Kültürler arasındaki köprü: Çeviri tarihi
Diğer
11 Ocak 2026
Çağlar boyunca farklı kültürler arasında bilgi paylaşmanın, iletişimin yolu olan çevirinin tarihi uzun ve karmaşık bir süreç içinde binlerce yıldır insan uygarlığının önemli bir parçası olarak her dönemde var olmuş.
Bu konuda araştırmaları olanlar, ilk tercümanların büyük olasılıkla avcı-toplayıcı gruplar arasından çıktığını, karşılaştıklarında anlamadıkları şekilde konuşan yabancılardan avlanma alanları, meyve-sebze bulunabilecek yerler hakkında bilgi edinmek ve belki de onları tanımak, meraklarını gidermek için çıkardıkları sesleri öğrenmeye çalıştıklarını öngörüyorlar.
Denilen o ki bugün çeviri ve tercümanlık dediğimiz şeyin böyle bir ilkel başlangıcı olmasaydı, hala farklı diller konuşuyor ve diller arası etkileşimin keyfini takdir edemiyor olurduk.
İngilizcede “translation” olarak kullanılan çeviri kelimesi “karşıya taşımak, bir yerden bir yere götürmek, çevrilmiş, aktarılmış” anlamlarına gelen Latince “translātus” kökünden türemiş. Bir metnin "başka bir kültüre” biçimi ve ihtiyacı ilk çevirilerin yapıldığı antik çağlardan bu yana büyük ölçüde değişmiş olsa da “çeviri” ihtiyacı her dönemde var olmuş; çeviri farklı yaşam biçimlerine sahip toplumları yakınlaştırmış.
İlk çevirinin ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir kanıt olmasa da antik çeviriler ve etkileri hakkında şaşırtıcı derecede çok şey günümüze ulaşmış durumda.
Çevirinin antik tarihi, yazının gelişimiyle yakından bağlantılı olarak ilerlemiş, yorumlama yazıdan önce gelişmiş yani çeviri, yazılı edebiyatın ortaya çıkmasını beklemek zorunda kalmış.
Bilinen ilk çeviriler, MÖ 3200 civarında kelimeleri ve fikirleri temsil etmek için piktogram kullanıldığı Mezopotamya'da yapılmış. Piktogramlar daha sonra yazılması daha kolay ve daha çok yönlü olan çivi yazısı karakterlerine dönüşmüş.
MÖ 2500 civarında Sümer dilinden Ebla diline çeviriler yapılmış; kil tabletler üzerindeki semboller yerli halkı anlayacağı şekle evrilmiş. İtalyan arkeolog Paolo Matthiae başkanlığında 1974-75 yılları arasında bugünkü Suriye sınırları içerisinde yer alan antik Ebla Kentinde bulunan 1800 kil tabletten bazıları “çeviri” ihtiyacının 4500 yıl önceden geldiğini göstermiş.
Antik çağ çevirilerinin diğer eski kanıtları, Sümer şiiri olan Gılgamış Destanının MÖ 2000 civarında Akkad dilinden çeşitli Asya dillerine çevrilmesinde görülmüş; destanın yer yer kısmi çevirileri bu yolla farklı kültürlere yayılmış.
Eski Mısırın erken dönemlerinde diğer halklar barbar olarak görülse de dış dünyayla siyasi ve ticari ilişkilerin başlaması ve devam etmesiyle çeviri yapılmasına önem verilmiş. MÖ 2423-2263 yılları arasında hüküm süren 6. hanedan firavunları farklı dillerden çeviriler yaptırmak için Nubia ve Sudan'da uzman kişilere çeviri görevi vermişler.
İki dil konuşan Aswan Halkının melez olduğu tahmin edilen Elephantine prenslerinin -tercüme hakkında herhangi bir teorik değerlendirme içermese de- günümüze ulaşan kayıtlardan anlaşıldığı üzere “Harkhuf, Sabni ve Mechu gibi unvanlarla “baş tercüman” statüsü taşıdıkları ortaya çıkmış. Bu yıllarda saygı gören tercümanların yanı sıra, diplomat ve misyonerler de kendi dillerindeki anlatımları ve yazıtlarıyla Mısır kültürüne katkıda bulunmuşlar.
Herodot'un anlatımlarına göre, MÖ 5. yüzyılın ortalarında Mısırlılar yedi sosyal sınıfa ayrılmış; bu sınıflardan biri de tercümanlardan oluşuyormuş. Mısır'ın bir bölümünün valisi olan 1. Psammetichus MÖ 663-609 yılları arasında firavun olduğunda silahlı gücünü arttırmak için Ege Denizi'nde yaşayan ve Yunanca konuşan İyonlarla Kayralılardan devşirdiği paralı askerlere bazı imtiyazlar vermiş; aralarında tercümanlık yapmaları için de Mısırlı gençleri görevlendirmiş.
Tarih yazıcılığının temelini atan, ilk büyük tarihçi olarak kabul edilen Bodrumlu Herodot'un Mısır ziyareti sırasında bu kişilerin torunları hala görev yapmaktaymış.
Kayıtlara geçen ilk çeviri örneği, İbranice İncil'in Yunancaya çevrilmesiyle başlayan Eski Ahit dönemine dayanmakta! Bu ilk dini çeviri MÖ 3. ve 1. yüzyıllar arasında erken Koine Yunancasına İbraniceden çevrilerek Katolik inancına “deuterokanonik" olarak geçen ve Latincede 70 anlamına gelen “septuagint” olarak adlandırılan bir metin koleksiyonu olmuş.
Efsaneye göre Mısır firavunu, İbranice ile Yunanca bilen ve Yahudiye'den gelen İsrailoğulları'nın 12 kabilesinin her birinden altışar kişi olmak üzere toplamda 72 bilge kişiye çeviri görevi vermiş; 6 kişilik her grup farklı bir odada Musa'nın Beş Kitabı'nın tamamını çevirmiş ve tamamlanan çeviriler karşılaştırılmış.
Denilen o ki bu yolla göçler nedeniyle İbranice dil becerileri zayıflamış Yahudilerin Kutsal metinleri bu yolla Yunanca dilinden okuyabilmeleri sağlanmış. Daha sonra çevrilen Eski Ahit'in diğer kitaplarına İskenderiye ekolü, Septuagint ya da 70'ler versiyonu adı verilmiş.
İleriki yıllarda doğacak Hıristiyanlığın daha geniş bir kitleye yayılmasını sağlayan bu çeviriler aynı zamanda bilgi ve kültürün coğrafyalar arasında yayılmasında hayati bir rol oynamış.
Dini içerik dışında ilk imzalı çeviriler MÖ 240 civarında Roma döneminde ortaya çıkmış; adı günümüze kadar ulaşan ilk Avrupalı ünlü Odyssey isimli eseri Latinceden manzum olarak çeviren Livius Andronicus olmuş.
MÖ 272'de Romalıların eline geçen Puglia'daki Taranto şehrinde doğan Yunanlı köle Andronikos, şehrin ele geçirilmesinden sonra diğer kölelerle birlikte Roma'ya getirilmiş. Tiyatro oyunları yazması, oynaması yanında soylu ailelerin çocuklarına Latince ve Yunanca öğretmesi hatta bu içerikte bir ders kitabı hazırlaması sayesinde ödüllendirerek azat edilmiş.
Roma tiyatrosunun eski lirik eserlerine Yunan repertuarından oyunlar çevirerek uyarlayan ve besteler yapan Andronicus’un MÖ 240'ta ilk draması sahnelenmiş; Andronicus Yunancadan yaptığı çeviriler sayesinde Eski Roma’ya destanı, trajediyi ve komediyi tanıtmış.
Çok dilli bir ortamda bugünkü Filistin topraklarında doğan Hristiyanlığın ilk yıllarında halk Aramice konuşurken kutsal dil İbranice olsa da dinin yayıldığı alanlarda devrin kültür dili Yunanca, yönetim dili Latince olduğu için çevirilerin yapılması neredeyse zorunlu hale gelmiş. Bu nedenle İncil yazarları ilk Hristiyan çevirmenlerden oluşmuş.
Bugünlerden günümüze ulaşan 2. yüzyıldan kalma Codex Vaticanus Vatikan Kütüphanesi'nde, 4. yüzyılın başlarına tarihlenen Codex Sinaiticus ise British Museum'da sergilenmekte!
Sonraki çevirilerin büyük çoğunluğu 5. yüzyılda yapılmış, metinler rulolar üzerine yazılmış; kutsal metinler etrafında, doğrudan çeviriyle ilgili çeşitli çalışma türleri gelişmiş. Bu yıllara Stridonlu Aziz Jerome damgasını vurmuş ve dünyanın en ünlü İncil çevirmeni olarak hayatının son 34 yılını bu işe adamış. Bu konuda yapılan çalışmalarda Aziz Jerome’un “anlamdan anlama” prensibini benimsediği, çevirmenliğin kelime kelime çeviri olmadığı, önemli olanın “anlamını aktarma” olduğu düşüncesinde olduğu belirtilmiş.
1085 Yılında Toledo’nun fethi sonrasında -kim tarafından kurulduğu konusunda farklı görüşler olsa da- 12. yüzyılda Toledo Başpiskoposu ve Kastilya Büyük Şansölyesi olan........
