menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan kalmanın sesleri

37 0
14.06.2026

“İnsanlığımız barışın içinde saklıdır. Gelin, insan kalmayı seçelim. Denizi, gökyüzünü, hayatın tüm renklerini ve sevginin mucizesi olan her şeyi birlikte kutlayalım”

Yukarıdaki değerli cümleleri yaşayan bir caz efsanesi olan Dianne Reeves bu yıl 9.cu kez düzenlenen Akra Caz Festivali’nde dinleyenlerle paylaştı ve hepimizin kalbini titretti. Bir hayli uzun, ağır ve sert geçen kışın ardından bu cümlelerin taşıdığı olumlu niyet ve etrafa yaydığı titreşim nasıl da iyi geldi! ‘Nihayet yaz ve umut dolu günler bizimle’ dedirtti.

Dünyanın dört bir yanında süren çatışmaların, ülkemizde üst üste yaşanan zorlukların, ekonomik ve toplumsal yorgunluğun gölgesinde geçen aylar hepimizi fazlasıyla yordu, üzdü. Özellikle böylesi zamanlarda umudun çoğu zaman küçük şeylerde saklı olduğunu hatırlamak insana iyi geliyor; bir akşamüstü esintisinde, günün son ışığında ya da kalabalığın hep bir ağızdan eşlik ettiği bir şarkıda...

Yazın gelişiyle birlikte açık hava sahneleri de yeniden canlanıyor; festivaller, konserler ve müziğin etrafında bir araya gelen kalabalıklar şehirlere başka bir renk katıyor. Müzik yalnızca eğlendirmiyor; nefes aldırıyor, iyileştiriyor, birbirimizden uzak düştüğümüz zamanlarda ortak bir duyguda, evrensel bir dilde buluşmamızı sağlıyor.

Belki de bu yüzden yaz akşamlarında kurulan sahneler yalnızca birer etkinlik alanı değil; hayatın tüm karmaşasına rağmen hâlâ güzelliğin, paylaşmanın ve birlikte hissetmenin mümkün olduğunu hatırlatan buluşma noktaları.

İyi ki sanat var. İyi ki müzik var. Ve iyi ki tüm zorluklara rağmen kalbini sanatın içine koymaya devam eden insanlar var.

Müzik kendimi bildim bileli hayatımın önemli bir parçası. Çocukluğumun önemli bir bölümünde piyano çaldım. Yıllar sonra ise Attila Özdemiroğlu'na duyduğum hayranlığın da etkisiyle kemana merak saldım. Kendimi iyi bir müzisyen olarak değil ama iyi bir dinleyici olarak olarak tanımlayabilirim. Belki de bu yüzden bir konser sırasında dikkatim çoğu zaman yalnızca müziğe değil, onu var eden insanlara yönelir. Sahnedeki her müzisyeni mümkün olduğunca dikkatle izlerim.

Ve her defasında beni en çok etkileyen şey teknik ustalıkların da üstünde çok başka bir hâl olur.

Müzisyenlerin anda kalma hâli.

Bir gitaristin parmakları tellerin arasında, bir piyanistin parmakları tuşların üzerinde gezinirken, ya da bir nefesli ustası ciğerlerinden yükselen havayı sese dönüştürürken içinde bulunduğu o derin konsantrasyon hali...  Zaman, mekan, beden algısının eridiği; zihin, beden ve ruhun aynı noktada buluştuğu o hal ve anlar. İşte bu gibi anlarda artık notalar yalnızca duyulmuyor; hissediliyor. Parmaklardan, nefesten, kalpten geçerek görünmez titreşimler hâlinde dinleyiciye ulaşıyor.

Nörobilim de bu büyülü deneyimin tesadüf olmadığını söylüyor. Bir enstrüman çalmak beynin neredeyse tamamını aynı anda çalıştıran ender faaliyetlerden biri. İşitsel merkezler, hareket koordinasyonu, hafıza, dikkat, duygu düzenleme sistemleri ve iki beyin yarımküresi eş zamanlı olarak devreye giriyor.

Yapılan çalışmalar, düzenli müzik pratiğinin beynin sinir ağlarını güçlendirdiğini, nöroplastisiteyi artırdığını ve kişinin dikkat, yaratıcılık ve duygusal dayanıklılık kapasitesini geliştirdiğini gösteriyor.

Sahnede sadece bir gözlemci olarak tanık olduğumuz o akış hâli kendi adıma tatlı tatlı kıskandığım ve çokça imrendiğim bir hal. Ve bu hayran olunası akış hali yalnızca sanatın değil; uzun yıllar boyunca tekrar tekrar işlenmiş bir bedenin, zihnin ve ruhun da eseri.

Çünkü sahnede birkaç saat içinde bize büyü........

© T24