menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yoğun yağışlara rağmen kalıcı kuraklık: Türkiye’nin yeni iklim gerçeği

21 0
21.05.2026

Dr. Bikem Ekberzade

2026 yılının ilk aylarında etkili olan yoğun yağışlar ve baraj doluluk oranlarında gözlenen artış, Türkiye’de kuraklığın etkilerinin hafiflediğine dair geçici bir iyimserlik yaratsa da, hidrolojik sistemler üzerine yapılan uzun dönemli analizler bu tablonun sanıldığı kadar rahatlatıcı olmadığını gösteriyor. Çünkü sorun artık yalnızca belirli dönemlerde yağışların azalması değil; toprağın, ekosistemlerin ve su döngüsünün giderek daha derin ve kalıcı bir kuruma rejimine sürüklenmesi.

Türkiye, Doğu Akdeniz havzasındaki konumu nedeniyle iklim değişikliğinin en sert hissedildiği bölgelerden birinde yer alıyor. Son yıllarda artan sıcaklıklar, değişme sinyalleri veren yağış rejimleri ve uzayan sıcak hava dalgaları, ülkenin hidrolojik dengesini giderek daha kırılgan hâle getiriyor. Özellikle 2024–2025 dönemi, Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre son yarım yüzyılın en kurak evrelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu süreçte İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir ciddi su stresiyle karşı karşıya kaldı ve birçok büyükşehirde baraj seviyeleri kritik eşiklere geriledi.

Ancak asıl kritik nokta, 2026’daki yağışlı dönemin bile birçok bölgede yalnızca sınırlı bir toparlanma sağlayabilmiş olması. Bu durum, Türkiye’de kuraklığın artık geçici meteorolojik dalgalanmalardan ibaret olmadığını; daha kalıcı ve yapısal bir hidroklimatik dönüşüme işaret ettiğini gösteriyor. Uzun dönemli kuraklık indisi analizleri, özellikle 2018 sonrasında kuraklık sinyalinin hem mekansal yayılımının hem de sürekliliğinin belirgin biçimde arttığını ortaya koyuyor. Bir başka ifadeyle, Türkiye giderek daha yaygın ve kronik bir kuruma rejimine giriyor. 

Toprak sessizce kuruyor

Kuraklığın gerçek boyutunu anlamak için yalnızca yağış miktarına bakmak yeterli değil. Çünkü hidrolojik sistemler yağışı anlık olarak değil, uzun zaman ölçeklerinde depoluyor ve kaydediyor. Bu nedenle gerek kuraklığı, gerekse de kuraklığın etki edeceği orman yangını rejimlerindeki değişimi öngörebilmek için en kritik göstergelerden biri toprak nemi.

Copernicus verilerine göre son 10 yıllık bölgesel toprak nemi kaybı (Hazırlayan: Bikem Ekberzade)

Copernicus’un yayınladığı güncel toprak nemi verilerine dayanan analizler, 2015–2025 döneminde Türkiye’nin büyük bölümünde belirgin bir nem kaybı yaşandığını gösteriyor. Özellikle yaz aylarında ve orman yangını sezonunda kayıpların daha da hızlandığı net bir şekilde görülüyor. Son 10 yıllık kuruma eğilimi, yıllık ortalama toprak neminde yaklaşık .7, yangın sezonunda .2 ve yaz döneminde #.1 oranında düşüşte de kendini belirgin bir şekilde gösteriyor.

Bu değişim yalnızca sayısal bir düşüşle sınırlı değil. Toprak nemindeki azalma, bitkilerin su stresini artırıyor, evapotranspirasyon süreçlerini değiştiriyor ve ormanları yangına karşı çok daha hassas hâle getiriyor. Özellikle Karadeniz Bölgesindeki ormanlık alanlarda gözlenen nem kaybı eğilimi, yangın riskinin artık yalnızca Akdeniz Bölgesi gibi dönemsel kuraklık yaşayan bölgelerle sınırlı olmadığını gösteriyor. 

Daha da önemlisi, ekosistemler artık bu kaybı kısa sürede telafi edemiyor.

“Kuraklık hafızası”: Doğa yaşadığı stresi unutmuyor

“Kuraklık hafızası” kavramı, hidrolojik sistemlerin geçmişte yaşadığı kuraklık stresini yıllar boyunca taşıyabilmesini ifade ediyor.

Farklı zaman ölçeklerinde yaptığımız gecikmeli korelasyon analizleri, kısa süreli (3-9 aylık) meteorolojik kuraklıkların nispeten hızlı biçimde zayıfladığını; buna karşın uzun vadeli hidrolojik........

© T24