menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Böyle mi olduk şimdi, sevgili yoldaş?

46 0
05.04.2026

Yoldaş… Güzel bir kelime bu. Birkaç farklı kullanımı var.

Siyasi-ideolojik cephede komünistlerin sahip çıktığı ve kendi aralarında kullandığı bir kavram. Telaffuz ettiğiniz anda bir güveni de dile getirmiş oluyorsunuz, aynı davaya baş koymuşluğunuzu…

Dünyada çok farklı komünistler var. Türkiye’de de. Bazıları kendi aralarında ölümüne kavgalı…

Ben TKP üyesi olduğum dönemdeki duygumu hatırlıyorum; “gerçek komünist” de bizdik, “gerçek yoldaş” da…

Anlayacağınız, bazen güzel bir kelime bile anlaşmazlık kaynağı olabiliyordu. 

Bize yakın ama “bazı hataları olan” partiler vardı. Kendimizi biraz zorlayarak onlara da “yoldaş” diyebilirdik. Ama komünist olduğunu söyleyenlerin çoğunun bize göre komünizmle ilgisi yoktu.

Sovyetler Birliği’ne ilk gittiğimde oradaki kerli ferli Rus yöneticilerin bana “yoldaş” (Rusça “tovariş”) demesi çok hoşuma gidiyordu. (Bu arada Rusça’ya Türk dillerinden girdiğini ve “iş ortağı” anlamına geldiğini – “tovar”, yani mal ve “iş” – açıklamışlardı.) Düşünsenize daha yeni tanıştığınız önemli insanlarla ortak bir dava düzleminde bir çırpıda aynı kümeye girdiğinizi hissediyordunuz.

Yıllar geçti. Gerçeklerle yüzleşmeler, zor hesaplaşmalar yaşandı. Bu süreç içinde kelimeler de bazen kılık değiştiriyordu…

“Davaya ihanet etmek”

Bazen okurlardan ve seyircilerden sıcak mesajlar alıyorum. Çok seyrek de olsa bana “yoldaş” veya “sevgili yoldaşım” diye hitap edenler oluyor.

Kim olduklarını ya hiç bilmiyorum ya da tek tük bazı bilgiler ışığında gerisini tahminlerle doldurmaya çalışıyorum.

Herhalde onlar da “eski komünist…” Ya da “hâlâ komünist…”

Her iki durumda da onlara saygı duymaya hazırım. Ama az önce yazdım ya, bazı kavramlar sadece “ortak payda” yaratmıyor, aynı zamanda anlaşmazlık da çıkarabiliyor.

Yıllar önce “sevgili yoldaş” diye başlayan uzun bir e-mailin sonlarına doğru şimdi artık “davaya ihanet etmiş bir hain” olduğumu öğrenmiştim...

Yani biri bana “yoldaş” dediğinde, üstüne üstlük bir de (herhalde yine aynı davaya baş koymuşluk öngörüsü üzerinden) “siz” değil “sen” diye hitap ettiğinde tedirgin bir kararsızlık içine giriyorum.

Şimdi ona nasıl cevap vermeliyim? “Yoldaş” diyemem artık, aynı yolu paylaştığımızı sanmıyorum. Tanımadığım insana “sen” demekte de her zaman zorlanırım…

Ancak ne olursa olsun, bana böyle sıcak bir üslupla yazan insanları soğuk bir duvar gibi karşılamak da istemem. İlk aşamada koyduğum mesafenin bir kısmını başka biçimlerde azaltmaya çalışıyorum kendimce.

Başaramazsam bana “Böyle mi olduk şimdi, sevgili yoldaş?” diyebilir…

“İtiraf et, necisin sen?”

“Peki, şimdi nesin? Solcu musun, sağcı mısın? Yoksa Amerikancı mısın artık?”

İnsanı böyle bodoslama sıkıştırmaya çalışanlar oluyor bazen.

Sağcı olmadım. Amerikancı hiç olmadım. Sağ ve sol kavramlarının bugün eskisi kadar aydınlatıcı ayrım çizgileri sayılabileceğinden hiç emin değilim. Ayrıca sağcı ve çok dürüst arkadaşlar da tanıdım. Solcu olup utanç duyulacak insanlar da gördüm…

Her bir konuda hiçbir ideolojik sisteme ve siyasi otoriteye bağlı olmadan bağımsız düşünüp karar vermeye çalışmak bana daha doğru ve çekici geliyor…

“Bırak kaçamak cevapları! Söyle hangi -izm’in taraftarısın?”

“İllaki bir -ist olmam gerekiyorsa hümanizmi seçeyim bari…”

“Kaçma, dur! İtiraf et! Ellerini kaldır ve yüzünü duvara dön!..”

Her şeyi anlayan külyutmazlar

Yukarıda biraz şakaya dökmeye çalışarak beceriksizce sulandırmaya çalıştığım konu aslında çok ciddi.

Dünyada yaşanılan süreçlerden dolayı belki hemen her yerde benzer eğilimler vardır, bilemiyorum, ama Türkiye’de fena halde bir “kamplaşma ve kutuplaşma” hastalığı var.

Siyasetle uzak yakın ilgisi olan her kelimeniz “derhal aleyhinizde kullanılabiliyor”. Ağzınızdan çıkan her söz sizi bir kategoriye sokabiliyor.

Mesela, T24’te Kuzey Raporu adlı video programda, neredeyse her hafta Rusya-Ukrayna Savaşı’nı yorumlamaya çalışıyorum. Bazı seyirciler, ilgisini çeken ve anladığını düşündüğü ilk cümle ile bana damgayı basabiliyor:

“Kesin Rus ajanı bu herif!” veya “Kalıbımı basarım gizli bir Amerikancı!”

Evet evet, aynı program içeriğinden, aynı cümlelerden dolayı sık sık birbiriyle taban tabana zıt iddialara ve hakaretlere hedef olabiliyorum!

Bazıları “tek bir cümlede her şeyi anlama” konusunda o kadar ısrarcı ki… Zaten damgayı bastıktan sonra, diğer anlattıklarınızı ya dinlemiyor ya da demin verdiği yargıyı güçlendirmek için “yeni deliller toplama” amacını güdüyor.

Fazla merak ve sabır yok, acelecilik çok! Bir de egolar fazlasıyla şişmiş durumda, herkes “çok akıllı görünmek istiyor”. Zaman harcayıp da aptal durumuna düşmeyi kim ister ki!..

Asla değişmeyen bazı özellikler

Sanırım ben de sağcıları ve “dinciler”i yeterince tanımayanlardanım. Ama solcuları ve sosyalist-komünist kesimleri daha iyi anlayabiliyorum.

İyi özelliklerinden bahsetmek için açmadım bu konuyu. Tersine, bazı zaaflarına dikkat çekmek istiyorum.

Halkla bağları çok kuvvetli değil. Bu onların (veya çoğunun) pek ilgisini de çekmiyor gibi.

Mücadele konusunda ustalık ve sürdürülebilirlik boyutundan ziyade cesaretlerini vurgulamayı seviyorlar. Kullandıkları dil de çoğunlukla sıradan insanların kulağına “ecnebi lisan” gibi gelebilecek türden.

En önemlisi, bu arkadaşlar daha çok birbirleriyle kapışmaya bayılıyor.

Geçenlerde eski Dev-Genç lideri Oğuzhan Müftüoğlu, 54 yıl önceki bazı tutumlarından dolayı Ertuğrul Kürkçü’yü kıyasıya eleştirdi. 54 yıl! Düşünsenize, bugünkü iktidar mücadelesi ile değil hâlâ geçmiş kavgalarla yaşayan bir sürü insan var…

Solun büyük bölümü iktidarı yeterince arzu etmiyor. Öyle olmasaydı en az bugün iktidarda olan veya ondan nemalanan sağcı güçler kadar birbirlerine karşı özenli, en azından hoşgörülü davranırlardı.

İnanmıyorsanız herhangi bir gün içinde medyayı didik didik edin ve CHP içindeki çekişmeleri, “değişimciler” ile “ulusalcılar”, “İmamoğlu-Özel taraftarları” ile “Kemal Beyciler” arasındaki gerginliği, CHP ile diğer sol arasındaki anlaşmazlıkları, DEM-CHP soğukluğunu, sosyalist sol içindeki çatışmaları vb. vb. saptamaya çalışın.

Sonra bütün bunları bir kefeye, sol adına konuşan tüm çevrelerin iktidarla mücadele için harcadığı çabaları da diğer bir kefeye koyun! Bakın hangisi ve ne kadar ağır basıyor…

En acıklısı da şu: Bu türden sorunlara benim “gerçek bir yoldaş” olduğum on yıllar öncesinde de çok sık rastlanıyordu…

Yazık, çok yazık…


© T24