Davos’tan Grönland’a, Şam’dan Tahran’a, Brüksel’den Delhi ve Pekin’e; al gözüm seyreyle dünyayı!
Diğer
30 Ocak 2026
Ben Trump yazmaktan, siz de Trump okumaktan bıktınız ama maalesef Trump gerçeği peşimizi bırakmıyor. Dünyayla ilgili hangi taşı kaldırsak altından Trump çıkıyor. Aslında taşları kaldırıp altına bakmaya da gerek yok. Çünkü uzun süre önce yerinden oynayan, lakin Trump’la beraber adeta bir toprak kayması gibi yuvarlanmaya başlayan taşların altında nelerin olduğu merak etmeye lüzum kalmadı. Asıl mesele yuvarlanan taşların nerede ve nasıl duracağı, bu alt üst oluşta taşlardan kimin kurtulup ,kimin altında kalacağı.
Suriye’de yaşanan hızlı gelişmeler nedeniyle Grönland’ı bu hafta ele alırız diye düşünmüştüm ama Grönland konusu uluslararası gündemin alt sıralarına doğru hızla irtifa kaybetti. Bu husus Grönland konusunun önem yitirmesinden değil kuşkusuz. Ama onu gölgeleyecek önemli gelişmeler olunca, Grönland konusunu şu sıralar pek kimse tartışmıyor artık.
Trump, Davos’ta Grönland için askerî çözüm seçeneğinin geçerli olmadığını açıklayınca herkes derin bir nefes almıştı. Üstelik bir de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile görüşmesinden sonra Grönland için bir çerçeve mutabakatının sağlandığını söyleyince, çoğunluk bu kolay çıkış yolunu satın alıverdi. Oysa iddia edilen çerçeve mutabakatından ne Grönland’daki yerel hükûmetin ne de Danimarka hükûmetinin haberi vardı. İddialar doğruysa Grönland’da ABD’ye İngiltere’nin Kıbrıs’ta sahip olduğu gibi egemen üs bölgeleri verilmesi seçeneği üzerinde duruluyormuş. Ama Grönland’ın genç başbakanı aynı bizdeki söyleme benzer şeklide, “memleketin tek bir çakıl taşını dahi vermeyiz” diyerek bu kapıyı kapattı. Gelin çıkın işin içinden. Bu mesele şimdilik nadasa bırakılmış gibi görünüyor. Ama yakında yine alevleneceği kesin.
Grönland, ressamın “bu bir pipo değil” dediği gibi, üzeri buzlarla kaplı büyük adanın egemenliğinin kimde kalacağı meselesinden ibaret değil elbette. NATO kurulurken üye ülkelerin egemenliklerine yönelik bir saldırı halinde tüm üyelerin onun yardımına koşacağı anlayışı üzerine bina edildi. Oysa saldırı tehdidi şimdi dışarıdan değil, içeriden geliyor. İttifakın en büyük ve en güvenilir üyesi ilk kurucu üyelerden birinin topraklarına yönelik tasallut içinde ve NATO bunu kendi içinde konuşamıyor dahi. Bu, Trump’ın askerî harcamalarını kendi GSYH’larının yüzde beşi oranında gerçekleştirmeyen üyelere ABD’nin yardıma geleceğini kuşkuda bırakan söylemlerinden daha yıkıcı bir durum. Üstelik Trump Danimarka ile dayanışma açıklaması yapan, aralarında Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ağır topların bulunduğu yedi Avrupa ülkesine yeni cezaî gümrük vergileri getirildiğini de açıklayarak bir zamanlar uyum ve iş birliğinin hakim olduğu Transatlantik hattındaki çatlağı iyice derinleştirdi.
Grönland meselesi şimdilik yatışmış görünse de NATO dahilindeki uyumun ve Avrupa-ABD arasındaki ilişkilerin artık eski halini alması mümkün değil. Trump’ın Davos’ta sıkıcı bir ses tonuyla yaptığı konuşma ve soru cevap bölümünde söyledikleri hayli aşağılayıcıydı. Almanca’nın en büyük resmi dil olduğu İsviçre’de Avrupalılara “biz olmasak şimdi hepiniz Almanca konuşuyor olacaktınız” diyerek büyük bir çam devirdi. İsviçre’yi ABD’ye pahalı saatler satarak kanını emen, şımarık bir ülke olarak alaya aldı. Macron’un Grönland krizi nedeniyle Paris’te toplamak istediği acil G-7 zirvesine katılmayacağını, zira Macron’un kısa süre sonra siyaset sahnesinden silinecek bir figür olduğunu öne sürdü.
Trump’ın en çok zülfü yâre dokunan sözleri, NATO ülkelerinin Amerika’nın yardımına kerhen geldikleri ve savaş hattında sütre gerisinde korkakça saklandıklarıyla ilgiliydi. Bu sözlere en çok tepki Danimarka ve Birleşik Krallık’tan geldi. İki ülke de Afganistan’da kendilerine göre ağır zaiyatlar vermişlerdi. Danimarka oransal olarak en ağır asker kaybına kendisinin uğradığını belirtirken, ABD’yi nankörlükle suçladı. ABD’den sonra sayısal olarak en büyük kaybı veren Birleşik Krallık’ta ise tepkiler toplumun ve siyasi spektrumun her yanından yağmur gibi geldi. Trump’ın yakın dostu Nigel Farage, Muhafazakâr Parti’nin lideri, Nijerya kökenli Kemi Badenoch, hatta Afganistan’da iki tur görev yapan Prens Harry’den sert sözler işitildi. Bu konuda başta sessiz kalan Başbakan Starmer ancak ikinci günden sonra kamuoyu baskısı nedeniyle ağzını açabildi ve Trump’tan özür dilemesini isteyerek halkın gönlünü almaya çalıştı. Trump birkaç gün sonra NATO askerlerinin Afganistan’daki “kahramanlıkları”ndan söz edebildi ama verdiği zararı bu aşamadan sonra artık tamir etmek mümkün değil.
Söz Starmer’den açılmışken, Starmer’in kamuoyunda ve kendi İşçi Partisi........
