Sel ve Halk TV
Bir yakınımın tabiriyle dün de ‘öyle bir güne uyandık’, İstanbul’u sel götürdü ve Halk TV kapatıldı. Bu ikisi aynı şeyler değildir ama birbirini besleyen süreçlerdir. Zaten işin ilginç, çekici hatta güzel olan yanı da bu türden benzemez iki olgunun arasındaki ortak paydayı bulmaktır.
* * *
Türkiye eğer demokrasi kurmayı, ‘yapma’yı becerebilseydi, iki aksi hadise de ortaya çıkmayacaktı. Çünkü, bir ülkenin kentleri nasıl yönetiliyorsa, demokrasisi de o nispettedir.
Her şeyden önce şehirciliğin, kentleşmenin tarihiyle demokrasinin tarihi birbiriyle eşit değildir ama iç içe geçmiştir. ‘Polis’ dediğimiz olgu tüm kapsamıyla, tüm ögeleriyle meydana gelmemiş olsaydı, eğer ‘agora’ dediğimiz mekan kurulamasaydı, demokrasi olmayacaktı. Sivil toplum demek pazar yerleri, kahvehaneler, barlar, köşe başı, kapı önü sohbetleridir.
Demokrasi ne sadece seçimdir, ne sadece o seçimlerin özgürce ve saydam biçimde yapılmasıdır, ne de sadece çoklu bir parti sisteminin mevcudiyetidir. Demokrasi sadece halkın temsil/vekalet yoluyla kendi kendisini yönetmesi de değildir. Bunların hepsidir ama hepsinin toplamından daha fazla ve farklıdır. 21. Yüzyılın ilk çeyreğini tamamladığımız ve demokrasilerin sonunu gördüğümüz bir dönemde demek ki, şu saydığımız ilkelerin bütünü o demokrasiyi ayakta tutmaya yetmiyor. Daha fazlasına ihtiyaç duyuyoruz.
* * *
Yeni demokrasinin en önemli koşullarından biri katılım, saydamlık ve paylaşmadır. Yeni demokrasi herhalde hesap verebilme ve geri çağırma yöntemi işlemeden söz konusu edilemez. Yeni demokrasinin ayakta durabilmesi için muhakkak ki, tanıma, fark ve kimlik politikalarının güçlü şekilde işlemesi gerekir.
Bütün bu unsurlar kent mekanının tanzimiyle ilişkilidir. ODTÜ gibi bir üniversitenin Şehir ve Bölge Planlama Bölümünün ve........
