menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yatan kafa, yükselen parmak

14 0
05.07.2026

1995 yılında Tuna Nehri’nde yüzen bir mavna, parçalara ayrılmış dev bir Lenin heykelini taşıyordu. Theo Angelopoulos’un bu sahne ile sormak istediği şey şuydu: Büyük anlatılar çöktüğünde geriye ne kalır, insan bedeni o boşluğun içinde nasıl sessizleşir?

Otuz yıl sonra, 2026 Türkiye’sinde bir stand-up sanatçısı Harbiye Açık Hava Sahnesi’nin ortasına kendi kesik kafasını  -dev, yatık, hiperrealist- bir anıt gibi yerleştirdi. Deniz Göktaş’ın ‘Ölü Deniz’ gösterisindeki bu sahne dekoru, sinemanın hafızasına göz kırpıyor, başka bir şeye dönüşüyordu, günümüz Türkiye’sinde sanatçı bedeninin üzerindeki tehdidin somut, dokunulabilir görselleştirmesine.

2 Temmuz 2026’da Göktaş, İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı. 3 Temmuz’da "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" ve "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarıyla tutuklanarak Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderildi. Bu yazı, iki görüntü arasındaki metaforu değil, iki tarihsel anın birlikteliğini okumayı amaçlıyor: Lenin’in mavnadaki kafası, Göktaş’ın sahne üzerindeki kafası.

Yönetmenliğini Theo Angelopoulos’un yaptığı Ulis’in Bakışı filmindeki ilgili bölümden bir kare

Angelopoulos’un sahnesi: İdeolojinin cenazesi

Ulis’in Bakışı’ filmindeki Lenin sahnesi yalnızca Sovyet ideolojisinin çöküşüne yas tutan bir alegori değildir. Angelopoulos, onu kuşatma altındaki Saraybosna’ya, tarihin parçaladığı bir kente yerleştirir. Siste yüzen heykel, anıtsal ölçeğine rağmen çaresizdir. Bir zamanlar kitlelere yol gösteren Lenin’in işaret parmağı artık gökyüzündeki boşluğu işaret eder. Kıyıdaki halk diz çöküp haç çıkarır, ideolojiyle değil, biten bir çağ ile vedalaşır. Anlamsızlaşmış bir dilin karşısında donakalan halk susar. Büyük anlatı bitmiştir. Angelopoulos bu sahneyi şiirsel bir arşiv olarak tasarlar; kayıp, bellek,........

© T24