menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Askeri mahkemelerde bile gazeteciler öndeydi

17 0
16.03.2026

Televizyon haberciliğinin ilgili ilgisiz, ne olursa olsun “mutlaka ekranda görüntü olsun hastalığı” Ekrem İmamoğlu/ İBB davasında da nüksetti.

NOW TV, Habertürk, NTV gibi kanallar, davanın başladığına ilişkin haberlerinde gözaltına alınan CHP’lilerin polis eşliğinde tek sıra yürütülürken çekilmiş görüntülerini yayımladılar yine. Bu “polis şovu”na alet olmanın anlamını, yanlışlığını daha önce de yazmıştım. O görüntülerin muhataplarında yarattığı etki, Aykut Erdoğdu’nun duruşmadaki savunmasında kendini gösterdi:

"Benim bir tane oğlum var ya; altı ay boyunca bütün televizyonlarda polisin yanında beni gösterdiler. Ya Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yakışıyor mu Sayın Başkan? Ben kesin hükümlüymüşüm gibi davranılıyor. Elinizi vicdanınıza koyun.” 

Kesinlikle haklı Aykut Erdoğdu. Muhalif medya onları hükümlü gibi gösteren bu görüntüleri özensizlikten kullanıyor olabilir, ama iktidar medyası bunların işlevinin farkında olsa gerek.

Nitekim dava başlarken iktidar medyasında “Suç örgütü için hesap vakti” (Akşam) “Kayıp 53 milyarın hesabını verecek” (Sabah), “İmamoğlu ve çetesi’ için hesap vakti” (Türkiye), “Ekrem ve çetesi hâkim önünde” (Yeni Akit), “Asrın yolsuzluğunda hesap zamanı” (Yeni Şafak) başlıkları atıldı. Hüküm içeren, yargılayan bu başlıklar, “polis şovu” görüntüleri ile uyumlu.

Gazetecilerin, hiç kimseyi daha yargılanmadan “suçlu” olarak damgalamaya hakkı olamaz. Tabii gazetecilerin görevleri arasında yargılanan insanları savunmak da yoktur. Önemli olan, suçlamalar kadar savunmaları da dengeli ve adil biçimde yansıtarak, toplumu bilgilendirmektir.

Kuşkusuz toplumu bilgilendirme işlevini yerine getirebilmek için davayla ilgili belge ve bilgilere erişebilmek, duruşmaları da sağlıklı biçimde izleyebilmek gerekir. Ancak anlaşılan İBB davasında gazeteci arkadaşlarımızın çalışma koşulları çok elverişsiz. İlk gün arka sıralara itilmişlerdi, sonradan not alabilecekleri masa düzeneği de olan ön tarafa geçtiler. Fakat hâkim, son gün yine gazetecileri arkaya göndermek istedi, onlar da haklı olarak itiraz ettiler bu tavra.

Arkalara geçmek, gazetecilerin “izleyici” kategorisine indirgenmeyi kabul etmeleri demek. Oysa gazeteci, herhangi bir izleyen değildir, kamu adına izleyip aktaran kişidir. Gazetecilerin engellenmesi, toplumun bilgi alma hakkına ve “yargılamanın aleniliği ilkesi”ne zarar verir.

İBB davasında olanları duyunca 12 Eylül darbe dönemindeki askeri mahkemeleri anımsadım. Gazeteciliğimin ilk yıllarıydı. MHP, MSP, Dev-Yol gibi çok sanıklı davalarda basına heyetin yanında yüksekçe platform hazırlanırdı. Küçük salonlarda da özel yerimiz vardı. Duruşmaları, hâkimlerin ve sanıkların hareketlerini görecek, konuşmaları rahatça duyacak şekilde izlerdik.

Tabii kurallar vardı ama askeri hakimler, çalışmamıza pek müdahale etmezlerdi. Düşünün, Cumhuriyet’ten Deniz Teztel, 1984’te, THKP/C Üçüncü Yol Davası’nda sanıklar, tek tip kıyafet dayatmasını protesto için soyunup iç çamaşırlarıyla kaldıklarında fotoğraflarını çekebilmişti.

İBB davası mahkeme heyeti, 12 Eylül hukukundan bile daha geri giden tavrında ısrar etmez umarım…

Basın kartlı sayısındaki müthiş artış!

Basın kartı, gazetecilerin mesleki kimlik kartı olmaktan çıktı artık. Cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere kamu kuruluşlarında bir hükmü yok, ilaveten bir de akreditasyon gerekiyor.

Gazeteci olmayan ve RTÜK, İletişim Başkanlığı gibi medya alanında hizmet veren kamu kurum ve kuruluşlarında enformasyon hizmetlerinde çalışan kamu personeline” ve hatta “medya alanında faaliyet gösteren sendikalar ile kamu yararına faaliyette bulunan........

© T24