menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Güzel günler uzak… Ama nereye uzak?

26 0
05.03.2026

70’lerin başı…

Aziz Nesin kitaplarının satışından elde ettiği tüm geliri Çatalca’da dev bir arsaya yatırmış. Arsa, şırıl şırıl akan bir derenin yanında bir ayçiçek tarlası. O yıllarda oralarda in cin top oynuyor. Ve ülkenin en büyük ve en inatçı yazarlarından biri bomboş arsanın ortasına iki tane çadır kuruyor. Biri uyumak diğeri çalışmak için.

Çünkü bir hayali var.

O arsaya bir ev yapacak. Bir yurt yapacak. Bir dünya yapacak. İmkânsız sanılan bir hayali mümkün kılacak.

Topluyor dönemin tüm edebiyat insanlarını, yazarları, çizerleri, dostlarını otobüslerle o arsaya getiriyor. “Buraya bir vakıf kuracağım” diyor. “Okumak isteyip de okuma imkânı bulamayan yoksul ve meraklı çocuklar için”. “Kendi hayatlarını kurana kadar, kendi ayaklarının üzerinde kalana kadar burada yaşayacaklar” diyor.

Kocaman bir boşluğu gösterip muhteşem bir gelecekten bahsediyor.

Biraz heyecan biraz şüpheyle dinliyorlar onu etrafındakiler. Aziz Nesin’in inadından ve inancından eminler ama yine de sormadan edemiyorlar:

“Burası uzak değil mi?”

Aziz Nesin muhteşem bir cevap veriyor bu soruya.

“Nereye?”

Nesin Vakfı kâğıt üzerinde 1973 yılında kuruldu ve ilk çocuklarını 1980 yılında vakfa aldı. Aziz Nesin 1995 yılına yani ölümüne kadar o vakıfta çocuklarla birlikte yaşadı. Ve öldüğünde vakfın bahçesine gömüldü. Mezarının yerinin bilinmesini istemedi. “Üstümde çocuklar koştursun, oynasın” dedi.

Onun kendi ideallerinden ve itirazlarından yola çıkarak, inşaatından içindeki yaşama kadar her detayını bizzat kurguladığı, sistemini özenle oluşturduğu vakıf, içinde çocukları ve gönüllüleriyle o günden bugüne ayakta kalmayı bir şekilde başardı ve ülkede artık kimsenin değer vermediği fırsat eşitsizliğiyle savaşmayı bir başına sürdürüyor.

Tıpkı Aziz Nesin’in hayal ettiği gibi bahçesinde çocuklar neşeyle koşuşturmakta, odalarında huzurla uyumakta. Hepsi civardaki devlet okullarına gidiyorlar, gönüllü hocalardan özel dersler alıyorlar, tüm vakıf halkı bahçede yetiştirilen organik otlarla yapılmış salataları, sebzeleri, yemekleri herbirlikte pişirip herbirlikte yiyorlar. Çocuklar burada tartışmayı, düşünmeyi, ortak karar almayı, başkalarına saygı duyarak bir arada olmayı, özgüven ve sorumluluk taşımayı, iyi bir insan olmayı, soru sormayı, merak etmeyi öğreniyorlar. Yani inançla inadın kanadına tutunup yarım asır önceden bugünlere kadar gelebilen ütopik bir yaşam modeli uzaklarda bir avuç gönüllü insanla bir vakıfta gerçekleşebilmekte…

Nesin Vakfı bir hayır kurumu değil, bir toplumsal adalet modeli. Bu modelin çekirdeğinde fırsat eşitsizliğini en temel sorun olarak gören bir yazarın bireysel yoksulluk deneyimi, adaletsizliğe öfkesi, adil bir düzen üzerine gelecek inşa etme azmi ve en önemlisi de ahlâki sorumluluğu var.

Bugün devletlerin hiçbirinde ve halkların büyük çoğunluğunda o ahlâki sorumluluk olmadığı için çocuklarını çoktan gözden çıkarmış bir dünyada yaşıyoruz.

Bir gözümüzden bombalanan okullarda öldürülen öğrenciler, diğer gözümüzden bir tarikat kıskacında hayatı karartılıp annesiyle birlikte büyük bir ihtimalle öldürülmüş olan minicik bir kız çocuğu için akan yaşların gücü, düzeni değiştirmeye yetmiyor. Çünkü aklımız, başka bir ahlâkın mümkün olabileceğini almıyor ama başka bir ahlâka olan inancı öldürerek işleyen korkunç bir sistemin esiri olmaktan başka çaremiz olmadığına yatıyor.

O yüzden doğru soruları sormuyor, doğru soruları sormadıkça da yanlışın kullanışlı bir parçası olmaktan kurtulamıyoruz.

Bu ülke bugünlere gelmesin diye canını ortaya koyarak sözünü sakınmadan söyleyen, teorik ve pratik tutarlığının nasıl mümkün olabileceğini bizzat kendi tercihleriyle çok etkileyici bir şekilde örnekleyen Aziz Nesin’in hayal etmekle kalmayıp sürdürülebilir bir temelin üzerinde gerçekleştirdiği bir ideale bakıp soru sormaya şuradan başlayabiliriz;

Evet şu an bu ülke ve hatta bu dünya için güzel günler çok uzak gibi görünüyor.

Ama o uzak… nereye uzak?

Hayata baktığımız yere olmasın?

Ya da hayatta durduğumuz yere?

 

 

 

 


© T24