menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vietnam Savaşı'ndan alınacak dersler

22 0
12.04.2026

Eğer bir siyaset bilimi ya da tarih hocasıysanız, çevrenizdekiler sizden her konuda ukalalık yapmanızı bekliyorsa ve hafızanız yerindeyse uzun yaşamanın az sayıdaki avantajlarından biri önemli tarihi olayları herkesten iyi hatırlamanızdır. Öğrencileriniz kitaplardan okuyup öğrenirler, oysa siz onları kendiniz yaşamışsınızdır.

Küba füze krizi mi? Rahmetli babam Prof. Fahrettin Çiçekdağ bize dünyanın öbür ucundaki bir anlaşmazlık yüzünden Sovyetlerin de bizi bombalayabileceklerini söylemişti.

İsrail ile komşuları arasındaki Altı Gün Savaşını Ankara’da tuttuğumuz bekâr evinde sevgili Mülkiyeli kardeşlerim Selahattin Alpar ve rahmetli Vedat Sertoğlu ile heyecanla tartıştığımızı hatırlıyorum. Çöldeki postal yığınları hala gözümün önündedir.

UC Berkeley’de İranlı kız arkadaşım Jale bana “Tamam, Şah’a karşısın, ama o giderse mollaların başa geleceğini unutma” demişti.

11 Eylül 2001’de ABD’deydim. Terör saldırısının uzmanıyımdır.

Ülkemizdeki 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbeleri bizim kuşaktan sorulur.

Gençliğimde ona karşı protestolara hem Türkiye’de hem de ABD’de katıldığım için olsa gerek bende en fazla iz bırakan tarihi olay Vietnam Savaşıdır. İki milyon sivilin öldüğü ve inanılmaz sosyal, psikolojik, ekonomik ve çevresel felaketlere yol açan bu savaş günümüzün İran Savaşı gibi ilan edilmemiş bir savaştı.

Vietnam Savaşı’nın görünmeyen enkazı

Geçtiğimiz yüzyılın ortalarında Güneydoğu Asya’nın balta girmemiş ormanlarında patlak veren Vietnam Savaşı insanlık onurunun, doğanın ve toplumsal yapının uğradığı devasa bir yıkımdı. Tüm tarafların kaybettiği, kazananın olmadığı bir Pirus zaferiydi.

Vietnam Savaşı’nın yarattığı tahribat basit bir galibiyet-mağlubiyet denkleminin çok ötesinde derin ve kalıcı izler bıraktı.

Ekolojik yıkım ve Agent Orange felâketi

Savaşın en karanlık miraslarından biri ABD ordusunun gerillaları saklandıkları bitki örtüsünden mahrum bırakmak için kullandığı Agent Orange adlı herbisitti. Bu kimyasal yalnızca ormanları yok etmekle kalmadı, tüm ekosistemi zehirledi.

Toprağa ve suya karışan dioksin nesiller boyu süren doğum kusurlarına, kanser vakalarına ve genetik bozukluklara yol açtı.

Doğa kırıma uğradı. Milyonlarca dönümlük tarım arazisi ve orman uzun süre verimsizleşerek bölge halkını açlığa ve sefalete mahkum etti.

Savaşın en ağır faturasını hiç kuşkusuz siviller ödedi. ABD’nin bombayla barışı sağlama stratejisi Laos ve Kamboçya’ya sıçrayan saldırılarla birlikte tahmini iki milyon sivilin ölümüne yol açtı. Yakılan köyler, katledilen hayvanlar, yerinden edilen dört milyondan fazla insan yaşanan felâketin katmanlarıydı.

Vietnam topraklarında hâlâ tahminen 800 bin ton patlamamış mühimmat gömülü duruyor. Savaş bittiği günden bu yana 40 binden fazla Vietnamlı bu mayınlar yüzünden hayatını kaybetti ve on binlerce kişi uzuvlarını yitirdi.

Toplumsal ve psikolojik çöküş

Vietnam’dan sağ olarak geri dönen askerler büyük ölçüde değişmişlerdi. Vietnam modern tıp literatürüne Post-Travmatik Stres Bozukluğu (PTSD) kavramını yerleştirdi.

Cepheden dönen askerler işledikleri ve tanık oldukları şiddetin yüküyle topluma uyum sağlayamadı. İntiharlar, uyuşturucu bağımlılığı ve evsizlik bu kuşağın kaderi oldu.

Vietnam’da savaşan Amerikalı askerlerin yarıya yakını travma sonrası stres bozukluğu yaşadı. İntihar edenlerin sayısı savaşta ölenlerden fazlaydı.

Milyonlarca Vietnamlı sivil hava bombardımanları ve kara operasyonları sırasında hayatını kaybetti, sakat kaldı veya mülteci konumuna düştü. Aile yapıları parçalandı ve nesiller savaşın gölgesinde büyüdü.

Vietnam’da işkence görmüş, tecavüze uğramış, ailesini gözü önünde kaybetmiş yüz binlerce insanın psikolojik yarası sarılmadı.

Güven bunalımı ve siyasi kutuplaşma

Vietnam Savaşı demokratik sistemlerde halk ile devlet arasındaki güven bağını kökünden sarstı.

ABD’de Pentagon Belgeleri ile ortaya çıkan gerçekler ve Başkan Nixon’un istifasıyla sonuçlanan Watergate skandalı hükümetin halka yalan söylediğini kanıtladı. Bu durum vatandaşın devlet kurumlarına olan inancını kalıcı olarak zedeledi ve bir güven boşluğu yarattı.

Savaş karşıtı protestolar ve kuşaklar arası çatışma toplumda onarılması güç ideolojik yarıklar açtı. Barış yanlıları ile savaş destekçileri arasındaki gerilim kültürel bir savaşa dönüştü. Kutuplaşma arttı.

Savaş Amerikan toplumunda derin yaralar açtı. Gallup anketlerine göre 1971’de halkın sadece yüzde 28’i savaşı destekliyordu. Başkan Johnson’ın “Büyük Toplum” hayalleri savaş harcamaları yüzünden suya düştü. Kongre 1973’te Savaş Yetkileri Yasası’nı geçirerek başkanın savaş ilan etme yetkisini kısıtladı.

Dünya genelinde halk hükümetlerinin söylediklerini daha fazla sorgulamaya başladı. Vietnam’la modern siyasi şüphecilik başladı.

İnsan hakları söyleminin yükselişi

My Lai Katliamı’nın ortaya çıkması ve savaş muhabirlerinin bağımsız haberleri vicdani ret kavramını tüm dünyaya yaydı. Bugünkü uluslararası insancıl hukukun temelleri Vietnam’daki savaş suçları raporlarıyla atıldı. Ancak söylem yükseldi, ama eşitsizlik azalmadı.

Ekonomik tahribat

Savaşın maliyeti sadece canla değil, devasa ekonomik kaynakların israfıyla da ölçüldü. Milyarlarca doların silahlara harcanması ABD’de eğitim, sağlık ve altyapı yatırımlarının aksamasına neden oldu. Vietnam tarafında ise savaş sonrası toparlanma süreci ekonomik ambargolar ve altyapının tamamen yok edilmesi nedeniyle on yıllarca gecikti.

Vietnam Savaşı sınırlı bir müdahalenin nasıl gittikçe büyüyüp kontrol edilemez bir insani ve ekonomik felakete dönüşebileceğinin en somut örneğidir.

Amerikan gücünün sorgulanması

ABD II. Dünya Savaşı sonrası kendisini yenilmez bir süper güç olarak konumlandırmıştı. Ancak Vietnam bu algıyı paramparça etti. Küçük ve yoksul bir ülke karşısında yaşanan başarısızlık dünya genelinde ABD’nin askeri ve siyasi kapasitesine dair ciddi şüpheler doğurdu.

Bu durum uluslararası sistemde domino etkisi yarattı. Soğuk Savaş’ın dengeleri sarsıldı. Sovyetler Birliği ve müttefikleri ABD’nin zayıfladığını düşünerek daha cesur hamleler yapmaya başladı. Küresel rekabet artık sadece güç üzerinden değil, algı ve prestij üzerinden yürütülüyordu.

Savaşın sonucu güçlünün her zaman kazanmadığı gerçeğinin tesciliydi. ABD dönemin en gelişmiş teknolojisine sahip olmasına rağmen Vietnam köylerindeki gerilla direnişini kıramamıştı. Bu durum Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünyasında süper güçlere karşı başkaldıran üçüncü dünya ülkelerine ilham verdi. Angola, Mozambik ve Nikaragua gibi ülkelerdeki ulusal kurtuluş hareketleri Vietnam’ı örnek aldı.

Sovyet bloğu içinde çatlak

Çin ve Sovyetler Birliği, Kuzey Vietnam’a ayrı ayrı destek verdiler. Zamanla bu destek rekabete dönüştü. Mao, Brejnev’in yumuşama politikasını ihanet olarak nitelendirdi. Vietnam’ın birleşmesi aslında Çin-Sovyet ayrışmasını derinleştirdi. 1979’da Çin’in Vietnam’ı cezalandırmak için kısa süreli bir savaş başlatması komünist dünyanın ne kadar bölünmüş olduğunu gösterdi.

Kamboçya’da Kızıl Kmerler’in iktidara gelmesi ve Laos’ta yirmi yıl süren iç savaş domino teorisinin kendini gerçekleştiren kehanetine dönüştü. Fakat bu domino ABD’nin korktuğu gibi komünizmin yayılması değil, tam tersine düzensiz şiddetin ve soykırımın yayılması oldu.

Vietnam sendromu

Vietnam’dan sonra ABD’de Vietnam Sendromu olarak adlandırılan bir kavram ortaya çıktı. Artık siyasetçiler uzun ve belirsiz askeri müdahaleler konusunda çok daha temkinli davranmak zorundaydı. Halkın desteği olmadan savaşı yürütmenin mümkün olmadığı acı bir şekilde öğrenildi.

Bu sendrom ilerleyen yıllarda ABD dış politikasını doğrudan etkiledi. Müdahaleler daha sınırlı, daha hesaplı ve çoğu zaman dolaylı yollardan yapılmaya başlandı. Açık savaşların yerini vekalet savaşları aldı.

Ancak Irak, Afganistan, İran derken Vietnam sendromunun tarihe karıştığını söylemek yanlıştır. Çünkü imparatorluklar akıllanmaz, sadece yorgun düşer.

Vietnam Savaşı amacına ulaştı mı?

Vietnam Savaşı’nın amacı ABD açısından komünizmin Güney Vietnam’a yayılmasını engellemek, domino teorisi gereğince tüm Güneydoğu Asya’nın Sovyet etkisine girmesini durdurmaktı. Bu hedefe ulaşılamadı.

ABD’nin savaştaki amaçları arasında Güney Vietnam rejimini korumak vardı, ancak bu rejim çöktü. Washington bölgede istikrar sağlamayı hedefliyordu, ama sonuç milyonlarca ölü, mülteci krizi ve nesiller boyu sürecek travmalar oldu.

ABD 1975’te Saygon’un düşüşüyle birlikte savaşı askeri ve siyasi olarak kaybetti. Kuzey Vietnam zaferiyle ülke birleşti ve komünist bir devlet kuruldu. Kamboçya ile Laos da komünist yönetimlere teslim oldu. Yani domino teorisinin bizzat kendisi gerçekleşti.

ABD büyük bir ekonomik maliyet, on binlerce asker kaybı ve ciddi bir uluslararası prestij kaybı yaşadı. Ayrıca iç politikada derin bölünmeler ortaya çıktı, devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisi zedelendi.

Buna karşılık Kuzey Vietnam ve Vietkong açısından savaş stratejik bir başarıyla sonuçlandı. Daha zayıf kaynaklara sahip olmalarına rağmen uzun süreli direniş ve gerilla taktikleriyle hedeflerine ulaştılar.

Vietnam Savaşından çıkarılacak beş ders

Yarım asır sonra uluslararası ilişkilerden askeri stratejilere, kamuoyu yönetiminden liderlik psikolojisine kadar uzanan geniş bir alanda Vietnam Savaşı’nın etkileri hâlâ hissedilmektedir. Her savaş gibi Vietnam da yıkımıyla değil, bize verdiği derslerle anılmayı hak eder.

Askeri güç tek başına siyasi çözüm getirmez

ABD Vietnam’a atılan milyonlarca ton bombayla, sayısız uçak, gemi ve en ileri teknolojik olanaklarla girdi. Ancak Vietkong gerillalarının ormanlardaki direnişini kıramadı. Kuzey Vietnam ve Vietkong için savaş bağımsızlık ve birleşme mücadelesiydi. ABD için ise soğuk savaşın bir uzantısıydı. Bir taraf için varoluş, diğer taraf için prestij meselesi olunca sonuç belliydi.

Askerî güç siyasi meşruiyetin yerini tutamadı. ABD Güney Vietnam hükümetini destekledi ama bu destek yerel halkın güvenini kazanamadı. Hükümetin yolsuzluk skandalları halk gözünde meşruiyetini yitirmesine neden oldu.

Halkın kalbini kaybedenler savaşı çoktan kaybetmişlerdir.

Bir avuç kavrulmuş pirinçle bir hafta savaşan, gündüz külahlı gece silahlı, parmak arası terlikli ve inançlı köylüleri yenmek zordur

Vietnam dünyanın en gelişmiş askeri gücünün sadece teknoloji ve ateş gücüyle bir savaşı kazanamayacağının en somut kanıtıdır. B-52 bombardıman uçakları ve napalm bombaları bir halkın bağımsızlık ve hayatta kalma iradesini kırmaya yetmemiştir.

Yerel halkın kalbini kazanmadığınız sürece sahadaki en gelişmiş silahlara sahip olmak yalnızca bir istatistiktir.

Yoksulluk çekmeye alışmış, bir avuç kavrulmuş pirinçle bir hafta savaşan, gündüz külahlı gece silahlı, parmak arası terlikli ve inançlı Vietnamlı köylüler kendilerinden çok iyi beslenen süper donanımlı ABD’li askerleri yenmişlerdir.

Halkın desteği olmadan hiçbir savaş kazanılamaz

Vietnam televizyon çağının ilk oturma odası savaşıydı. My Lai Katliamı, napalm saldırıları, yanmış çocuk fotoğrafları, bayrağa sarılmış asker tabutları ve savaşın tüm dehşeti her akşam Amerikan evlerinde canlı yayınlandı. Kamuoyu savaşın meşruiyetini sorgulamaya başladı.

Medya savaşın ikinci cephesiydi. Cepheden gelen görüntüler resmi açıklamalarla çeliştiğinde ortaya çıkan güven boşluğu toplumsal bir tepkiye yol açtı. Vietnam’da oğullarını kaybeden anne ve babalar milletvekillerine baskı yaptı. Kongre savunma bütçesini kısıtlayınca Başkan askerlerini çekmek zorunda kaldı.

Vietnam’dan sonra devletler bir savaşa başlarken sadece düşmanın askerî kapasitesini değil, kendi halkının tahammül sınırlarını da hesaba katmak zorundadır. Günümüzün sosyal medya çağında bilginin hızı ve etkisi o günlerden çok daha yıkıcıdır.

Yerel gerçeklikleri küçümsemek büyük bedeller ödetir

Amerikalılar Vietnam’ı ve Vietnamlıları iyi tanımıyordu. Oysa gerillalar için her pirinç tarlası, her bambu ormanı bir kaleydi. Savaşan tarafın coğrafyasını, tarihini, kültürünü anlamayan büyük güç kendi teknolojik üstünlüklerinin tuzağına düştü.

Coğrafyayı ve toplumu anlamadan savaş kazanılamazdı. Vietnam’ın ormanları, pirinç tarlaları ve köy yapısı Washington’daki strateji masalarında çizilen haritalardan çok daha değişik ve çok boyutluydu. Harita üzerindeki zaferler sahadaki yenilgileri gizleyemedi.

Vietnam Savaşı asimetrik bir çatışmaydı. Düzenli orduların kendisi gibi davranmayan gerilla taktiklerine karşı ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi. Karmaşık tünel sistemleri, bubi tuzakları ve orman örtüsünü kullanan Vietkong stratejisi konvansiyonel öğretileri altüst etti. Bu ders bugün vekâlet savaşları ve hibrit çatışmalarda hâlâ en geçerli kuraldır.

Biz biliriz” edasıyla girilen tüm savaşlar Vietnam benzeri bataklıklara dönüşmeye mahkûmdur.

Hiçbir güç kendisinden daha küçük bir ülkeyi kolay lokma olarak görmemelidir. Çünkü o küçük ülke kendi toprağında savaşmaktadır. Tarih bize ev sahibinin her zaman avantajlı olduğunu söyler.

Savaştan çıkış stratejisi giriş stratejisinden daha önemlidir

Vietnam üç ABD Başkanı eskitti. Kennedy, Johnson ve Nixon Vietnam’a her gün biraz daha battılar, sonunda onurlu barış adı altında çekilmek zorunda kaldılar.

Savaşa girerken “Nasıl kazanırız?” sorusu kadar, “Nasıl çıkarız?” sorusu da sorulmalıdır.

Savaş bir bataklıktır. Girdikten sonra sizi daha fazla içine çeker ve dış yardım olmaksızın kurtulmak zordur.

Bir çatışmaya girmek kolay, ancak oradan onurlu ve istikrarlı bir şekilde çıkmak dünyanın en zor zanaatıdır. Vietnam kademeli tırmandırma politikasının nasıl bir çıkmaza dönüştüğünü gösterdi. Küçük bir askeri danışman grubuyla başlayan süreç 500 binden fazla askerin görev aldığı devasa bir felakete evirildi.

Vietnam Savaşı tüm ülkeler için bir uyarı levhasıdır. Silahlar sadece savaşın aracıdır, asıl savaş insanların kafasında ve kalbinde kazanılır. Bugün Ukrayna’da, Gazze’de ve Sahel’de akan kan savaşların kolay başladığını ama zor bittiğini gösterir. Genelde silah tüccarlarının dışında savaşların kazananı olmaz.

Bu dersleri unutan ülkeler Vietnam’ı yeniden yaşamaya mahkûmdur.

Portakal saçlı ve fondötenli deli kral Trump’a kıyak çekmek istemem ama kendi iyiliği için tavsiyem İran’da Vietnam’dan beter bir bataklığa saplanmadan önce zafer ilan edip güçlerini hemen geri çekmesidir.

Bob Dylan: Masters of War


© T24