı estetik bir üretkenliğe dönüştüren özgün bir sanatçı kimliği ortaya koyuyor. Onun sanatsal pratiği, batı geleneğinin biçimsel olanlarının Anadolu’nun görsel şiirsel ve kültürel belleğiyle biçimlendirdiği çok katmanlı bir yapı, kapsayıcı bir bakıştır...”

Koleksiyon, torunu Rahmi Eyüboğlu’na ait, ben de sergiyi Bedri Rahmi Eyüboğlu vefat ettiğinde 11 yaşında olan torunu Rahmi Eyüboğlu ile gezdim. Rahmi Bey geçen yıl bu sergiyi açmaya karar verince, daha İBB davaları başlamadan önceki Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ve şimdiki Genel Sekreter Yardımcısı Oktay Özel ile sergiyi planlamaya başlamış.

Sergiyi gezmeye başlıyoruz... Yukarıdan iplerle sallandırılan çerçeveler ve duvarlara asılı eski Türkçe el yazısıyla yazdığı ve Latin harflere çevrili mektuplar ve şiirler önünde duruyoruz. Nazım Hikmet’e “Yiğidim Aslanım” diye başlayan mektubu okuyoruz, Adalet Cimcoz’un galerisi Maya için yaptığı Maya Kuşu logolarını görüyoruz, 1938’de Fikret Mualla’nın bir hastanenin sekizinci koğuşundan Bedri Rahmi’ye yazdığı “...ne zaman hastaneden çıkacağımı bilmiyorum, söylemiyorlar. Deliler içinde sersem sersem ha bugün ha yarın diye atlatılıp duruyorum. Berbat ve pis bir muameleye tabi tutulmaktayım. Hani idam etselerdi daha ziyade doğru bir muamele olurdu...” diye şikayetler ile dolu bir mektubu ile geçirdiği zor dönemlere tanıklık ediyoruz. Yukarıdan sallanan çerçevelerin içinde Bedri Rahmi’nin seramik sanatçısı Alev Ebüzziya’ya ‘Alev Reis Merhaba,’ diye başlayan 1958’deki mektubun önü ver arkasını ve ona yaptığı desenleri, 1964 Kıbrıs olaylarından sonra hükümetin aldığı bir kararla, karnında Çetin Altan’ın çocuğu ile Yunanistan’a gönderilen Bedri Rahmi’nin Akademi’deki öğrencisi ressam İvi Stengali’nin, hocasına yazdığı mektubuna bakıyoruz. İlerlemeden, ben Stangali’nin mektubu üzerine hemen “Karadutum, çatalkaram, çingenem/daha nem olacaktın birtanem” diye başlayan şiiri yazdığı Bedri Rahmi’nin aşkı Mari Gerekmezyan ile yazışmaları olup olmadığını soruyorum, Rahmi Bey de “Hayır yok, çünkü Karadut 1945-46-47’de yaşanan bir heyecan. O döneme ait, Mari Gerekmezyan ile mektuplaşmaları bizim elimizde yok. Ancak dedemin günlüğü var. Babam Mehmet, eski Türkçeden tercüme ettirmiş bu günlüğü. Kapağındaki yazı şu: ‘Bunu Okuyan Ölsün’... Ben de torun olarak dört sene önce, okursam dedem bana bir şey demez, benim ölmemi istemez deyip günlüğü elime aldım. Birinci sayfa, ikinci sayfa, üçüncü sayfa, oops çok çok özel, çok duygu yüklü... Dedem bunu kendi rüyası olarak aktarmış, ben onu okumamalıyım dedim ve kapattım, kaldırdım... Herkes yayınla diyor ama bazı şeyler de mahrem kalmalı. Babam yayınlamadı benim de yayınlamak gibi........

© T24