menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyanın sonu torbanın içinde!

42 0
15.03.2026

“Buldum… Buldum… Buldum…”
Neyi derseniz, insanlığın sonunun nasıl olacağını buldum.
İnsanlığı, önce savaşlar, kalanları da plastik ve ondan türeyen mikroplastikler bitirecek!
İki kere iki nasıl dört ediyorsa, benim buluşum da bu kadar kesin.
Bu yazıda size, bütün dünyanın bildiği bir konuyu (belayı) anlatacağım (hem de pazar pazar…)
Konunun başlığı: Plastik.
Yani bulunduğu 1700’lü yıllardan beri insanlığın baş belası olan bir madde.
Size, “plastik kullanmayın” diye bir öneride bulunmayacağım.
Çünkü soluduğumuz havada, içtiğimiz suda, yediğimiz her şeyde mikroplastik parçacıkları var!
Geçmiş olsun!
Yaklaşık 350 yıldan beri plastikle kucak kucağayız! Onun için telaşlanmayın!
Koyverin gitsin artık. Çünkü kurtuluş yok.
Neden mi?
Bilim insanları, bir plastik torbanın veya eşyanın, yeryüzünden yok olması için en az 430 yıl geçmesi gerektiğini öne sürüyorlar.
Yani, yarın bütün dünyada plastik üretimi dursa, kimse plastik kullanmasa da son gün bırakacağımız plastik artıklar, tam 430 yıl sonra ortadan kalkacak. Basit bir hesapla, ancak 8. veya 9. kuşağımız plastikten arınmış bir dünyada yaşama şansına sahip olacaklar.
Bu hesap gözle görülen plastikler için yapılıyor.
Göremediklerimiz bu hesabın dışında. Kimse onların ne zaman yok olacağını henüz bilmiyor.
“Benden sonra tufan” zihniyetine sahip olan bu dönem insanlığının, 9. kuşak sonrasını düşüneceğini pek sanmıyorum!
Yanlış anlamayın! Bizi zehirleyen plastik dediğim, alışveriş torbaları, çöp torbaları, su bidonları, plastik tabaklar, yiyeceklerin sarıldığı incecik plastikler, çocukların emdiği biberonlar, kadınların makyaj malzemesi atıkları, aklınıza gelecek milyonlarca plastik eşya değil. Onları şimdilik görüyoruz, solumuyoruz ve yemiyoruz. Bize zarar verme formuna henüz bürünmemişler.
Uzatmayalım, sözümüz “mikroplastiklere”.
Kim bunlar?
Anlatalım!
Mikroplastik dediğimiz şey, yüz yıllar içinde ufala ufala, beş mikrometreden daha küçük boyutlara ulaşan plastikler. Yani saç telinden bile 4-5 kat daha ince “kamikazeler”. Yani ölüm makineleri.
Onları asla göremezsiniz. Ama soluduğunuz havayla ciğerlerinize çekebilirsiniz. Veya her şekilde sindirim sisteminize dâhil edebilirsiniz!
Yani onlardan asla kurtulamazsınız.
Ölünceye kadar en kaliteli maskeleri takarak yaşamak isterseniz, belki ciğerlerinizi kurtarabilirsiniz. Ama yiyecekler ve içecekler yoluyla vücudunuza girmelerine engel olamazsınız.
Yapılan araştırmalar, dünyada bugün yaklaşık 6 bin 300 milyon ton plastik biriktiğini söylüyor.
Araştırmalara göre sadece Akdeniz’e günde 730 ton plastik eşya atılıyor. Tüm Avrupa’nın çöp tenekelerinden ise yılda 27 milyon ton plastik çıkıyor.
Yine yapılan araştırmalarda, dünyadaki her 10 kişiden yaklaşık 8’inin kanında mikroplastik parçalarına rastlanmış.
Kanda en yaygın bulunan mikroplastik türü, gıda ambalajlarını, içecek şişelerini üretmek için kullanılan PET türü plastik.
Bir diğer tür ise plastik poşetlerin üretildiği polietilen.
Bu beladan kaçıp kurtulmak da mümkün değil, çünkü mikroplastikler dünyanın her yerinde!
Hatta, insanoğlunun henüz ayak basmadığı Güney Kutbu’nda, buzulların altındaki suda bile görüldüler. Everest’in zirvesinde bile tespit edilmiş.
Yani artık plastikle sarılmış bir evrende yaşıyoruz.
Kaçış yoksa ne yapacağız?
Vücudumuzun bu duruma hızla uyum sağlaması için dua edeceğiz.
Yani ciğerlerimizin, plastikli havayla kan temizleme yetisinin gelişmesini bekleyeceğiz.
Midemizin ve bağırsak sistemimizin, plastikli beslenme yetisini bir an önce geliştirmesi için dua edeceğiz.
Yani organlarımızın bu yeni maddeyle yaşayabilme yeteneğini (evrimleşmesini) kazanması için her yolu deneyeceğiz.
Bu konuda, yüzyıldan beri kansere çözüm bulamayan araştırmacılara sığınacağız.
Başka çaremiz var mı? Bilemiyorum!
430 yıl sonraki insanlığı düşünecek kadar uzak görüşlüysek, bilim adamlarına, çözüm üretmeleri için dua edeceğiz. Ki bilim, bugüne kadar, birçok imkânsız olayı çözmeyi başardı, bunu da başarır diye umut edeceğiz.
Dünyanın çeşitli üniversitelerinde yapılan araştırma sonuçlarını aktarıp, moralinizi biraz daha bozmaya çalışayım:
Hollanda’da da yapılan bir araştırma, 22 kişinin 17’sinin kanında mikroplastik parçacıklar görüldü.
Başka bir araştırmada, mikroplastiklerin hamilelerin tansiyonunu yükselttiğini, bunun da anne karnındaki çocuklarda birtakım sakatlıklara yol açabileceği belirtildi.
Pekin’de, Anzhen Hastanesinde çalışan bilim adamları, kalp damarlarında mikroplastik bulunduğunu, bunların zaman içinde tıkanıklara neden olacağını belirttiler.
Çinli araştırmacılar ayrıca iki büyük kentin üstündeki bulutların mikroplastiklerle sarıldığını, bunun da iklim değişikliklerine neden olacağını öne sürdüler!
New York Üniversitesi bilim insanları, yapılan bir araştırmada, 10 prostat kanseri tümörünün 9’unda mikroplastik parçacıkları bulunduğunu belirttiler.
Ayrıca bu plastiklerin, rahim ağzı kanserine neden olduğu vurgulandı.
Kanada’da McGill Üniversitesi araştırmacıları, yapısında polietilen bulunan çay poşetlerinin, 95 derece kaynayan suda bir mikroplastik bombasına dönüştüğünü saptadılar.
Ayrıca kan-beyin bariyerini zayıflattıkları ve birtakım çözümsüz hastalığa neden oldukları öne sürüldü.
Bu mikroplastik belasının 2040 yılına kadar, şimdikinin iki katı miktara çıkacağı da müjdelendi!
Bir de günah çıkartmak istiyorum:
Bugüne kadar yazdığım birçok yazıda, küçük balıkları yemenizi önermiştim. Meğerse hem kendimi hem de sizleri kandırmışım.
Suyun yüzeyine yakın yüzen bu balıklar, büyük balıklardan daha çok mikroplastik içeriyorlarmış.
Yeterince moralinizi bozabildim mi, bilemiyorum.
Onun için füzelere, silahlara boşuna para harcamayın. Mikroplastikler insanlığı yok etmek için görevlerini yerine getiriyorlar.
Siz, kalan zamanınızı keyifle yaşamaya bakın!


© T24