menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Devlet bütünlüğü, diploma...

3 0
28.02.2026

50 yıldır “kavram kargaşası” yazar dururum. Ben dil bilgini değilim ancak, Türk dünyasını gezdikten sonra aynı dilin niye müthiş form değiştirdiğini anladığımı sanıyorum. Bence; Cumhuriyet’ten önceki atalarımız, o zamanlara kadar Türkçeyi İtalyanca (Rumca), Antik Anadolu dilleri, Arapça ve Farsça kelimeler ile doldurup “Osmanlıca” dedikleri hibrit bir dil yaratmışlar.

Buraya bir parantez açıyorum; benim bahsedeceğim konunun Kürt vatandaşlarımızın adına birtakım siyasetçilerin ve eski mahkûmların “Kürtleri temsilen” istedikleri dil değişikliği değil. Bu konu hakkında uzun yazacak değilim.

Ancak olup biten hakkında, 82 yılın getirdiği tecrübeye dayanarak söyleyeyim; TBMM’de olanlar ile birlikte Öcalan ve Dem Parti'nin söylediklerini memnuniyet ile dinliyorum. “…entegrasyon; barış yasalarını gerekli kılar!!” buyurmuşlar; o entegrasyon; 19 Mayıs 1919’da başladı, 29 Ekim 1923’te tamamlandı! Üstelik sadece ve tamamen barış ve eşitlik yasaları ile yapıldı. “Osmanlı’da yaşayan 36 etnik grubun her bir ferdi ve temsilcileri “KENDİLERİNİ ENTEGRE EDEREK”, daha önce olmayan, hatta kul, ümmet sayılan bir halktan Türk halkı denilen demokratik, çağdaş bir HALK vücuda getirdiler.

Ve o tarihte bu topraklarda yaşayan 13 milyon insana; ister Hristiyan, ister Müslüman, ister Yahudi; dinsiz, hatta Allahsız, ister Türk, ister Kürt, ister Laz, ister Boşnak, Pomak, hatta Amerikalı olsun; “TÜRK HALKI” dendi. Niye öyle dediklerini anlatan yüzlerce hikâye, tarihî doküman vs. var; siz istediğinizi seçebilirsiniz. Konumuz o değil. Bu ismi dedelerimizin, ninelerimizin verdiğini biliyoruz. Bu bana yeterli. Bazıları bunu öğrenmek için bir asır kadar geç kalmış....

Bu kimseler “Devlet bütünlüğünü esas alan vatandaşlık olmalı!!” buyurmuşlar; Türkçe gramerden sınıfta kaldınız! Başka türlü vatandaşlık ya da devlet mi var??

Ayrıca “Şiddete dayalı siyaset dönemini kapatarak her kesimi bu yönde sorumluluk almağa davet” etmişler. Bu sözlerin muhatabı sadece bu sözleri edenlerdir!! 1984’ten bu yana bunlardan başka şiddete başvuran oldu da biz mi bilmiyoruz?!!

Ancak bütün bu olanlar için içimde buruk bir teselli, hatta sevinç var;

Bu konunun niye buralara geldiğini hepimiz biliyoruz. Devam ederlerse, hatta ABD yöneticilerine rağmen; seçimler Kürt kardeşlerimizin de ciddi katkısı ile AKP, MHP iş birliğinin kaybetmesi ile sonuçlanır. Ben de bunu bekliyorum zaten.

Parantezi kapatıp, “kavram kargaşasına;” geliyorum.

Batı dünyası 15. asırdan itibaren Reform ve Rönesans sayesinde kültür bakımından Doğu’yu (İslam’ı) geçtiler. Buralarda yeni anlayışlar, yeni malzemeler icat edildi. Bu “yeni sözcükler ile ifade edilen şeylere ve anlayışlara Osmanlı yetişemedi” ve atalarımız bunları ifade edecek kelimeleri Batı’dan “evlat edindiler”. Cumhuriyet ile birlikte “T.C. resmî dili” ile “TÜRK HALKININ” yani vatandaşlarımızın konuştuğu dildeki “anlam ya da algı farkı” kaldırılması için çok ciddi gayretler sarf edildi. En önemlisi, alfabe değiştirildi; “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyası (daha çok Rum-Ortodoks ve Yahudilere yönelik) yapıldı, askerlikte kanunla okullar kuruldu, Türk Dil Kurumu, Tarih Kurumu kuruldu, ciddi bir TÜRKÇE öğretme ve öğrenme seferberliği başladı; ve en önemlisi “yeni teknoloji ve sanat ile Türkçe kelimeler Batı’dan adapte veya icat edilmeye” başlandı.

Bu “adapte” sözcüklerden biri de, son zamanlarda epey duyduğumuz “DİPLOMA” sözcüğü ve ifade ettikleri vs.

Ülkemizde Cumhurbaşkanlığına seçilme şartı olarak düşünüldüğü için diplomalı, diplomasız münazarası devam ediyor.

En son 15 milyon ülke seçmeninin, isim ile kayıt yaptırarak Cumhurbaşkanı olarak görmek istedikleri Sn. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ile bu iş bitmeyen bir problem hâline geldi.

Şimdi; gelelim konumuz olan İmamoğlu diplomasının detaylarına.

Bildiğiniz gibi iptal edildi. Bildiğiniz safhaları tekrar yazmayacağım. (Ben hukukçu değilim ama Türkçeyi iyi bilen biriyim; meseleye de sadece bu yönü ile yaklaşıyorum.) Diplomanın iptal edilmesi ile herkes, hatta başkanları dâhil CHP’liler; İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giremeyeceğini düşünüyor.

Ben öyle düşünmüyorum. Birkaç hukukçu arkadaşıma sordum; önceleri bir kanaatte bulunamadılar, sonra da haklısın galiba dediler.

BU ÜLKEDE CUMHURBAŞKANI SEÇİLMEK İÇİN DİPLOMA GEREKMİYOR.

Diploma eski Yunancadan dünya lisanlarına geçmiş bir söz. Lügat manası ikiye katlanmış kâğıt demek. Belge anlamına da geliyor. Latin dünyasında ise bir yeterlilik belgesi, beceriyi, bilgiyi belgeleyen doküman olarak kullanılırken; bir yandan da aynı zamanda “tanıklık ediyoruz” veya “belgeliyoruz” olarak da kullanılıyor. Testari anlamına gelen Latince bir kelime olan Testamur bugün dahi kullanılmaktadır. “Testify-Tanıklık”

Osmanlı’da ise diploma sözcüğü başlarda kullanılmadı; “Şahitlik, şahitlik etme, tanıklık, açık belirti, doğrudan görme” anlamındaki Arapça şehadet kelimesi ve “yazılı belge, vesika” anlamına gelen nâme kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiş olan şahadetname, “bir olgunun ya da durumun ispatı olmak üzere, yetkili merciler tarafından verilen belge, ruhsat, ruhsatname, tasdikname, iyi hâl kâğıdı...” deniyor. Mesela benim rahmetli babamın “Beyoğlu Sıbyan Mektebi şahadetnamesi-Beyoğlu İlkokulu diploması” vardı. Bugün sözcük hâlâ mesela “menşei şahadetnamesi” olarak da kullanılmakta.

Yani kısaca, diploma bu yazıdaki manası ile “bir okul müfredatının gerektirdiği tüm derslerden geçer not alıp yüksekokul programını tamamlarsanız; bu işi size yaptırmış olan okul temsilcisi şahıslar imzaları ile sizin bu işi başarı ile yaptığınızı belgeleyen bir dokümanı size verirler. O dokümanın sahibi olan İstanbul Üniversitesi de antetli bir kâğıt ile; bu şahısların kimliklerini ve doğruyu imzaladıklarını “şahitlik ediyor”.

Bu “dokümanın” üzerindeki iki yazılı konuyu anlamamız gerek.

1./ Bitirdiğiniz okulun adı sanı, ne ve ne zaman okuduğunuz, başarı dereceniz
2./ İmza sahiplerinin kim olduğu ve en üstteki otoritenin imzaları ile temsil edildiğine şahadet edilmesi... İki taraflı bir bilgi dokümanı.

Peki; bu noktada bakalım kanun ne diyor:

CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ KANUNU

 

Kanun Numarası : 6271

Kabul Tarihi : 19/1/2012
Yayımlandığı Resmî Gazete : Tarih: 26/1/2012 Sayı: 28185

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı; Cumhurbaşkanı seçimine, Cumhurbaşkanı adaylarında aranacak niteliklere, seçim öncesi, seçim günü ve seçim sonrası yapılması gereken işlemlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Bizi ilgilendiren MADDE 6 şöyle;

MADDE 6 – (1) Kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip her Türk vatandaşı Cumhurbaşkanı seçilebilir.

Şimdi; burada bir diploma isteği, hatta sözcüğü var mı?? Yok.

Kanunun istediği yüksek öğrenim yapıp yapmadığınız. Yani eğer bizim hukukta özellikle “lafız” “kanunun söz olarak ifade ettiği anlam” önemli ise, kanun bir diploma istemiyor; adayın yüksek tahsil yapıp yapmadığına bakıyor. Diploma istese idi; DİPLOMA GÖSTER yazardı!

Yüksek tahsil yapıp yapmadığınız ise, okula devam ettiğiniz süre içinde tüm faaliyetinizi anlatan, başarınızı kanıtlayan “transkript” ile ispat ediliyor.

Transkript, bir öğrencinin aldığı dersleri, bu derslerden elde ettiği notları ve genel akademik başarısını gösteren resmî belge. Genellikle üniversiteler tarafından hazırlanır ve öğrencinin eğitim sürecinin özetini sunar.

Yani transkript bir belgedir ama ona “imzalar tasdikli mi” diye bakılmaz. Tasdik edilemediği gibi, bir onay da istemez. Çünkü o bir süreci anlatır.

4 yıl sürmüş; Kıbrıs’ta başlamış, İstanbul Üniversitesinin muadelet onayı ile İstanbul’da devam etmiş; ve istenilen şartlarda bitirilmiş bir süreç.

Kanun anlaşılır bir Türkçe ile yüksek öğrenim yapmış bir kişi arıyor.

Bu gibi durumlarda en kolay, pratik yol diploma vermek tabii.

Ancak; şu veya bu sebep ile YÜKSEK ÖĞRENİMİNİ YAPARKEN, BÜTÜN BU YILLAR BOYUNCA NASIL YAPTIĞI MEYDANDA VE TASTİK EDİLMEKTE OLAN BİRİNİN DİPLOMASINI İPTAL EDEBİLİRSİNİZ; ANCAK KANUNUN İSTEDİĞİ SÜRECİ ORTADAN YOK EDEMEZSİNİZ.

Bir yol var; H. G. Wells’in 1895 yılında yayınlanan bir bilimkurgu romanı olan Zaman Makinesi (özgün adıyla The Time Machine) kitabında anlattığı zaman makinesini kullanıp 35 yıl geriye gidip, genç İmamoğlu’nu oradan uzaklaştırmanız gerekir!!!…

Sayın İmamoğlu’nun avukatlarının konuya bir de buradan bakmasını dilerim…


© T24