CHP yalnızlaşıyor mu, yoksa muhalefet aynı seçime girmiyor mu?
Özgür Özel’in “ara seçim” çıkışı teknik bir seçim takvimi tartışmasından çok daha fazlasına işaret ediyor. Bu çağrı, bir yandan CHP’ye dönük baskıyı siyasal hamleye çevirme girişimi, diğer yandan da CHP açısından muhalefetin geri kalanına dönük bir yoklama niteliği taşıyor. Kim bu çağrıyı rejimle doğrudan hesaplaşmanın parçası olarak görüyor, kim kendi alanını koruma refleksiyle mesafe alıyor, kim bambaşka bir siyasal öncelikler seti içinden bakıyor? Bugün muhalefet sahasına bakıldığında görülen tam da bu: aynı baskı atmosferi içinde yaşayan, ama aynı siyasal zamanı yaşamayan aktörler.
Türkiye yeni bir seçim dönemine girerken artık alışıldık iktidar-muhalefet dengesi yok. Daha kırılgan, daha parçalı ve daha katmanlı bir siyasal tablo var. Yüzeyde herkes aynı ülkede, aynı ekonomik krizlerin, aynı otoriterleşme baskısının, aynı temsil sorununun içinde. Ama siyasal aktörler aynı dönemi aynı biçimde okumuyor. Aynı rejime itiraz eden partiler, aynı geleceği tarif etmiyor. Muhalefetin neden birleşemediği sorusunun cevabı da tam burada yatıyor.
Siyasetin zemini 2023’ten farklı
2023 seçimleri öncesinde baskın hikâye ittifaklardı. Masalar, protokoller, adaylık formülleri, geçiş planları konuşuluyordu. Bugün o hikâye büyük ölçüde kapandı. Bunun bir nedeni elbette 2023’te yaşanan başarısızlık. Ama asıl önemli neden, içinde bulunduğumuz yeni siyasal zeminin partileri ayrı ayrı konumlara yerleştirmesi. 2024 yerel seçimlerinin ardından ortaya çıkan yeni denge, 19 Mart sonrasında sertleşen baskı iklimi ve Kürt meselesi etrafında açılan yeni süreç, muhalefetin ortak davranma kapasitesini daha da zorlaştırdı. Her partiyi kendi seçmenine, kendi tarihsel hafızasına, kendi risk hesabına daha fazla kapatan bir dönemden geçiyoruz.
Bu nedenle bugün en sık sorulan “CHP neden yalnız bırakılıyor?” (Aynı soru önceki dönemlerde HDP/DEM geleneği için soruluyordu) sorusu anlaşılır ama eksik. Mesele CHP’nin yalnız kalmasının ötesinde. Daha derindeki mesele, muhalefet alanının ortak bir merkez etrafında yeniden toplanmasını zorlaştıran yapısal dağınıklık. İktidarın başarısı da biraz buradan geliyor. Çünkü baskıyı herkese aynı biçimde uygulamıyor. Farklı aktörlere farklı zamanlarda, farklı dozlarda, farklı araçlarla yönelen bir baskı düzeni kuruyor. Böyle olunca muhalefetin tepkisi de eşitsiz, dalgalı ve parçalı hale geliyor. Son yirmi yıllık otoriterleşme deneyiminin en belirgin özelliklerinden biri de buydu. Baskı hiçbir zaman herkes için aynı anda aynı şiddette işlemedi; dolayısıyla ortak tepki de aynı anda ve aynı güçte üretilemedi.
Muhalefet neden aynı hikâyede buluşamıyor?
Bu yeni siyasal zemini muhalefet cephesindeki birkaç aktöre bakarak anlamaya çalışalım.
Bugün bu baskı mekanizmasının ana hedefi CHP. İmamoğlu dosyasından belediyelere, yerel yönetim kapasitesinden örgütsel alana uzanan müdahale hattı, CHP’yi farklı bir siyasi mücadele alanına çekti. Bunun doğal sonucu şu oldu: CHP, önceki dönemde yaptığı gibi geniş koalisyonlar kuran bir aktör görünümünden uzaklaşıp direnci örgütlemeye ve kurumsal varlığını korumaya odaklanan bir hatta çekildi. Bu çizgi anlaşılır ve mevcut şartlarda olması gereken; ama siyaseten maliyetsiz değil. Savunma refleksi güçlendikçe, diğer partiler CHP’yi ortak bir........
