Ortak bir hayal kurabilir miyiz?
Gök ile yer, hakikat ile hayal, ben ile öteki, doğa ile insan, geçmiş ile gelecek arasında kurduğumuz tüm keskin ayrımlar; bugün dünyanın üzerine çöken ağırlığın, kutuplaşmaların, kırılmaların ve ruhsal yorgunluğun da kaynağına dönüşüyor.
7.Uluslararası Mardin Bienali bu yıl “GÖKzemin” başlığıyla gökyüzü ile yeryüzü, ben ile öteki, gerçek ile hayal, maddi ile manevi, politik ve poetik arasındaki aslında güçlü bir şekilde var olan ama unutmaya yüz tuttuğumuz ilişkiyi yeniden hatırlamaya çağırıyor bizleri.
Kadim bilgilerin taşıyıcısı olan Mezopotamya coğrafyası ve Bienalin yaşayan ortağı Mardin bize hakikati fısıldıyor: İkilik sandığımız pek çok şey, aslında aynı bütünün farklı yüzleri olabilir. İşte Mardin tam da bu yüzden yalnızca bir şehir değil; taşın, toprağın hafızasında farklı dillerin, inançların, kültürlerin ve hikâyelerin birbirine değmeden değil, birbirine karışarak var olabildiği yaşayan bir eşik. Sanatın dönüştürücü ve birleştirici diliyle buluşan bu çok katmanlı şehir, “Gerçekliğin zemininden kopmadan birlikte hayal kurmamız mümkün mü?” sorusunu yalnızca düşünsel bir zeminde değil, hissedilen bir deneyime dönüştürerek sorgulamamızı sağlıyor.
Küratör Çelenk Bafra’nın Bienalin açılış konuşmasında belirttiği üzere 7. Uluslararası Mardin Bienali sadece sanat eserlerine bakılan bir sanat bienali değil. İzleyiciyle birlikte yola çıkmayı, yön değiştirmeyi, yol almayı, bazen durmayı, eserlerin önünde beraber susmayı ve birlikte hayaller kurmayı hedefleyen bir deneyim.
Dara Antik Kenti
Bir eserin karşısında dururken, bir terastan uçsuz bucaksız, göz alabildiğine yemyeşil uzanan Mezopotamya’ya bakarken, Mardin’in simgesi kırlangıçların çığlıklarını dinlerken, taklacı güvercinleri izlerken ya da Dara Antik Kenti’nde binlerce yıllık taşların arasında yürürken, yüzüme çarpan rüzgârı hissederken, ansızın bastıran bahar yağmurunun altında ıslanırken, farklı coğrafyalardan eserleriyle gelmiş sanatçılarla sohbet ederken, dostlarla ve yeni tanıdığım insanlarla halay çekerken yeniden aynı göğün altında olduğumuzu hatırlamak, birlikte düşünmenin, hissetmenin, kutlamanın ihtimalinin gücünü yaşamak nasıl da iyi geldi!
Döne Otyam ve Hakan Irmak direktörlüğünde bu sene 7.'si hayata geçirilen ve ‘GÖKzemin’ başlığıyla izleyiciyle buluşan Uluslarası Mardin Bienali Türkiye’den ve dünyanın 20 farklı ülkesinden 42 sanatçı ve sanatçı grubuna ev sahipliği yapıyor.
Bienal, bu yıl geçmiş yıllardan farklı olarak ilk kez Yukarı Mardin olarak bilinen eski şehrin dışına taşarak ziyaretçileri Mardin’in farklı köşelerini de keşfetmeye davet ediyor.
7. Mardin Bienali ilhamını Mardin’in kuşlarından alıyor. Kavramsal anlatısı Küratör Çelenk Bafra tarafından çizilen bienal; Türkiye’nin batısı ve doğusundan birbirine karşıt gibi görünen ama her ikisinin de kuşları yalnızca doğanın değil, arayışın, eleştirinin, direnişin ve dönüşümün simgesi olarak sunduğu iki esere, Aritophanes’in “Kuşlar” adlı komedyası ve Feridüddin Attar’ın “Kuşlar Meclisi”ne selam ediyor.
Deyrulzafaran Manastırı- Vahap Avşar
7. Uluslararası Mardin Bienali’nin öne çıkan sergi mekanları
Bienal mekanları arasında; kamusal bir alan olan Sakıp Sabancı Kent Müzesi, yolculukların ve karşılaşmaların mekanı olan Kervansaray, eski kıraat kültürünün değerli bir temsilcisi olan Marangozlar Kahvesi, birarada yaşama kültürünün, maneviyatın ve ritüelin iç içe geçtiği, büyüleyici yapısıyla Deyrulzafaran Manastırı, yukarı ve aşağı hareket eden ilişkinin yoğun bir şekilde hissedildiği, izleyicinin zaman ve mekan hissini kaybederek doğaya ve tarihe dönüşünü mümkün kılan Dara Antik Kenti, kralların mezarlarının bulunduğu Necropolis, M.S. 6. yüz yılda bir su sarnıcı olarak inşa edilen ve zaman içinde korunaklı bir depo ve zindan işleviyle kullanılmış olan Zindan ve gündelik hayat, toplumsal ilişkiler ve politik gerilimlerin iç içe geçtiği, kentin en büyük ilçesi olan Kızıltepe’de bulunan Kızıltepe Ateş Beyler Hamamı bulunuyor.
Bienal; çok katmanlı........
