menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Muhalefet bloku ve CHP

12 0
yesterday

Sıcak yaz gününde insanların siyaset teorisi üstüne düşüncelerle ilgilenmeyecekleri aşikârken, acaba o zarf içinde birkaç söz edip, meseleyi, herkesin dünya kupasına gösterdiği ‘maç heyecanı’ daha doğrusu dürtüsüyle izlediği CHP’ye, daha doğrusu ‘muhalefet’ kavramına getirebilir miyim?

Dünya, 1990’ların başında, bendenizin, bir siyasal kuramcı olarak pek yerine oturtamadığım John Gray’in yayınladığı Post-liberalism kitabıyla tanıştı.

Post-liberalism, neo-liberalizmin temel görüşlerini eleştiriyor ve çok daha (radikal) bir sağ politik pozisyon öneriyordu. Post-liberaller devletin küçülmesini, kayıtsızlığını/nötr olmasını reddederek işe başlıyor, temel dürtü olarak müdahaleci ama sağ müdahaleci bir devleti tanımlıyordu.

Serbest piyasanın, küçülmüş devletin, güçlü bireyin toplumsal ayrışmayı, yetersiz devleti ve eşitsizliği büyüttüğünü öne sürerek sert, otoriter, demokratik ayrışmadan şiddetle uzaklaşan, cemaatçi (communitarian), ulusal ekonomileri güçlendiren otarşik yapılardan yana, yeniden dini, örfi, ananevi değerleri öne çıkaran, tüm marjinal yaklaşımları aşan, yer yer ırkçılığa ve neredeyse faşizan milliyetçiliğe varan bir model üretiyorlardı.

Siyaset dünyasında bir düşüncenin yerleşmesi yaklaşık otuz yıl alır. Gray’in kitabını yayınladığı 1993’ten sonra önerdiği çizgi adım adım gelişti. Bugün kusursuz, eksiksiz şekilde kurulan o karanlık yapının içinde yol arıyoruz.

Özellikle Amerika’da Trump’ın her asabı bozulduğunda gümrük tarifelerini yükseltmesi, yardımcısı JD Vance’ın Katolisizme ihtida etmesini, MAGA adı altında sürdürdükleri milliyetçi politikaları bütün dünya izliyor. Fakat ayrımsamıyor. Nedenini söyleyeyim: ‘bütün bunlardan daha elim ve vahim olarak’ demokratik değerler, kurumlar ve uygulamalar çöpe atılıyor.

Şimdi literatürde ‘democratic backsliding’ denen bu uygulama sadece Amerika’yla sınırlı olmadığı, bütün Avrupa’yı hatta dünyayı bir taun gibi sardığı ve insanların gündelik hayatta kazandığı özgürlüğü hızla tükettiği, elinden aldığı için kitleler diğer meseleleri bir yana itip işin bu yanı üstünde düşünüyor.

Demokratik hak kaybı politik pozisyon almanın en temel aracıdır. Tüm devrimler demokratik hak kazanımı için yaşanmıştır. Tek bir hakkın yitimi kitleleri ayağa kaldırmaya yeter, çünkü o hakkın elde etmek yüz yıllar sürmüştür. Diğer alanlardaki gerilemenin unutulup bugün sadece demokrasi tartışmasının yapılmasında anlaşılmayan bir yan yok.

Yine de iki itirazım var. Politik mücadele tek bir kavramın yüceltilmesi ve diğer tüm parametrelerin unutulmasıyla ilerlemez. Asıl yanlış olan tavır budur. Bakın yine tarihe, tüm hak arayışları, tüm alanları kuşatacak bir yaygınlıkla ilerletildiği zaman başarılı sonuç sağlamıştır. Bir alanda demokratik kazanım elde edelim ama diğer alanda varsın hakkımız bulunmasın denebilir mi?

İkincisi, demokrasinin kendi başına, kendi içinde bunca vurgulanıp, şu yukarıda ele........

© T24