Pazartesi Yazıları | Güzel deliriyoruz Allah için
Yenildik. Elendik. Varlık gösteremedik. Nokta. Alın size Milli Takım’ın üç cümlelik Dünya Kupası hikayesi.
Olmaz mı? Pek tabii ki olabilir. İnsanlık halidir. Çok önemser ve gerilirsin, işini layıkıyla yapmana engel olur. İşini hiç ciddiye almazsın, karşındaki senden iyi çalışmıştır, işi senden iyi yapar. Ve o kazanır.
Bunların hepsi hayatın bir parçası.
Önemli olan insanın yaşadıklarından ders çıkarması. Ha, o dersi çıkarırsın ama yine aynı hatayı yaparsın. O da mümkün. Bazen doğruyu bulmak için bir değil birkaç ders gerekir insana.
Bizim sorunumuz ise başka. Bir kupa mağlubiyetinin bize dair ne çok şey söylediğini yazmıştım geçen hafta. Şimdi elendik. Elenmeyle birlikte başka hasletler de çıktı su yüzüne. O nedenle devam edeyim istedim.
Bir: Standart eksikliği
Memleket olarak hiçbir konuda standardımız yok. Aldığın peyniri aynı yerden, aynı markadan tekrar alıyorsun. Karşına bambaşka bir ürün çıkıyor. Manava gidiyorsun, domatesin geçen hafta aldığınla alakası yok. Kasap desen öyle.
Bugün Türkiye’nin dünya çapında bir mutfağı yoksa sebebi tam olarak bu. Standartsızlık. Gidin “fine dining” restoranların şefleri/sahipleriyle konuşun. Hepsinin ortak derdi aynı: İstikrarla aynı ürünü aynı kalitede temin edebilen üretici bulamıyorlar.
Mesele futbol olunca işler değişiyor mu? Tabii ki değişmiyor. Zaten niye değişsin ki? Hepsi başka ülkede büyümüş bile olsalar, kültürel olarak bu toprağın çocukları. Mucizeler yaratabilirler ya da işte gördük, iki maçta gol atamadan elenebilirler. Oysa mucize yaratmak da normale dair değil, on kişi kalmış rakibine karşı belirli bir standardı tutturamamak da…
Bir anomali halinde yaşıyoruz. Belki de bizi bu ayakta tutuyor. “Ya herro ya merro” derler ya hani. Ya hep ya hiç. Ya şimdi ya asla. “Anormal” olan koşullarda sürdürdüğümüz bu hayata anormal davranarak katlanabiliyoruz. “Normlarla” ilgilenmiyoruz. Ya yakacağız buraları ya da kaçacağız…
Başka takımlara bakıyorsun. Onlar da yeniliyorlar. Ama görüyorsun ki, onların kapasitesi/standardı bu. Üç aşağısını, bilemedin üç yukarısını oynayabiliyorlar. Şaşırtmıyorlar. Ne destanları ne de hüsranlarıyla.
Biz öyle değiliz. Destan yazmakla hüsrana uğramak arasında bir seçeneğimiz yok. Kaderimiz bu. Ölmekle dönmek dışında yolu yok soyunduğumuz işlerin.
İki: Grandiyözite Sendromu yahut aşağılık kompleksi
“Kimiz biz” sorusunun cevabı yok. Yahut var ama duruma göre değişiyor kim olduğumuz. Ya dünyayı dize getiren -getiremiyoruz artık- ya “şu ülkeden bir kaçıp kurtulsam” diyen… Dünyayı dize getirdiğine inanan beş dakika sonra “bıktım bu ülkeden” diyebiliyor ama.
“Bizden bir b.k olmaz” diyenle “onlar bizim yanımızda kim ki” diyen aynı kişi.
Ya kendimizi ait olmadığımız kadar yukarıda görüyoruz. Ya........
