menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Matbaa öncesindeki basılı yayın tarihi

22 0
15.03.2026

İnsanın her çağda ve her coğrafyada anlatacak, geleceğe aktaracak şeyleri olmuş. Yazının icadı öncesinde aktarımın tek görsel biçimi kaya resimleriymiş; taşlara kazınan sembollermiş.

Bir de insanlık tarihi kadar eski hikâye anlatımı var. Hikâye anlatımı çocuklarını geleceğe hazırlayan farklı coğrafyalarda yaşamış atalarımızın kullandığı ortak bir aktarım şekli olmuş; avlanma, korunma, eğlence, eşleşme, beslenme ve sağlık içeren önemli bilgiler bu yolla gelecek nesillere aktarılmış.

Bugün bile dünyanın bazı bölgelerinde, kalabalıklardan uzakta kabile içinde yaşayanların devam ettirdikleri hikaye anlatımı aynı basılı bir yayın gibi nesilden nesile aktarılan bilgiler içeriyor, yerli kültürlerin geleceğe aktaracağı yaşam öykülerini canlı tutuyor. Örneğin hikâye anlatımını günümüzde de ısrarla sürdüren Avustralya Aborjinleri bilgi, maneviyat ve bilgeliklerini sözlü ders kitapları gibi bu yolla genç nesillere aktarmaktaymış.

Aborjinler üzerinde araştırma yapanlar, hikâye anlatıcısının rolünün sadece eğlendirmek değil, aynı zamanda ortak kültürü korumak, özellikle gelecek neslin çocuklarıyla yetişkinlerinin birlikte olduğu ortamlarda tarihlerini, geleneksel değerlerini ve birikimlerini paylaşarak ortak bir bellek oluşturmak olduğunu yazmışlar.

Tarihin en eski bilgi aktarım yolu olan "hikaye anlatımı" Aborjinler tarafından günümüzde de sürdürülüyor

Mağara resimleri

Dünyanın farklı yerlerinde özellikle geçtiğimiz yüzyıl içinde keşfedilen mağara resimleri yerleşik hayata geçilmeden önceki hayatın sanatı ve aktarımları konusunda önemli bilgiler vermiş; mağara çizimlerinin nesiller arası aktarım yollarından biri olduğunu ispatlamış.

Organik malzemelerden elde edilen boyalarla yapılan duvar çizimlerinde insanların o günkü değerleri, korkuları, sanat anlayışları ve aktarmak istedikleri görülmüş; yaşamları hakkında ciddi veriler elde edilmiş.  

Hayvan davranışlarını anlatan avlanma bilgisini, ritüelleri, mitleri, anlatılan hikayeleri simgeleyen çizimlerin ilginç bir şekilde farklı coğrafyalarda keşfedilen mağaraların en derin köşelerinde görülmüş olması bu bilgilerin herkes için olmadığını düşündürtmüş; mağaraların aynı zamanda eğitim mekanları olduğunu göstermiş.

Yakın bir zaman içinde Endonezya'nın Sulawesi Adası'nda keşfedilen mağara resmi 44 bin yıllık geçmişiyle bilinen en eski hayvan çizimi!

Nesli tükenen hayvanlar ve mağara duvarlarında görülen insan eli çizimleri o günkü doğa hakkında bilimsel veri sağlarken, uzmanlar birbirini tanımayan farklı kültürlerin mağara duvarlarındaki izlerinin ilk yazı sistemi olabileceğini söylemişler, resimlerde tekrar eden noktaların, el çizimlerinin, çizgi dizelerinin "proto yazı" yani sınırlı da olsa bilgi ileten görünür işaretler olduğunu düşünmüşler.

Bazı antropologlar mağara resimlerini yazının icadı öncesinde hafızanın dışsallaştırılması olarak görürken bir çeşit basılı yayın gibi bilginin hafızada değil, duvarlarda saklanmaya başladığını söylemişler.

Nesli tükenmiş yırtıcı hayvanların da olduğu 1000'den fazla çizim Chauvet Mağarası'nın duvarlarını süslüyor

Çamura kazınan cümleler; kil tabletler

Kaya resimleriyle deri ve kemik üstüne çizilenler yazının icadı sonrasında kil tabletlere dönüşmüş; yapılan arkeolojik araştırmalara göre MÖ 3500'lerde insanlar ilk olarak Mezopotamya'da kil tabletler aracılığıyla bilgi paylaşmaya başlamış.

İlk kez Sümer Medeniyeti kuralları, öyküleri, farklı konulardaki yazıları ve kutsal metinleri aktarabilmek için çivi yazısı adı verilen bir yöntem geliştirmiş; nemli kil tabletlere yazılanlar fırında kurutulup saklanmaya başlamış. Bu yol yazılanları dayanıklı ve uzun ömürlü hale getirmiş; gelecek nesle aktarım bu yolla yapılmış.  

Denilen o ki, çivi yazısı günümüzdeki Asya dillerine hayat vermiş; Korece, Çince, Japonca gibi çeşitli ülkelerdeki birçok başka yazı sisteminin yolunu açmış.

MÖ 3500'lerde Mezopotamya'da kil tabletler aracılığıyla bilgi paylaşımı başlamış

Yerleşik hayatla birlikte ortaya çıkan kayıt tutma zorunluluğu

Günümüzden yaklaşık 7.000 yıl önce Ortadoğu'da başlayan yerleşik hayat, dinamiğini tarımın başlamasından ve farklı amaçlarla fayda sağlayacağı hayvanların evcilleştirilmesinden almış. Yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte toprağın işlenmesi, sulama haklarının belirlenmesi, hasatın dökümünün çıkarılmasıyla vergi tutarının saptanması yani hesap yapma ihtiyacı yazılı kayıt tutma zorunluluğu doğurmuş; yazma ihtiyacı da hangi zemine ne ile yazılacağı da insan aklını hep meşgul etmiş.

On binlerce yıl boyunca mağara duvarlarında gerek sanatsal gerekse de bilgi aktarım amacıyla kullanılan erken dönem duvar boyaları MÖ 2500 civarında neredeyse eş zamanlı olarak Çin'de, Mezopotamya'da ve Mısır'da insan aklın ortak tasarımı olarak ortaya çıkmış. Mürekkebin kültür tarihini anlattığım yazımda detaylı olarak anlattığım şekliyle, Tien-Lcheu isimli bir Çin’li lamba isini çam ağacı reçinesi, jelâtin ve misk ile karıştırıp eşek derisi üstünde uyguladığında mürekkebin ismi bilinen ilk mucidi olmuş.

Papirüs ruloları

Özellikle son yıllarda çok satan kitaplarla ve sinemaya aktarılan dönem öyküleriyle dünyanın her yerinde gündeme gelen ve geniş kitleler tarafından bilinen “papirüs” üzerine yazmanın ne zaman bulunduğu kesin olarak bilinmese de günümüze ulaşan en eski örnek MÖ 2400 yılına ait.

Papirüs bitkisinin gövdesinin merkezinden yapılan, gövdenin özü şeritler halinde kesildikten sonra birbirine yapıştırılıp kurutularak elde edilen ve rulo haline getirilerek saklanan bu yöntem antik çağın en önemli bilgi aktarım yollarından biri olmuş. Tekniğin öncüsü Mısırlılar olarak bilinse de Yunanlılar ve Romalılar da bu metodu kullanmış.

4500 yıl önce papirüs üstüne kaydedilmiş resimli notlar, Büyük Piramit'in inşası sürecini anlatıyor

Balmumu kaplı ahşap tabletler

Mezopotamya metinlerinde “daltu”, Latincede “tabula cerata” olarak bilinen, genellikle şimşirden, akçaağaçtan yapılan ve arı balmumuyla kaplanan ahşap tabletler MÖ 14. yüzyıla uzanan izleriyle insanlık tarihinin en eski taşınabilir hatta tekrar kullanılabilir yazı sistemi olarak Yunancaya “deltos” olarak geçmiş. Balmumu ile kaplanan tahta bloklar üzerine kemikten ya da metalden sivri bir çubuk kalemle yazılanlarla binlerce yıl boyunca günlük not alınmış. Yazılar kalemin arka tarafına tasarlanan spatula şekliyle silinebilmiş; böylece aynı zemine tekrar tekrar yazılabilmiş.

Balmumu kaplı ahşap tabletler üzerine MÖ 14. yüzyılda bilgi kaydedilmeye başlanmış

Arkeolojik verilere göre kökeninin Mezopotamya olduğu düşünülen bu sistemle yazılanlar taşınabilmiş, bürokratik metinler bu şekilde kayda alınmış. MS 8 yüzyılda iki kanatlı yapılarak korunaklı hale getirilen balmumu tabletler Antik Yunan'da günlük yazışmalarda, ticari hesap kayıtlarında, düşünürlerin notlarında ve okullarda yaygın olarak kullanılmış. Bu yıllarda tahta tabletler birbirlerine deri iple bağlanmış ve yazılan kitaplar “kodeks” ismiyle arşivlenmiş.

Eski Roma’da modern not defterine dönüşen balmumu kaplı tabletlere günlük hayatın tüm ayrıntıları yansımış, mektuplar, taslaklar, tasarımlar, ödevler, bürokrasinin yazışmaları bu yolla yapılmış.

Yazı sistemlerinin gelişimi

MÖ 600 civarında, Doğu Akdeniz'i çevreleyen coğrafyada yaşayan kültürler tek tip bir yazı sistemi geliştirmek üzere evrimleşmeye çalışırken insanlar her yöne yazmaya başlamışlar. Soldan sağa, yukarıdan aşağıya, sağdan sola hatta aşağıdan yukarıya denemeler olmuş.

İlerleyen yıllarda ağırlıklı olarak soldan sağa yazım sistemi kullanılmış ama Arapça ve İbranice, sağdan sola yazım sistemini izleyen istisnalar arasında kalmış.

Parşömen kâğıtları

MÖ 500-200 yılları arasında, papirüsün yerine dana, koyun veya keçi derisinden yapılmış farklı bir malzeme kullanılmaya başlanmış. İnce bir şekilde tabaklanan bu türden deri üstüne ilk yazanlardan birinin de Yunan tarihçi Herodot olduğu bilgisi çok kaynakta yer almış.

Zamanla parşömen ana yazı malzemesi haline gelmiş hatta halkın okuyabilmesi için farklı yazarlar tarafından yazılmış tüm parşömen kayıtların bir arada tutulduğu kütüphaneler kurulmaya başlanmış.

Parşömen kağıdı 2 bin 500 yıllık tarihiyle yazılı kültürün önemli unsurlarından biri

Kâğıdın icadı

Günümüzde hayatın her alanında kullandığımız kâğıdın en basit şekli yaklaşık olarak 105 yılında Çin'de icat edilmiş. O güne kadar bambu lifleri ve ipek üzerine yazmaya çalışan Çinliler ağaç kabuğu ve kenevir gibi malzemelerden ürettikleri kâğıdı kısa süre içinde benimsemişler.

Ele geçen erken örnekler üzerinde yapılan laboratuvar gözlemlerine göre Çinliler dut ağacı kabuğu, kenevir ve eski kumaş parçalarını suyla karıştırıp hamur haline getirdikten sonra bunu düz bir zemine ince bir tabaka halinde yaymış ve kurumaya bırakmış. 

Kâğıdın en basit şekli 105 yılında Çin'de icat edilmiş

220 yılında giysilere baskı yapmak için tahta kalıp baskı tekniği keşfedilmiş. Bu yöntem zamanla kitaplara da uyarlanmış; tahtadan yapılmış kalıplarda kâğıda basılabilen harfler ve desenler bulunuyormuş.

Kâğıdın ve tahta kalıp sisteminin icadı mürekkebin keşfi yolundaki arayışı hızlandırmış ve insanın yazı serüvenine yepyeni bir pencere açılmış.  

Yavaş yavaş parşömen ve papirüsün yerini alan kağıtlar üzerine yazılanlar toplanıyor, kâğıt yapraklar deri iplerle birbirine bağlanıyormuş.

Kâğıt üstünde resimli anlatım

Kâğıt “ipek yolu” ticareti sayesinde 3. ve 4. yüzyıllarda Kore ve Japonya'ya, 5. ve 7. yüzyıl arasında da Orta Asya Ülkelerine götürülmüş; Semerkant ilk büyük kâğıt üretim merkezi haline gelmiş.  

MS 400 yılına gelindiğinde, yazılanlara daha fazla bilgi katmak amacıyla resimler eklenmeye başlanmış; kâğıt kalitesi, mürekkep tipi ve renkler şaşılacak derecede iyileştirilmiş. Artık resimli kitaplar, halkın görüp erişebilmesi için genellikle dini mekanlarda oluşturulan kütüphanelerde sergileniyormuş.

751 yılında Orta Asya coğrafyasına egemen olma uğraşı sebebiyle Abbasîlerle Çin Tang Hanedanı arasında yaşanan Talas Savaşı sırasında esir alınan Çinli kâğıt ustaları vasıtasıyla kâğıt yapım tekniği Müslümanlar tarafından da öğrenilmiş ve Bağdat’ta başlayan kâğıt üretimi kısa sürede Şam ile Kahire’ye sıçramış.  

Çok uzunca bir süre basılan kitapların tamamı el yazısıyla teker teker hazırlanmış, el yazısıyla kopyalanarak çoğaltılmış. Yazarlar aynı kitabın 2-3 kopyasını -genellikle yazı konusunda becerikli kişilere- hazırlatıyor, eserler kütüphanelerde saklanıyor, yayın ve dağıtım süreçleri oldukça basit olarak ilerliyormuş.  

Ağaç oymacılığıyla basılan kitap

868 yılında tahta blok üzerine oyulan harflerin ve resimlerin mürekkep sürülüp kâğıda bastırılması konusunda ilerleme sağlanmış; Dünyadaki en eski basılı kitaplardan biri olarak günümüze ulaşan Diamond Sutra adlı Budist metin bu yolla hazırlanmış.

Dünyanın en eski basılı kitaplardan biri olan "Diamond Sutra" 868 yılında basılmış

Budist inancının günümüze ulaşmış en önemli kutsal eserlerinden biri olan ve 11 Mayıs 868 tarihinde Wang Chieh tarafından, “herkese ücretsiz dağıtılması” niyetiyle Çince olarak yayımlanan 4,8 metre uzunluğunda ve 26,5 cm genişliğindeki rulo şeklindeki bu eser blok halinde oyulmuş tahtalarla birbirine yapıştırılmış yedi adet sarı boyalı kâğıt şeride basılmış.

Elmas Sutra'nın günümüze ulaşan tek örneği, 1907 Yılında arkeolog Sir Marc Aurel Stein tarafından Çin'in Kuzeybatısındaki Dun Huang yakınlarındaki duvarlarla çevrili "Bin Buda Mağarası" olarak bilinen Mogao Mağaralarını koruyan bir keşişten satın alınmış ve halen muhafaza edildiği İngiltere’ye götürülmüş.

Tahta platform üzerinde baskı denemeleri

MS 1040 yılında Çin’de tahta bir platform üstüne kullanılan bütün harflerin ve sembollerin yerleştirilmesiyle baskıda yeni bir sayfa açılmış. Ancak bu yöntem, mürekkebin ağaç zeminde yayılmasıyla baskının okunaklı olmaması yüzünden etkisiz kalmış; üstelik Çin alfabesinde binlerce karakter olduğu için de yaygınlaşamamış.

Ağaç oyma platform üzerindeki baskı denemeleri MS 1040 yılında genişletilmiş

1403 Yılında Londra'da Kırtasiyeciler Şirketi kurulmuş.

1439 yılında Avrupa'da hareketli ibrelere sahip metal semboller ve harflerden oluşan baskı yöntemlerinin denendiği bilinse de basım tarihi 1450 civarında Almanya’da matbaayı geliştirecek olan Alman mucit Johannes Gutenberg’i bekliyormuş.

Matbaanın icadından önce, 1439 yılında Avrupa'da hareketli semboller ve harflerden oluşan baskı yöntemleri denenmiş

Matbaanın hayatımıza kattıklarını ve son derece pahalı olan basılı eserlerin bir anda erişilebilir hale gelmesinin toplumsal hayata neler kattığının öyküsünü bir sonraki yazımda anlatmaya çalışacağım.

Güzellikleri biriktirmenizi dilerim. 

https://t24.com.tr/dunya/endonezya-da-bulunan-44-bin-yillik-magara-resmi-tarihin-en-eski-hikayesi-olabilir,851844

https://www.theguardian.com/science/2021/jan/13/worlds-oldest-known-cave-painting-found-in-indonesia

https://www.historyofinformation.com/detail.php?id=207

https://www.madamasr.com/en/2016/07/20/news/u/egypts-oldest-papyrus-on-display-details-construction-of-great-pyramid/

https://multimediaman.blog/tag/invention-of-paper/

https://www.ucm.es/quidestliber/soportes

https://www.coolaboo.com/world-history/ancient-mesopotamia/sumerian-writing-and-cuneiform/ 

https://independentpublisher.com/article.php?page=1510

https://dettoripublishing.com.au/history-of-book-publishing/

https://pathlesspath.com/history-publishing/

https://notionpress.com

https://gosparkpress.com/a-brief-history-of-publishing/

https://www-mentalfloss-com


© T24