menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adliyelerde “Çağlayan ruhu” bekleyişi: AİHM, AYM kararları uygulanacak mı, süreç neyi, nasıl etkileyecek, davalar ne olacak?

11 20
14.02.2026

Ankara başta olmak üzere birçok kentte Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı koltuğuna oturmasından bu yana gergin bir bekleyiş var.

Aslında bu bekleyiş bile yargıdaki uygulama bölünmüşlüğünü, İstanbul Çağlayan Adliyesi ile diğer adliyeler arasındaki mesafeyi göstermeye yeterli.

İstanbul’daki ilk hakimlik görevinden bu yana “şahin” uygulamaları ile bilinen Gürlek, koltuğa oturur oturmaz Adalet Bakanlığı bürokratlarının yetkilerinde değişiklikler yaptı.

Özellikle cezaevlerindeki izinler, uygulamalar konusunda daha kuralcı bir yaklaşımın sergilenmesine yönelik adımlar attı.

İkinci olarak Hakimler Savcılar Kurulu üyeleri ile bir araya geldi.

Kulislerde sonraki adımın “mini kararname” olacağına yönelik bir beklenti var. Yaz kararnamesinde ise radikal değişiklikler yapılması bekleniyor.

Gürlek’in, öncelikle İstanbul’daki yakın çalışma ekibindeki bazı isimleri Ankara başta olmak üzere büyük bazı kentlere başsavcı olarak getirmeyi tasarladığı söyleniyor. Elbette bunu yaparken İstanbul’u da boş bırakmamayı gözetecek.

“Çağlayan ruhu” olarak özetlenen, İstanbul’daki yargı pratiklerinin diğer kentlerde de uygulanmasına yönelik adımlar atılacak.

Elbette bu yapılırken hangi dosyanın nasıl etkileneceği de önemli.

MHP’de rahatsızlık yaratan Sinan Ateş ve Ayhan Bora Kaplan dosyaları Ankara’da…

Bu dosyalara bakan isimler değişecek mi, bu dosyalar değişimden nasıl etkilenecek, göreceğiz…

Gürlek’in önündeki önemli başlıklardan biri de “çözüm süreci” ve TBMM’de kurulan komisyonun raporu…

MHP’nin ısrarıyla iktidar, TBMM’de komisyondan bir ortak rapor çıkması konusunda ısrarlı.

Taslak metni biten rapor, tam mutabakatla çıkabilecek mi, önemli aşamalardan biri bu.

Ancak tam mutabakat sağlanmasa bile görüş ayrılıklarını da yansıtan bir raporun, mutabakat sağlanan bir üst yazıyla çıkması ve gerisinin iktidara bırakılması söz konusu.

İktidarın da cezaevindeki PKK’lılardan, özellikle de hasta, yaşlı ve şiddet bağı olmayan hükümlü ve tutuklulardan başlayarak adım atabileceği söyleniyor. Bu konuda adım atılabileceği konusunda bir tereddüt yok.

Umut hakkı konusunun açık biçimde raporda yer alması beklenmiyor. Ancak ulusal ve uluslararası yargı kararlarının uygulanması, AİHM’nin Türkiye’yi uyardığı konularda harekete geçilmesi gibi bir ifadeyle kapı aralanması da gündemde.

Bu durumda ise başka başlıklar da gündeme gelecek.

Böyle bir ifade, Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’yi yaptırım sürecine almasına yol açan, AİHM’nin mutlak tahliyelerini istediği Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala için de adım atılmasını gerektirecek.

Oysa bugün için bu konularda adım atılmasının önünde hiçbir engel yok. Anayasanın 90. maddesi zaten adım atılmasını zorunlu kılıyor.

Mesele iktidarın geliştireceği tutum.

MHP’nin istediği gibi bu AİHM kararlarının uygulanması yönünde adım atılırsa, Demirtaş ve Kavala için de özgürlük kapısı açılabilir.

Cezaevlerindeki terör suçluları, PKK’dan ayrılıp Türkiye’ye dönecekler konusunda ise Gürlek’in öncülüğünde yasal düzenlemeler yapılması gerekecek.

Yine raporda kayyım uygulamalarının son bulması önerisinin yer almasına kesin gözüyle bakılıyor.

Bu konuda da yasal düzenlemenin hazırlanması yine Adalet Bakanlığı’ndan beklenecek.

Geçmişte Demirtaş’ın tahliyesini engelleyen mahkûmiyet kararına imza atan, CHP’li Enis Berberoğlu hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararını uygulamayarak, AYM’nin yetkisini aştığını karar altına alan Gürlek, reform adımlarını atmakla yükümlü isim haline gelebilecek.

Gürlek, ilk açıklamalarında Türk Ceza Kanunu ve İnfaz Kanunu’nda bazı değişiklikler yapılabileceğini söyledi.

TBMM Komisyonu raporu çıkar ve bu rapor doğrultusunda adım atılması söz konusu olursa, özellikle terörün tanımı ve muğlak bütün maddelerin değiştirilmesi konusunda adım atması gereken isim de yine Gürlek olacak.

Bu nedenle Gürlek’in yol haritası ve neler yapacağı, yapabileceği konusunda TBMM raporu belirleyici bir önem taşıyor.

Başsavcılık makamından doğrudan Adalet Bakanlığı koltuğuna oturmanın yarattığı sakıncalar konusunda nasıl hareket edileceği ise henüz belirsiz.

Gürlek hakkında HSK’ya ulaşmış çok sayıda suç duyurusu var.

Gürlek’in “savcı” kimliğiyle taraf olduğu davalar devam ediyor. Bu davalara bakan savcıların ya da mahkeme üyelerinin değişmesi başlı başına bir etik tartışma konusu.

Etik konusunu dert eden fazla isim yok elbette…

Hatta iktidara yakın gazeteciler açısından bir görevden ayrılmadan siyasi nitelikli bir göreve başlamak bile mesele değil.

Ancak sorun olduğu da ortada. Bunun nasıl aşılacağını da zaman gösterecek.

Eski Adalet Bakanı ile eski İçişleri Bakanı’nın Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen herhangi bir talebi geri çevirmesi elbette söz konusu değildi.

Bu nedenle haklı olarak, “Gürlek’in gelmesi neyi değiştirecek ki, eskiler Gürlek’in yapabileceği neyi yapmıyordu ki?” sorusu da yöneltiliyor.

Ancak Gürlek’in de tereddüt edilen bazı konularda tereddütsüz adım attığı biliniyor. Ya da net karar verilemeyen konularda karar verilmesini kolaylaştırdığı ve hızlıca harekete geçtiği.

“Şimdi ne olacak?” bekleyişinin nedeni de bu…

Özellikle de CHP ile ilgili başta “mutlak butlan” davası olmak üzere dava ve soruşturmalarda…

Ve elbette bugüne kadar farklı kentlerde yürütülen kritik bazı dosyalarda…

Ancak adliyelerde öncelikle yürütülmesi gereken bir mesai daha var.

Bugüne kadar Gürlek hakkında yapılan haberler nedeniyle, anlamsız biçimde birçok gazeteci hakkında, “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” suçundan davalar açıldı.

Bu maddenin çıkartılma amacı bir örgüte, gerçekten bilinmeyen birilerini hedef gösterecek nitelikte, adresini, konumunu da bildirerek haber yapılmasının, bilgi verilmesinin önlenmesi…

Kamuoyunda zaten tanınan, İstanbul Başsavcısı gibi bir unvanı taşıyan isimlerin haber yapılmasının önlenmesi değil…

Artık Gürlek Adalet Bakanı olduğuna göre, hatalı biçimde uygulanan bu davaların da hızla düşürülmesi gerekiyor.

Belki yeni İçişleri Bakanı da buradan pay çıkartır ve anlamsız birkaç sosyal medya mesajını işaret ederek, “örgütler beni tehdit ediyor” havalarına girerek, koruma ya da ruhsat alan aralarında gazetecilerin de olduğu isimlerle ilgili bu tedbirlere bir göz atar.

Belki yeni dönemde, olmaz ya, hukuk devleti olmak mümkün değilse de kanun devleti olabilmek mümkündür.

Gökçer Tahincioğlu kimdir?

Gökçer Tahincioğlu, 1997'den 2018'e kadar Milliyet Gazetesi'nde yargı muhabirliği, Ankara Haber Müdürlüğü, köşe yazarlığı yaptı.

Haber, yazı ve fotoğraflarıyla Musa Anter, Metin Göktepe, Abdi İpekçi gibi isimlerin adını taşıyan gazetecilik ödüllerini aldı. Çağdaş Gazeteciler Derneği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü ödüllerine layık görüldü.

Bu Öğrencilere Bu İşi mi Öğrettiler?: Öğrenci Muhalefeti ve Baskılar (2013, Kemal Göktaş'la birlikte), Beyaz Toros: Faili Belli Devlet Cinayetleri (2013) ve Devlet Dersi: Çocuk Hak ve İhlallerinde Cezasızlık Öyküleri (2016), Çünkü Umurumuzda adlı mesleki kitaplara imza attı. Yaralı Hafıza ve Kayıp Adalet adlı derleme kitapların editörlüğünü üstlendi.

İlk romanı Mühür, 2018'de yayımlandı. 2020'de yayımlanan ikinci romanı Kiraz Ağacı ile Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Üçüncü romanı Sabahattin Ali'yi Ben Öldürdüm, Eylül 2023'te yayımlandı. 2018'den bu yana T24 Ankara Temsilcisi olarak çalışıyor.


© T24