menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin liderlik sorunu

19 0
11.06.2026

Türkiye’nin bir liderlik sorunu var. Yeni bir sorun da değil. Sorunun içinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Bahçeli vardı, şimdi bir de CHP’ye yeniden monte edilmeye çalışılan Kılıçdaroğlu eklendi.

Sorun, kimilerine göre bu kişilerin yaşıyla ilgili. Yaşın belki bir etkisi olabilir ama sorunun çok daha fazla boyutu var. Sorunu anlamak için kelimenin ardına bakalım; Türkiye’deki gelişmeleri lider için kullanılan kelimelerle izleyebiliriz.

Sözlüklerde liderin karşılığı önder, şef olarak görülür. Önderin karşılığı da lider ve şeftir. Önce şu soru akla geliyor; lider ve önder aynı anlama geliyor. Lider İngilizce kökenli, önder ise Türkçe kökenli. Neden öyleyse ağırlıklı olarak lideri kullanıyoruz? Biraz araştırınca şu anlaşılıyor.

1920’ler ortasına kadar, kelime olarak lider de yok, önder de yok. Bunların yerine şef ve reis kelimeleri kullanılmış. Lider, 1920’ler ortasında çok düşük düzeyde kullanıma girmiş, ancak kullanımı 1945-46’dan sonra artmış. 1945-46, Türkiye için önemli bir dönüm noktasıdır. 

Önder ise, 1932’de başlayan dil devrimi çalışmaları sırasında “ön” kelimesinden türetilmiştir. Öcalan’a taraftarlarının önder dediğini duyarız. Hatta yaygın olarak “Önder Apo” derler. Sahnede son dönemde Bahçeli de var; Öcalan’a “kurucu önder” diyor. Neyin kurucu önderi? PKK’nın.

Yine son dönemde, özellikle 2017’den sonra tek lider olduğunu vurgulamak üzere Erdoğan’a reis denildiğini duyarız. Erdoğan’ın yaşamını anlatan ve 2017 başlarında, tam da anayasa oylaması öncesinde gösterime giren “Reis” isimli bir film olduğunu da biliyoruz. 

“Lider” ve ABD etkisi

Neden önder değil de lider? Lider, dediğim gibi İngilizce kökenlidir ve Türkiye 1945-46’dan başlayarak hızla, her konuda ABD ve İngilizce etkisine girmiştir. Bu etkilemeye yön veren Truman Doktrini de Mart 1947’de ABD’de kabul edilmiştir.

Truman doktrini şu iki temel ilke üzerine kurulmuştur.

1). ABD; komünistlere, sol ulusalcılara ve hatta sağ ulusalcılara ve onların yaratmaya çalıştığı etkilere kesin karşı çıkmalı, bu etkiyi önceden bertaraf etmelidir.

2). ABD; gerektiği durumda ekonomik ve askeri gücünü kullanarak ülkelerde “rejim değişikliği” yapabilmelidir.

Rejim değişikliği ifadesine dikkat edelim. ABD için hala çok önemlidir. Truman bu ilkeleri açıklarken Türkiye ve Yunanistan’ı örnek göstermiştir. Ona göre Türkiye ve Yunanistan Sovyetler Birliği’nin komünist tehdidi altındadır.

Türkiye’nin Sovyetler ile yaşadığı boğazlar tartışmasını ve Yunanistan’da komünist partinin iktidar potansiyelini açıklar. Bu iki ülkeden birisi komünizme teslim olursa, domino etkisiyle diğeri de düşecektir. Öyleyse bu iki ülke, askeri ve ekonomik yardımlarla “kurtarılacaktır”.

1945-46 sonrasında ve Truman doktrini ile Türkiye’de ABD ve İngilizce etkisi her konuda çok artar. (Elbette Yunanistan’da da öyledir.) Haliyle lider kelimesi, Türkçe önder kelimesinin ve diğer benzer kelimelerin yerine geçer. Böyle başka İngilizcesi tercih edilen Türkçe kelimeler de vardır.

 Türkiye’de ABD, her konuda olduğu gibi siyasette, orduda, hükümette, sermaye üzerinde son 80 yıldır etkilidir. Elbette ABD siyasi partileri yöneten kişiler üzerinde de etkilidir. Bu etki her siyasi üzerinde var mıdır? Bu etkinin derecesi nedir?

Bu soruyu daha sonra yanıtlıyorum. Lider kimdir sorusuna geçelim. Önce bir vurgulama yapayım. Her siyasi parti genel başkanı lider değildir. Bazıları yalnızca genel başkan veya lidercikdir. 

Lider ve lidercikler

Lider kısaca; toplumdaki kişileri hedefler etrafında toplayıp onları motive edebilen, kendi görüş ufkunu (vizyonunu) topluma taşıyabilen, kapsayıcı olup........

© T24