Suriye’de Kürtlere ademi merkeziyetçi statü kapıları açılırken Türkiye ne yapacak?
Diğer
06 Şubat 2026
Suriye’de ocak ayı başından beri beklenmedik gelişmeler yaşanıyor. Ancak filmin sonunu henüz görmedik. Suriye pilavı hep dediğimiz gibi daha çok su kaldıracak.
Tam kuzeydoğu Suriye tümüyle Ahmet El Şara yönetimine bağlı merkezi güçlerin kontrolüne geçiyor, Kürt antitesi haritadan siliniyor derken, 30 Ocak’ta Şam’da varılan kapsamlı mutabakattan Kürtlere önemli ademi merkeziyetçi hak ve yetkiler çıktı.
SDG’nin imzaladığı mutabakat Kürtlerin geniş bir kesiminde memnuniyet yarattı. SDG doğal olarak artık eski haliyle mevcut değil. İhmal edilecek miktardaki Arap, Yezidi ve Süryani katılımını saymazsak, SDG artık sadece Kürtlerin PYD/YPG kolunu temsil ediyor. Ama Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve DEM parti ile, bölgedeki Barzani yanlısı ENKS de SDG’nin imzaladığı mutabakatı destekledi. PYD/YPG’yi bu konuda Öcalan ne ölçüde yönlendirdi bilinmez ama, ortaya çıkan sonuçta Mesut Barzani’nin hatırı sayılır katkılarının olduğu kuşkusuz.
SDG, ocak ayı başından itibaren merkezi Şam güçlerinin ilerlemesi karşısında hızla gerileyerek, Kürtlerin Rojava olarak adlandırdıkları bölgede verimli tarım alanları, baraj, petrol bölgeleri ve sınır kapıları gibi stratejik ve ekonomik önem taşıyan varlıkları kaybetti ama, 30 Ocak’ta varılan mutabakatla ademi merkeziyetçi kazanımlar elde etti.
Bu yüzden SDG’nin bir anlamda 30 Ocak öncesi uğradığı toprak, askeri mevzi ve ekonomik kayıplarına karşılık, 30 Ocak’ta legal statü elde ederek denge sağlandığı söylenebilir. Bunu en iyi YPG komutanı Sipan Hemo ifade etmiş. Hemo Suriye ile yapılan 30 Ocak anlaşmasının teslimiyet değil, Kürtlerin varlığının kabulü olduğunu belirterek mücadelenin askeri boyuttan siyasal ve hukuki aşamaya geçtiğini söylemiş. Eğer öyleyse, bu yaklaşımın bizim süreç üzerinde de olumlu yansımaları olacaktır.
30 Ocak’ta varılan mutabakatın özünü Kürtlerle meskun olan Haseke ve Kobani enklavlarındaki idari, askeri ve güvenlik yapılarının SDG’nin elinde kalması oluşturuyor. Bunun üzerine de Ahmet El Şara’nın ocak ayında yayınladığı 13 sayılı kararnameyle Kürtlere vaad edilen Kürtçenin ulusal dil sayılması, vatandaşlık hakları, okullarda Kürtçe ana dil öğretimi (eğitim dili değil), Haseke Valiliği ve Savunma Bakan Yardımcılığı gibi bazı üst makamların Kürtlere bırakılması, geçici parlamentoda Kürt katılımcılara kontenjan ayrılması gibi hususları eklemek gerekir.
SDG’nin Haseke bölgesinde üç tugaydan oluşan bir tümenle (15-20 bin asker), Kobani’de (Ayn el Arap) ise karargahı Halep’te olan ordu tümenine bağlanacak bir tugayla (5 bin-7.500 asker) merkezi Suriye ordusuna entegre olması konusunda Şam yönetimi ile mutabakata varmış olması önemli. Çünkü bu formülle Kürtlerin güvenlik endişeleri önemli ölçüde karşılanmış olacak.
Bir zamanlar Kürt kaynakları SDG’nin üç tümen, bir kadın tugayı ve iç güvenlik birimleriyle Şam’a entegre olacağından söz ediyordu. Şimdi söz konusu sayılar azalmış, özellikle de SDG yöneticilerinin kırmızı çizgi kabul ettikleri kadın tugayından söz edilmiyor olsa da, birimler halinde katılıma karşı çıkan Şam yönetimi bu pozisyona muhtemelen ABD’nin ve ona destek çıkan Fransa ve İngiltere’nin telkinleriyle ikna edilmiş olmalı.
Askeri entegrasyon üzerinde bu şekilde mutabakata varılmışken, polisin kontrolü de Kürt yerel yönetimlerde kalıyor. Kamışlı, Derik, Haseke ve Kobani’deki mevcut güvenlik güçleri (polis teşkilatı) İçişleri Bakanlığına bağlanmakla ve amirleri Şam’dan atanacak olmakla beraber, yerel Kürt yönetimlerinin kontrolünde olacaklar. Eski SDG güvenlik birimlerinin personeli........
