menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

8 Mart'ımızı bize bırakın!

7 0
08.03.2026

Son bir haftada iki Fatma, iki Nur ve iki Çelik duyduk. Biri öğretmen, biri anne. İkisi de çok zalimce ayrıldılar aramızdan. Hoş, hiç aramızda oldular mı, bilmiyorum. Çünkü koskoca dünya bir olup önlerinde set olamadık bu kadınların. Biri kızıyla birlikte, aylarca çırpındı, diğeri idealizmiyle çabaladı. İkisi de yok şimdi.

Ama Kadınlar Günü var, “asla yalnız yürümeyeceksin” var, “kadınlara pozitif ayrımcılık” var, “kadınlarıMIZ” var, “kadın cinayetlerine hayır” var… Var da var! Bir tek iki Fatma, iki Nur, iki Çelik yok. Bir de o ateşlerin düştüğü evlerde ses yok.

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü’de “Bir kasetçaların düğmesine basıp bir Chopin noktürnünü susturmakla bir düğmeye basıp nükleer başlıklı füzeler fırlatmak arasındaki mesafe çok büyük değildir. Çeşitli amaçlar için düğmeye basmaya o kadar alıştık ki, düğmeye karşı duyarsızlaştık. Düğmeye basmak bir parçamız oldu artık: Nefes almak ya da gözlerimizi kırpmak gibi.” der. Düğme metaforu, sosyal medyada ekranlarda kayan parmaklarımız için de geçerli bana kalırsa.

Hayatların üzerinden kaydırıyoruz parmaklarımızı. Arada bir biraz daha fazla etkilendiklerimiz olsa da esasen başkalarının acıları üzerimize pek de bulaşmadan akıp gidiyor. Çocuğunun gözleri önünde başından vurulan anne, bombaların altında titreyen insanlar, cesetler, eziyet gören hayvanlar… hoop “enfes bir pastacı........

© T24