menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Pazartesi Yazıları | Tarkan, Chomsky ve entelektüel ahlak üzerine

22 30
09.02.2026

Diğer

09 Şubat 2026

Tarkan ve Chomsky

Size bugün Tarkan’la bir anımı anlatmak ve konuyu oradan Chomsky’ye getirmek istiyorum.

Biliyorum, “Yuh! Tarkan’la ne anın var” diyeceksiniz ama ayıptır söylemesi, var valla! Anlatayım.

Bir daha araştırıp baktım, tam 16 yıl önceymiş.

O sıralar Türkiye’nin büyük dergi gruplarından birinde yöneticilik yapıyordum. Televizyonda Tarkan’ın National Geographic’teki “Büyük Göçler” belgeselini seslendireceğini gördüm. National Geographic’in TV kanalı ayrı bir gruptaydı ama dergi bizden çıkıyordu.

Belgesel öncesinde Tarkan Afrika’ya, Serengeti’ye gitmiş, büyük göçü yerinde görmüş ve üstelik fotoğraflamıştı.

Aklıma bir fikir geldi: Biz de Tarkan’ın çektiği büyük göç fotoğraflarını basabilirdik. Üst yöneticime (çok sevdiğim Neyyire Özkan’a) anlattım, hemen yapalım dedi. Geriye Tarkan’a ulaşma kısmı kalmıştı. Onun için de, sağolsun, o zamanlar NTV Yayınları’nın başında olan Elif Kutlu yardımcı oldu.

Tarkan da hemen kabul etti. Fotoğraflarını seçti ve dergiye iletti. Fakat o fotoğrafların altında birkaç satır hikayesi de olsun istedik. Tarkan’ın çok kibar ve titiz asistanı Sevtap Hanım’a ulaştık ve basacağımız fotoğraflar için gazetecilik tabiriyle “resimaltı” istedik.

Gelen cevap çok ama çok şaşırtıcıydı. Tarkan bizzat kendi gelip, hem sayfaların yapımına yardımcı olmak hem de resimaltlarını sayfa başında yazmak istiyordu.

Açıkçası daha önce böyle bir durumla karşılaşmamıştık. Çok şaşırdık. Ama tabii bayılarak “Buyurun, gelin” dedik.

Tarkan bir öğleden sonra dergi grubuna geldi. Ama ne geliş! O bina aynı zamanda bir TV grubuna da ev sahipliği yaptığı için bizim binada “ünlü” görmek çok sıradan bir durumdu.

Buna rağmen Tarkan’ın girişiyle birlikte binada bir dalgalanma yaşanmaya başladı. Onu ve Sevtap Hanım’ı kapıdan alıp bizim tarafa doğru ilerlerken telefonum delirmişti. Herkes arıyordu. Herkes! Telefonumu kapatmak zorunda kaldım.

Dergi grubunda ise herkesi önceden tembihlemiştim. Tarkan’ı bunaltmayacaktık. Tepesine üşüşmeyecektik. Sahiden de bizim ekip sanki her gün Tarkan’la çalışıyormuş gibi karşıladı bizi.

Sanırım bu durum Tarkan’ın da hoşuna gitmişti. Hiç acelesi yoktu. Sayfalarla büyük bir titizlikle uğraşmaya başladı. Bunalmasın diye yanında bile durmadık. Saatlerce çalıştı. Anladım ki, Tarkan’ı Tarkan yapan şeylerden biri de buydu: Yaptığı her işi çok ama çok özenerek yapıyordu.

Fotoğrafların altına Tarkan mı, Tarkan Tevetoğlu mu yazmak gerektiğini saatlerce tarttı, bize sordu ve sonunda Tarkan Tevetoğlu yazmaya karar verdi.

(O fotoğraflara şuradan bakabilirsiniz: Tarkan'ın National Geographic'taki fotoğrafları)

Fakat tuhaf bir durum vardı. Tarkan gitmiyordu. Tabii biz durumdan ziyadesiyle memnunduk. Lakin gerçekten de Sevtap Hanım’dan bütün randevularını teker teker iptal etmesini istiyor ve bizimle kalmayı sürdürüyordu.

Tüm dergi grubuyla merhabalaştı, fotoğraf çektirdi, şakalaştı. Akşam olmuştu.

Biz de artık neredeyse ahbap oluvermiştik Tarkan’la. Neyyire Hanım’ın odasında sohbete devam ettik. Dünyanın en sıradan -ve Allah affetsin kalitesiz- pizza zincirinden pizza söyledik Tarkan’a (ve kendimize). Gık demedi. Yiyip içtik. Gece yarısına ulaştık. Tam 10 saat kaldı bizim binada Tarkan. Son dört-beş saatte aralıksız konuştuk. Her şeye dair.

Şöyle söyleyeyim, ben hayatımda o kadar etkileyici olup da aynı zamanda bir o kadar “normal” olan biriyle karşılaşmadım.

Dergi grubundaki gençler bile bana gelip “Abi, nasıl insan bu ya? Her şeyi doğal. Sanırsın on senedir burada çalışıyor” diyorlardı.

Üstelik Tarkan’ın hayat,........

© T24