Somaliland yolunda
Diğer
04 Ocak 2026
Somaliland gençleriyle...
Sanıyorum, bugün tartışılan “Somaliland”i ilk gören Türk gazeteci ben oldum!
Somaliland, Somali’nin kuzeyinde, Hint Okyanusu’na sırt vermiş, Afrika’nın boynuzundaki yalnız topraklardı o zamanlar.
Çok şeyin değiştiğini pek sanmıyorum!
Görseniz, bugünkü çekişmeye anlam veremezsiniz!
Çorak, çöl, çalı, rüzgar, susuz!
Yani hiçbir cazibesi olmayan kurak topraklar.
1991 yılında bağımsızlığını ilan etmiş ama İsrail dışında kimse tanımıyor.
Bu yoksul toprakları bir ülke olarak tanımanın anlamını çözmek zor!
İsrail’in hesabı: Somaliland’e el koyup, orada üsler kurmak, Gazzeli Filistinlileri bu ıssız topraklara hapsetmek, Babülmendep Boğazı’nı kontrol altına alarak Kızıldeniz’e hakim olmak, Mısır ekonomisine darbe vurmak ve Türkiye’nin Somali’deki çalışmalarına çelme takmak!
İş kavga olsun! Yeter ki dünya rahat bir nefes almasın!
Neyse!
Siyasi söylemleri bilenlere bırakıp, maceramıza dönelim.
Gerçekten de sıkı bir macera!
İşte yıllar sonra belleğime üşüşenler:
Yolculuk İstanbul’dan başladı.
Ambarları un ve pirinç çuvallarıyla dolu küçük bir şileple. Yük, Etiyopya’daki aç insanlara gidecek!
Ben de gemide, küçük bir kamaradayım.
Yolculuğu o günlerde çalıştığım gazeteye haber yapacağım. Sanırım denizdeki macera 15 gün sürecek: Marmara, Ege, Akdeniz, Mısır, Süveyş, Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve Hint Okyanusu.
Git git bitmeyen bir sefer!
Bir çanta dolusu kitap var yanımda. Onlara güveniyorum.
Kimseyi tanımıyorum gemide. Genç kaptanlar, gemiciler çok cana yakın.
Benim aklım fikrim mutfakta! Gemilerde personele çok lezzetli yemeklerin çıktığını söylemişlerdi!
Buzluklar, deniz suyunda dondurulmuş palamutlarla dolu. Etler lop lop… Sebzeler, sanki yeni toplanmış gibi zümrüt yeşili. Fırından gelen ekmek kokusu dayanılacak gibi değil!
Mutfak teftişi içimi rahatlattı. Anlaşılan yol boyu damağımla kavga etmeyeceğim!
Tanıştık, el sıkıştık, rotayı konuştuk ve demir aldık. Gidiyoruz!
Hava güzel. Gökyüzünü geceleri dolunay aydınlatıyor. Yakamozlar dalgalarla haşır neşir...
Bana, kıçta bir masa hazırladılar. Yemeğimi yol boyunca burada, dalga sesleri eşliğinde yiyeceğim.
Aşçıdan torpilliyim.
Bana yemeklerin yanı sıra özel mezeler hazırlıyor. İçki, ben hariç herkese yasak. Tuzlu suyun içinde donan palamutlar, sanki biraz önce oltadan çıkmışçasına taze.
Ege ve Akdeniz bitti. Meğerse deniz yolculuğunda kitap okumak zormuş! Dalgalar bakışlarımı çalıp, gidiyor.
Mısır’da, Süveyş Kanalı’na önden girmek için kılavuzlara 4-5 karton sigara veriyoruz.
Racon böyleymiş.
İki yanı çölle kaplı, sıkıcı bir kanal!
Sonra Kızıldeniz. Kızıllıkla pek alakası yok. Beyaz köpüklerle oynaşan, lacivert bir deniz. Sadece kıyılara yakın yerlerde kırmızılıklar göze çarpıyor. Bunun nedeni de, kırmızı mercan kayalarının renginin Kızıldeniz’e yansımasıymış. Adını buradan aldığı söyleniyor.
Kaptan, baştan sona iki bin kilometre uzunluğunda olduğunu açıklıyor.
Git git bitmeyen bir deniz!
Yemen ile Cibuti arasındaki Babülmendep Boğaz’ını geçip, Hint........
