18 Temmuz’dan sonra aklınızda ne kalacak?
TERSİNE DÜNYA KUPASI
Üç ülke, 16 şehir, 48 takım, 104 maç… Dünya Kupası’nın son sürümüne buyurun.
Çok beğendiğim sinema yönetmeni Theo Angelopoulos bir zamanlar şöyle demişti:
“Eskiden bir film izlerdik, günlerce üzerine konuşur, tartışırdık. Şimdi unutmak için izliyoruz; birini bitirip hemen ötekine geçiyoruz.”
Ha film, ha maç… Bizim saatle bazen bir güne beş maçın düştüğü bu hormonlu ve obez Dünya Kupası’ndan ne kalacağını gerçekten merak ediyorum.
Katar’daki son Kupa’dan ne hatırlıyoruz ki… Bende kalan, kupa töreninde Messi’nin üzerine konan o yerel giysi. Kupayla “selfie” çekme derdindeki o münasebetsiz. Finalin hem maç içi hem maç sonu penaltıları… Bir de topun ağzında Katar’a gelen Scaloni’nin güzel top oynattığı Arjantin. “Tangocular nasıl oynadı, hangi maçta?” derseniz bakmam lazım. Baktıktan sonra unuturum zaten büyük olasılıkla.
Fransa mı, Paris Saint German mi?
Dünya Kupası, diyelim 1970’e kadar futbolun buluştuğu tek sahneydi. Bir tür “Enternasyonel Futbol Fuarı”ydı. Gidip yerinde izlemek zordu. Türkiye takımı bile parasızlıktan 1950’de Brezilya’ya gidememişti… Maçlar radyodan dinlenir, rast gelinirse özetlerden oluşan sinema filmlerinde görülürdü. Ama takımlar ve yıldızı parlayanlar, örneğin 58’in Pele’si, Garrincha’sı aylarca okunur, konuşulurdu. Futbol hayal gücünü zorlayan gizemli bir oyundu.
Futbol takımları da o ülkenin liglerinde oynayan futbolculardan oluşurdu. Ülke futbolları ve oyuncularıyla Dünya Kupası’nda tanışırdınız. Kısaca futbol oyunu milli takımlar üzerinden gelişir, yeniden üretilirdi. Futbol görgüsü ve bilgisi de.
1970’lerde uydudan televizyon yayınlarıyla Avrupa Kupaları, dolayısıyla Avrupa lig takımları Dünya’ya yayılıverdi. Aynı on yılın sonlarına doğru ise zenginleşen Avrupa ligleri çevre ülkelerin futbolcuları için birer çekim merkezi haline geldi. Brezilya gibi ülkeler........
