İstanbul Zirvesi’nde bir ‘Dalgacı Mahmut’; Ankara’da NATO 3.0 gerçekleşecek mi?
Ankara ve İstanbul NATO zirveleri farkı
7-8 Temmuz’da gerçekleştirilecek NATO Ankara Zirvesi, kamuoyunda haklı olarak daha çok alınan aşırı güvenlik önlemleri, tutuklamalar, basına dayatılan kısıtlamalar ve aşırı harcamalar yönüyle tartışılıyor.
Ankaralıları sıkıntılı bir haftanın beklediği kuşkusuz. Zirvenin yan etkinliklerinden birine katılacağım için ben de bu atmosferden nasibimi alacağım. İstanbullu olmama rağmen uzun yıllar Ankara benim evimdi. Anne tarafından Cumhuriyet öncesi Ankaralıyım. Göbek adım olan “Arslan”ı Ankara’nın en eski camilerinden biri olan, ata evimizin yakınlarındaki Arslanhane camiinden alırım. Üniversiteyi Türkiye’nin en çalkantılı dönemlerinden birinde Mektebi Mülkiye’de okudum. Askerliğimi Ankara’da Hava Kuvvetleri Karargahı’nda yaptım. Kırk yıl Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştım. Bu yüzden çocukluğumdan beri Ankara’nın bende ayrı bir yeri vardır.
Ankara’ya her gidişimde ayrı bir heyecan duyarım. Bu kez de heyecanlıyım ama farklı bir heyecan içindeyim. Ankara’yı ne halde bulacağımı bilemiyorum. Arkadaşlarımın bazıları yasaklar başlamadan Ankara’yı terk edeceklerini söylediler. Diğerleri ise evden çalışacaklarmış. Yani pek kimseyi göremeyeceğim.
Zirve haftasında toplantı mekanları ve heyetlerin kalacağı otellerin civarındaki sokaklara girişlerin özel izne tabi olduğu, buralarda araç park edilmesinin yasaklandığı belirtiliyor. Bunlar makul ölçülerde kalır ve yumuşak şekilde uygulanabilse, anlaşılabilir tedbirler.
Ama havaalanından şehre giden yollarda gecekondular ve yoksulluk görünmesin diye yüksek paralar harcanarak panolarla perdeleme yapılmasına ne demeli? Bunları yıllar önce görevli olduğum Kaddafi’nin Libya’sında yol kenarlarına okaliptüs ağaçları dikilerek çölü gizleme gayretlerine benzetiyorum. Kaddafi’nin ağaçları çok daha masumdu ve umarım iç savaşa rağmen yerinde duruyorlardır. Ama Ankara’nın NATO panoları durmayacak. Harcanan onca para da çöpe gidecek.
Dalgacı Mahmut
NATO zirvesi münasebetiyle kent çirkinliklerinin ortadan kaldırılması konusunda görevli olduğum 2004 NATO İstanbul zirvesinden bir iki anekdot sunmak isterim. O dönemde gözüme en çok takılan çirkinliklerden biri heyetlerin Atatürk Havaalanı’ndan sonra geçecekleri, başta sahil yolu olmak üzere belli başlı güzergahlardaki elektrik direklerinin eğri büğrü şekilde yan yatmış olmalarıydı. Bir diğer çirkinlik, suları akmayan İstanbul’daki güzelim tarihi çeşmelerin içinde berduşların ve tinercilerin ateş yakmaları nedeniyle bunların isten kapkara olmaları ve çöp içinde bulunmalarıydı. Bir üçüncüsü de Gezi Parkı’ndan Radyo Evi’ne kadar Harbiye’deki çiçek tarhlarının esnaf tarafından tahrip edilip çamur içinde bırakılmasıydı. O dönemde elektrik idaresi ve belediye işaret ettiğimiz tüm çirkinlikleri derhal düzeltti. Ama zirveden kısa süre sonra çiçek tarhlarındaki çirkinlikler yeniden kendini gösterdi. Maalesef ne İstanbul’da ne Türkiye’nin diğer yerlerinde, insanlar yaşadıkları kentlere sahip çıkıyorlar. İstense dünyanın en........
