Süper akıllı toplum: Toplum 5.0
Son beş aydır bu sayfalarda yapay zekâ ve robot teknolojilerini ele alıyorum. Ancak bu yazılarımın önemli bir kısmı, okuyucularımda geleceğe dair karamsar bir tablo oluşmasına yol açmış. Oysa teknolojinin yalnızca tehdit değil, aynı zamanda büyük fırsatlar sunduğunu da görmek gerekiyor. Geçen hafta yayımlanan yazımda da belirttiğim gibi, bu kez yapay zekâ ve robotik teknolojilerin olumlu yönlerine odaklanmak istiyorum.
Endüstri ve üretim sektörlerinde yaşanan dijital dönüşüm süreci “Endüstri 4.0” olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu dönüşüm yalnızca üretim ve hizmet alanlarıyla sınırlı kalmamış; hem bireysel hem de toplumsal yaşamı derinden etkileyerek çok daha kapsamlı bir değişimi tetiklemiştir. Bilim insanları, bu hızlı dönüşümün sonunda “Süper Akıllı Toplum” olarak tanımlanan yeni bir toplumsal yapının ortaya çıkacağını öngörmektedir. Günümüzde bu yapı, yaygın olarak “Toplum 5.0” kavramıyla ifade edilmektedir.
Bu kavramın ortaya çıkışına baktığımızda, Endüstri 4.0’ın isim babası olarak Almanya nasıl öne çıkıyorsa, Toplum 5.0’ın da Japonya tarafından geliştirildiğini görmekteyiz. Nitekim Toplum 5.0 kavramı, Aralık 2015’te Japonya’nın 5. Bilim ve Teknoloji Temel Planı’nda merkezi bir kavram olarak yer almıştır. Bu planda Toplum 5.0; siber alan ile fiziksel dünyanın tam anlamıyla entegre olduğu, geleceğin ideal toplumsal modeli olarak tanımlanmakta ve “süper akıllı toplum” kavramıyla açıklanmaktadır.
Bu çerçevede süper akıllı toplum; ürün ve hizmetlerin ihtiyaç duyan kişilere, ihtiyaç duydukları anda ve miktarda ulaştırıldığı, yaş, cinsiyet, bölge gibi farklılıkların dikkate alındığı ve herkesin yüksek kalitede hizmetlere erişebildiği bir yapı olarak ifade edilmektedir.
Japonya iş dünyasının en önemli kuruluşlarından biri olan Keidanren’in 2018 yılında yayımladığı “Toplum 5.0 ve Geleceği Birlikte Yaratmak” başlıklı rapor da bu yaklaşımı desteklemektedir. Raporda, dijital dönüşümün yalnızca ekonomik yapıyı değil; kamu yönetiminden özel yaşama, istihdamdan endüstriyel yapıya kadar toplumun tüm katmanlarını dönüştüreceği vurgulanmaktadır. Bu yaklaşım, teknolojik gelişmelerin yalnızca verimlilik değil, aynı zamanda toplumsal refah için nasıl kullanılabileceği sorusunu da gündeme taşımıştır.
Dijital dönüşümü mümkün kılan temel bileşenler arasında büyük veri, nesnelerin interneti, yapay zekâ, robotik sistemler ve blokzincir teknolojileri öne çıkmaktadır. Bu teknolojilerin gelişimiyle birlikte, insan yetenekleri ile yapay zekâ arasında yeni bir iş birliği modeli doğmaktadır. Bu model, “Yeteneklerin İnterneti” (Internet of Abilities) olarak adlandırılmakta; insan ve makine yeteneklerinin birbirine bağlanabildiği, aktarılabildiği ve birlikte çalışabildiği yeni bir sistemi ifade etmektedir.
Böyle bir toplum yapısında bireyler, yapay zekâ ile birlikte çalışarak kendi yeteneklerini daha etkin biçimde keşfedebilecek ve daha yüksek katma değerli işler üretebilecektir. Korkulanın aksine, yapay zekâ tüm insan yeteneklerinin yerini almayacak; aksine insanın yaratıcılık, empati ve iletişim gibi özellikleri daha da değerli hale gelecektir. Toplum 5.0 yaklaşımını savunan düşünürler, gelecekte insanların dünyayı değiştirebilmek için hayal gücüne ve bu hayalleri hayata geçirecek yaratıcılığa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağını belirtmektedir.
Toplum 5.0’ın temel prensipleri
Keidanren tarafından ortaya konulan Toplum 5.0 vizyonu, beş temel prensip çerçevesinde şekillenmektedir:
1. Verimlilik odaklılıktan değer odaklılığa geçiş
Toplum 5.0’da ihtiyaçlar daha da çeşitlenecek ve arz tarafı bu ihtiyaçları dijital teknolojiler aracılığıyla karşılayabilecek esnekliğe kavuşacaktır. Bu süreçte insanlar yalnızca verimliliğe odaklanmak yerine, bireysel ihtiyaçların karşılanmasına, sorunların çözümüne ve değer yaratmaya daha fazla önem vereceklerdir.
2. Bireyselliğin güçlenmesi ve yeteneklerin özgürleşmesi
Bu yeni toplum modelinde bireyler, toplumdaki ihtiyaçların çeşitlenmesine katkı sağlayan aktif aktörler haline gelecektir. Üretimin çeşitlenmesi ve kişiselleştirilmesi, özellikle 3D ve 4D yazıcı teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla mümkün olacaktır. Böylece bireyler sahip oldukları farklı yetenekleri kullanarak üretim süreçlerine katılabileceklerdir. Cinsiyet, ırk ve milliyet gibi ayrımcılıklar ortadan kalkacak; bireyler daha özgür bir öğrenme, çalışma ve yaşam ortamına kavuşacaktır.
3. Eşitsizliklerin azaltılması ve fırsat eşitliği
Dijitalleşmenin eşitsizlikleri artırabileceği yönündeki endişelere rağmen, Toplum 5.0 vizyonunda eşitsizliklerin azaltılması hedeflenmektedir. Zenginlik ve bilginin belirli gruplarda yoğunlaşmasının önüne geçilmesi, fırsatların daha geniş kesimlere yayılması amaçlanmaktadır. Bu sayede, coğrafi veya sosyoekonomik dezavantajlara sahip bireylerin de eğitim ve çalışma imkânlarına erişimi sağlanacaktır.
4. Güvenli ve kaygıdan arınmış bir yaşam
Toplum 5.0’da merkezi olmayan ve gelişmiş sosyal altyapılar, toplumsal dayanıklılığı artıracaktır. İnsanlar daha güvenli bir ortamda yaşayabilecek; afetler, terör ve siber saldırılar gibi risklere karşı daha güçlü sistemler geliştirilecektir. Aynı zamanda işsizlik ve yoksulluk gibi sorunlara karşı sosyal güvenlik ağları güçlendirilirken, yüksek kaliteli sağlık hizmetlerine erişim herkes için mümkün hale gelecektir.
5. Doğa ile uyumlu sürdürülebilir yaşam
Bu yeni toplum modelinde veri temelli sistemler enerji verimliliğini artıracak, bireyler ve topluluklar kendi enerjilerini üretebilir hale gelecektir. Su yönetimi, atık yönetimi ve çevresel sürdürülebilirlik alanlarında önemli gelişmeler sağlanacaktır. Paylaşım ekonomisinin gelişmesi ve izlenebilirliğin artmasıyla birlikte daha sağlıklı ve çevre dostu üretim modelleri yaygınlaşacak, israf önemli ölçüde azalacaktır.
Bu ilkelerin bir iş insanları federasyonu tarafından dile getirilmesi gerçekten dikkat çekicidir. Dijitalleşmenin ortaya çıkardığı yeni toplum modelinin, klasik kapitalist anlayıştan uzaklaşıp daha kolektif ve eşitlikçi bir yapıya evrilmesi, tarihsel açıdan önemli bir dönüşüme işaret etmektedir. Bu dönüşümün, kapitalist sistemin içinden doğuyor olması ise ayrı bir paradoks oluşturmaktadır.
Eğer Karl Marx bugün yaşasaydı, muhtemelen bu gelişmeleri yeni bir manifesto ile yorumlar ve içinde bulunduğumuz dönüşüm sürecini farklı bir perspektiften yeniden tanımlardı.
