menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Kendine dikkat et” temennileri ve en azından kanun devleti olabilmek

11 0
26.02.2026

Gazeteciler, uzun yıllardır çevrelerinden sürekli aynı uyarıları alıyor.

“Aman kendine dikkat et…”

Gazetecilik yapıyorsan ve yapma niyetin varsa, işin sadece sana iletilenleri yazmaktan ibaret değilse, gerçeğin peşinde koşuyorsan ve koşmaya kararlıysan elbette iyi niyetli bu temennileri dikkate alma şansın da yok…

Zira gazeteciler, kendilerine nasıl dikkat edebileceklerini, bu dikkati nasıl gösterebileceklerini bilmiyor ve bilme ihtimalleri de bulunmuyor.

* * *

Hukuk devletinin en temel kriterlerinden biri, suç ve ceza konusunda kanunlarda ve pratikte “belirsizlik” bulunmamasıdır.

Hangi eylemde bulunursan hangi cezayla karşılaşacağını bilirsin…

Türkiye’de ise bu kriter çok uzun yıllardır yok.

Gazetecilerin en iyi bildikleri, her an keyfi soruşturmalar, davalar, tutuklamalar, saldırılarla karşı karşıya kalabilecekleri…

Son örneği haksız ve hukuksuz biçimde tutuklanan gazeteci arkadaşımız Alican Uludağ

* * *

Türkiye’nin en iyi muhabirlerinden biri olan Alican Uludağ sayesinde bugüne kadar sayısız skandaldan, hak ihlalinden, yolsuzluk, usulsüzlükten haberdar olduk.

Alican, tüm bu haberleri, gazetecilik kriterlerine uygun belgeli, teyitli biçimde kaleme aldı.

Meslektaşımızın meslek ahlakına hepimiz tanığız. Haberlerinin tümüne hepimiz tereddütsüz imza atabiliriz.

Buna karşılık Alican, “azılı ve çok tehlikeli bir suçluymuş” gibi üç araba polis tarafından, evinde otururken, çocuklarının göz yaşları arasında, giyinmesine bile olanak tanınmadan gözaltına alındı.

Gazeteciler uzun yıllardır bu tip gözaltılarda hangi suçlamaların konu edilebileceğini de biliyor. Suç tipine göre meslektaşlarının tutuklanıp tutuklanmayacakları konusunda önceden tahminde bulunabiliyor.

Alican’ı tutuklama niyeti de açık seçik görülüyordu.

Soruşturmalar yeni açılmıştı ama dosyadaki hiçbir eylem yeni değildi. Yaptığı haberler, sosyal medya paylaşımları, tamamı çok öncenin konusuydu. Neden o gün değil, neden muhataplarının başvurusuyla değil soruları bugün hala yanıt bekliyor.

Alican, tam da beklendiği gibi tutuklandı.

Üstelik avukatlarının verdiği bilgiye göre diğer gazetecilerden farklı biçimde Silivri’de kalabalığı, suç tipinin uygunsuzluğu bilinen bir “koğuşa” konuldu.

* * *

Durmaksızın “Cumhurbaşkanına hakaret”, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak”, “terörle mücadele edenleri hedef gösterme” suçlamaları ile karşılaşıyoruz. Alican için de farklı olmadı.

İlk yöneltilen suçlamalara bakalım.

Alican Uludağ’ın da tutuklandığı, “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu başlı başına tartışmalı bir madde. Alican’ın, nasıl ve hangi sözüyle hakaret ettiği zaten belirsiz ama maddenin kendisi ve uygulaması da son derece tartışmalı.

AKP iktidarı ve başkanlık sisteminden önceki dönemlere bir göz atıldığında, bu suçtan dolayı tutuklananların sayısının bir elin parmaklarını geçmediği açık biçimde görülüyor.

AKP döneminde ise onlarca insan bu suçtan dolayı tutuklandı.

Üstelik AİHM’nin anayasaya göre bağlayıcı olan kararlarına göre bu suçtan dolayı insanların tutuklanması, hapisle cazalandırılması hak ihlali…

AİHM, emsal niteliğindeki “Vedat Şorli” kararında, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun, genel hakaret suçundan ayrıştırılmasının, hapisle cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Cumhurbaşkanı ve diğer siyasetçilerin itibarlarının korunması amaçlanıyorsa, özgürlüğü kısıtlamayan özel düzenlemelerle bunun sağlanabileceğini vurguladı.

Ancak Türkiye, diğer AİHM kararları gibi bu kararı da uygulamıyor. AİHM’nin işaret ettiği gibi eleştiri ya da ağır eleştiri niteliğinde ifadeler kullanılmasını engellemek için bu düzenlemeyi ve hapis uygulamasını “sopa” olarak kullanıyor.

* * *

Bununla sınırlı değil.

Dezenformasyon düzenlemesi olarak bilinen, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” düzenlemesi yasalaştırılırken gazetecilerin tutuklanacağı bin kez TBMM’ye iletildi.

AB uygulamaları örnek gösterilerek, bunun asla söz konusu olmayacağı, tutuklama kararının ancak yasadaki bütün kriterler söz konusu olursa verilebileceği savunuldu.

Elbette gazeteciler ve meslek örgütleri, bunun geçerli olmayacağını, gazetecilerin tutuklanabilmesi için yeni bir düzenleme yapıldığını biliyordu.

Bu düzenleme nedeniyle gözaltına alınıp, tutuklanabilmeniz için normalde gerçeğe aykırı bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli biçimde alenen yaymak gerekiyor. Bu eylemin söz konusu olabilmesi için de bilginin gerçeğe aykırı olması, konunun iç ve dış güvenlikle, kamu düzeniyle ilgisinin bulunması, kamu barışını bozmaya elverişlilik gibi kriterlere bakılması aslında zorunlu.

Elbette bu yapılmıyor. Kimin hangi haberi infial yaratmış, kamu barışını, kamu düzenini bozmuş, yanıtı yok.

Ama siyasetçiler keyfi biçimde uygulanan bu düzenlemeye sessiz. TBMM’nin iradesinin yerine getirilmemesi umurlarında bile değil.

* * *

Alican’a yöneltilen suçlamalar arasında yoktu ama gazetecilerin sürekli yargılandığı bir diğer madde, “terörle mücadele eden isimleri hedef göstermek…”

Bu düzenleme Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alıyor. Bu suçtan yargılandığınızda terör suçu işlemiş sayılıyorsunuz.

Bugün İstanbul Başsavcısı’nı, emniyet müdürlerini, yüksek yargı mensuplarını, terör savcılarını tanımayan, bilmeyen var mı?

Belli ki düzenleme ismi gizli biçimde terörle mücadelede görev yapan kişilerin korunması için çıkartılmış. Ya da ismi bilinen bir kişinin açık adresinin, bilgilerinin verilmesini önlemek için.

Ancak her gün göz önünde olan, basın toplantıları, açıklamaları yapan, sosyal medyadan paylaşımlarda bulunan isimleri haber yaptığınızda bu suçlamayla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bütünüyle haberlerin önünü kesmek amacıyla uygulanıyor.

Ve bir de periyodik olarak gözaltına alınarak tutuklanan, sosyalist basında çalışan gazeteciler var…

Kaç kez tutuklandılar, kaç kez dönüp mesleklerini yapmaya devam ettiler akılda tutmak mümkün değil. Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz, Elif Bayburt listeye son eklenen isimler.

* * *

Gazeteci arkadaşlarının tutuklanması, yıllarca birlikte mesai yaptığımız, iktidar medyasında çalışmayı sürdürenlerin umurunda bile değil.

Tutuklanan gazetecilerin yıllarca görev yaptıkları gazete ve televizyonların da umurunda değil olanlar.

İradesinin uygulanmaması TBMM’nin umurunda değil.

Sosyal medyada durmaksızın nefret suçu işleyenler, zaten tutuklanan ya da yargılanan gazeteciler hakkında iftiralar uydurmakla meşgul.

Toplumun büyük bölümü bu gazetecilerin neden tutuklandığını, hakikatin ne olduğunu bilme şansından yoksun…

Böyle bir tabloda, işsizlik riskine, düşük ücretlere, soruşturmalara, saldırılara, tehditlere rağmen bir avuç gazeteci mesleğini sürdürmekte inat ediyor.

Türkiye’ye kimin faydası var, kimin inadı bu memleket hayrına, zaman gösterecek…

Ama öncelikle hiçbir suçu bulunmayan Alican Uludağ’ı ve gazetecileri serbest bırakın.


© T24