menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Poğaça davasından” bugüne kalanlar

47 0
28.03.2026

Olanı biteni açık biçimde adıyla, anlamıyla tanımlamak meseleyi ele almayı kolaylaştırır. Sistemli biçimde bunu yapmayı başarabilirsek, belki Türkiye’yi içine düştüğü “-miş gibi” çukurundan çıkarma şansımız da olur.

* * *

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire’de, tarihi bir oturum gerçekleştirildi. Tarihi zira Türkiye, AİHM kararlarına uymadığı gerekçesiyle Avrupa Konseyi’nin yaptırım sürecini ilerlettiği ve ceza aşamasına geldiği ilk ülke.

Yaptırım süreci, iş insanı Osman Kavala hakkında verilen AİHM kararlarının uygulanmamasından kaynaklanıyor.

AİHM’deki oturum da yine Kavala’nın “duruşma” başvurusu ve Türkiye’nin önceki kararlara yönelik itirazları üzerine, nihai bir karar verilmesi için gerçekleştirildi.

Ne garip, Türkiye’yi, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ile kısa süre önce kurulan Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Dekanı Ali Emrah Bozbayındır savundu. Oturumda neler yaşandığını, T24’ten Can Öztürk, kapsamlı biçimde kaleme aldı.

Bakanlık bürokratının Türkiye’yi savunması anlaşılır elbette. Ancak Bozbayındır için durum farklı.

Bundan sonra öğrencilerine AİHM’nin Türkiye’deki davalara karışmaması gerektiğini, anayasaya rağmen Türkiye’nin bu kararlara uymama hakkının olduğunu nasıl anlatabilecek, göreceğiz.

* * *

Bozbayındır’ın AİHM’deki savunması da aynı gariplikteydi!

Savunmak kolay değil. Türkiye, Gezi ve Kavala davasını bugüne sürekli davaların etrafından dolanarak getirdi.

AİHM, Kavala’nın sivil toplum üzerinde siyasi baskı oluşturmak için tutuklandığı ve derhal tahliyesinin gerektiğine karar verdi, Türkiye, “O eski soruşturmaydı, yenisini açtık” dedi.

AİHM, kararında ısrarcı oldu, Türkiye, “Biz o davayı karara bağladık, oradan tahliye edildi, casusluk nedeniyle yeniden tutuklandı” dedi.

AİHM yeniden sordu, Türkiye, “Casusluk davası Gezi davası ile birleşti, ayrı bir dosya oluştu” dedi.

AİHM bir kez daha sordu, Türkiye, “Casusluktan beraat etti, Gezi’den hüküm giydi, artık hükümlü” dedi.

Bu tabloda neyi nasıl savunacaksınız? Bozbayındır için kolay olmasa gerek!

* * *

Önce Bozbayındır’ın savunmasına bakalım:

Mevcut davaya konu olan şikâyetlerle ilgili iki ayrı bireysel başvuru şu anda Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir… başvurucu, farklı fiili durumlardan kaynaklanan farklı hukuki meselelere dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin etkisiz olduğu sonucuna varmaya çalışmaktadır. Oysa rakamlar nettir: Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar verilen 4.876 ihlal kararından 4.868'i tam olarak icra edilmiştir. Yargıtay'ın Gezi'nin bağlamı ve arka planına ilişkin kararlarında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, şiddetli ayaklanma hareketlerinden çok önce, 2011'den itibaren belirli hazırlık faaliyetlerinin yürütüldüğü de not edilmiştir… Nitekim yerel mahkemeler mevcut davada başvurucuyu sadece tuzlu poğaça dağıttığı için mahkum etmemiştir. …bu dava, uluslararası mahkemelerin ulusal ceza yargılamasının ayrıntılarına girmemeleri gerektiğinin iyi bir örneğidir. Nitekim, dava dosyalarına ve delillere erişimi olmayan bir uluslararası mahkeme, yargılamanın belirli bir aşamasında hangi tedbirlerin gerekli olabileceğini değerlendirmek için çok uzaktadır. 30 Mayıs 2013 tarihinde, Gezi Parkı'nda........

© T24