menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Oyuncu Philip Arditti: Eddie Redmayne ile oynadığımız 'The Day Of The Jackal’ın ikinci sezonu geliyor

14 0
22.02.2026

Dışarıdan bakınca yurt dışında oyunculuk kariyeri yapmak kolay gibi görünebilir ama hiç değil. En tecrübeli oyuncular için bile mesleğini yurt dışında sürdürmek mümkün olmayabiliyor. Ya da muazzam bir yabancı dile sahip, çok iyi okullarda okumuş genç oyuncular uluslararası alanda yer bulamayıp ülkelerinde ünlü oluyor. Philip Arditti, bu zorlukları aşmış biri. Türkiyeli bir Musevi olduğu için ismi sıradan bir Türk ismi değil. Bu nedenle onu muhakkak bir dizisinde görmüş ama Türk olduğunu anlamamışsınızdır. Oysa o, anadili Türkçe’yi çok seven ve göçmenliğin her zorluğunu yaşamış, avantajlarını da görmüş. 20 yıldır Londra’da yaşıyor, hatta kendi tiyatro ekibini kurmuş, yok satan oyunlar sergilemiş olsa da Türkiye’de tiyatroyu, sinemayı özleyen, anadilinde oyunculuğu özlediğini anlatıyor.

Öte yandan Eddie Redmayne, Benedict Cumberbatch, Natalie Dormer gibi çok hayran olduğumuz İngiliz oyuncularla rol arkadaşlığı yapıyor.

- İsminden başlayalım mı? Yurtdışı için kolay olsa gerek ama Türkiye’de “Philip Arditti” olmak nasıl bir deneyimdi? Tabii ki bu soruyu, herkesin çok alışık olmadığı bir isme sahip birinin deneyimiyle soruyorum…

Damardan girdin. Bir dönem Türkiye'de Philip olmak farklı bir deneyim oldu benim için. Türkiye'de isim farklı olunca bir mesafe oluşuyor insanların seni gördüğü şekil ile, kendini gördüğün şekil arasında ve sürekli olarak bir şekilde onun pazarlığını etmek zorunda kalıyorsun her an. O benim için kolay bir deneyim değildi. Pozitifleri de vardı, negatifleri de vardı. Önyargılarla baş etmek zorunda kaldığımı hissettim ister istemez. Ama bu önyargılar da çok normal, ben de adı Charlie olan bir Türkle tanışırsam duraksarım. Bir de Türkiye’de daha kolay başkasının hayatı ile ilgili soru sorulabiliyor, politik doğruculuk kibarlığı bizim gençliğimizde yoktu, o yüzden tanıştığım anda şak diye “Nasıl bu kadar iyi Türkçe konuşuyorsun” sorusu geliyordu. Evet, iyi konuştuğumu biliyorum, epeydir Türkçe konuşuyorum… Hemen “Ne zaman geldin buraya” sorusu… Üç haftalıkken falan geldim Türkiye’ye…

- Pozitif yanları ne?

Pozitifleri kimliğimi ismimde taşıyor olmak Türkiye açısından bence önemli bir şeydi. Azınlık olduğun zaman iki ihtimal var: Ya onu saklamak ya da onu göğsünde taşımak. İsmim, azınlık kimliğimi göğsümde taşımaya zorunlu bıraktı beni aslında. Adım Metin olsa kimse sorgulamazdı. Göbek adım da var, İshak. Zaman zaman, çok sıkışınca onu kullanıyordum ama ismimle gelen şu durum da mutlu ediyordu beni: Ben Musevi'yim. Türkiyeli bir Musevi'yim. Burada büyüdüm. Bu memleketliyim. Bu konuda kendimi çok güvende hissediyor ve bunu her zaman, her fırsatta da söylemek, üstüne basmak istiyorum. Bunu sahipleniyordum, bakın bu ülkede adı Philip olan, burada yaşayan, bu memleketli olan, bu dili sahiplenen insanlar da var. Şimdi maalesef pek söyleyemiyorum çünkü 20 senedir Türkiye'de yaşamıyorum. Onun getirdiği bir acı var içimde ama Türkiye'deyken ya da Türkiye ile bağlantım daha sıkı iken -ki bu çocuklar olmadan evveldi- devam ediyordu. 10 sene evveline kadar İstanbul'a senede 4-5 kere gelip uzun zaman kalıp çalışıyordum. Sanırım sende de benzer duygular vardır.

- Tabii ki var. İsmin hangi dilde, nerelisin, ne demekle başlayan ve Kürt olduğumu söylediğimde de Kıbrıslı olduğumu söylediğimde de “Nasıl bu kadar temiz Türkçe konuşuyorsun”la devam eden binlerce sohbet yapmışımdır. Göbek adım da yok! Peki isim açısından dezavantajları olmayan bir hayat yaşamak mutlu ediyor mu?

Artık kimliğimi taşımıyor olmam garip bir şekilde beni rahatsız ediyor. Çünkü Philip burada çok yaygın bir isim. Kimse bunu pek fazla sorgulamıyor. O garip mesela. O da başka bir deneyim oldu. Pek de öyle kimlik düşkünü bir insan da değilim. Yani çok da “herkes kimliğiyle yaşamalı” diye bir tutkum da yok ama sen bu konudan girdin diye deneyimlerimi anlattım.

- Çok iyi anlıyorum. Çok kültürlü bir hayattan geliyorsun zaten kimlik fanatiği olmak için zor bir karışım: Cenevre’de doğmuş, bebekken İstanbul’a gelmişsin. İtalyan kökleriniz varmış okuduğum kadarıyla. Şimdi Londra’da yaşıyorsun. Bunların hepsini oyunculukta harmanlamak işini kolaylaştırıyor mu ya da tüm kimliklerinden sıyrılıp başka birisi olmak rahatlatıyor mu seni?

Yüzde yüz rahatlatıyor. Son on senede sahneye çıkmak benim için bir mola. Bunu Philip Arditti olarak söylemiyorum sadece. Hayat çok meşgul bir sürü bir şey yapıyorum, bir sürü kimliğim var. Çocuklarım var, yazıyorum, oynuyorum, prodüktörlük yapıyorum, farklı memleketler, farklı diller… Ama sahnede 1.5 saat boyunca ne yapacağın belli. Kim olacağın belli. Egzistansiyel kimlik arayışlarıyla yaşayan bir insan değilim ama sahnede olmak........

© T24