Demir Demirkan ile 'Zamanda Saklı' ihtimalleri konuştuk: İnsan en büyük kavgayı kendisiyle veriyor; dışarıdan bakanların seni nasıl gördüğünü kontrol edemiyorsun, ancak roman yazabiliyorsun
Pentagram’ın ilk albümünü ne zaman dinledim, tam hatırlamıyorum. Ama bende nasıl bir etki bıraktığını biliyorum.
Demir Demirkan özellikle Pentagram dinleyerek büyüyen bizler için önemli bir isim. Hepimizin daha asi olduğu, kurallarla pek anlaşamadığı yıllarda rol modelimizdi. Sonra bazı seçimleri oldu; kimimiz katıldık, kimimiz katılmadık, kimimiz hayal kırıklığı yaşadık. Ama bunu çok da mesele etmedik. Çünkü hayat düz bir çizgi değil. Ona güveniyorduk.
Demir Demirkan’ın yeni albümü Zamanda Saklı'nın çıkacağını duyunca, aynı adı taşıyan ve iki yıl önce Karakarga Yayınları tarafından yayımlanan romanının peşine düştüm. Kitap ve albüm aslında birbirinden ayrı düşünülmemiş; bu bir dörtleme ve henüz yazılmamış olsa da her kitaba bir albümün eşlik etmesi planlanıyor.
Romanın ana kahramanı Berk. 28 yaşında, yönünü kaybetmiş, hayatın içinde savrulan bir karakter. Anne ve babasını kaybettikten sonra giderek dağılan Berk, bir gece açtığı gizemli bir sandıkla kendini bambaşka bir dünyanın içinde buluyor. Ama Zamanda Saklı yalnızca fantastik bir hikâye anlatmıyor. Kaçışla yüzleşme, öfke ve insanın kendisiyle kavgası hakkında da söyleyecekleri var.
Kitabı okurken Gece Yarısı Kütüphanesi aklıma geldi. İki kitap da insanı “Başka bir ihtimal mümkün müydü?” sorusunun peşine düşürüyor. Ama Zamanda Saklı bende daha güçlü bir etki bıraktı. Demir Demirkan’la yeni albümü, dolayısıyla kitabı konuşmak için buluştuk ama sohbetimiz Berk’e, kaçışlarımıza, zayıflıklarımıza ve hayata doğru aktı.
- İki yıl aradan sonra Zamanda Saklı bu kez albüm olarak karşımızda. Şarkılar enfes. Kitaptaki dünyayla şarkılar arasında nasıl bir bağ kurdun?
Çok sağ ol, çok teşekkür ederim. Evet, yeni albümün adı da Zamanda Saklı, kitapla aynı ismi taşıyor. Zaten bu dörtleme fikri ortaya çıktığında her kitaba bir albüm eşlik etsin diye yola çıkmıştım. Albümdeki şarkılar aslında kitabı yazdıktan sonra yazılmıştı ama düzenlemeleri yapılmamıştı. Albümde 10 şarkı, kitapta ise 13 bölüm var. Bunu birebir bir eşleme gibi kurmak istemedim. “Bu şarkı şu bölümün, bu şarkı bu bölümün” gibi bir yaklaşım bana fazla didaktik geldi açıkçası. Romanı yazdıktan sonra şarkılara biraz daha dışarıdan yaklaşmak istedim. Sanki başkasının kitabını okumuşum ve ondan etkilenmişim gibi bir yerden bakmak daha doğru geldi. Çünkü öbür türlü “Şarkı bunu söyleyecek, şu bölümü karşılayacak” gibi çok net bir ilişki kurmak benim sanatsal tarafımı çok cezbeden bir şey değildi. O hissin yarattığı yerden yeni bir şarkı çıkarmak bana daha doğal geldi ve açıkçası daha çok hoşuma gitti.
- Peki bu süreçte bakış açında bir değişiklik oldu mu?
Uzun zamandır albüm yapmıyordum. Bu nedenle bütün o müzikal birikim, üretimdeki korkusuzluk ve kaygısızlık bir araya gelince bambaşka, yepyeni bir tarafımla karşılaştım. Bu benim için gerçekten önemliydi. Üretimde özgürleşmek insanı çok cezbediyor. Sonrasında da devam etmek istiyorsun. Hatta biraz o özgürlük seni devam etmeye zorluyor. Çünkü özgür olmadan yapılan işler, özellikle de daha çok piyasaya dönük işler, insanı bir noktada sıkıştırabiliyor.
- Müziğini yıllardır dinleyen ve seven biri olarak şunu söyleyebilirim ki, “Hep klişelerini ya da trendlerin dışında durdun.” Arada ufak kaymalar olsa da. :) Bu sefer tam kendinsin sanki. Ne dersin?
Ebru, özellikle öyle kalmaya çalışıyorum. Ama geçmişte, özellikle de ilk dönemlerde, trendlerin ve klişelerin içinde kalmam gereken durumlar da oldu. Bir başkasının işi için üretirken, prodüktörlük yaparken ya da başka bir albüm için şarkı yazarken doğal olarak o işe destek oluyorsun. Müzik işi dediğimiz yerde de işin içine başka dinamikler giriyor. Sen de o yapının içinde, o işe hizmet eden bir parçaya dönüşüyorsun. Ama kendi işine döndüğünde durum değişiyor. Bu noktada Sony Müzik'in de çok büyük desteği oldu. Böyle bir projeyi desteklemeleri gerçekten çok değerli. Çünkü bugün hem dünyada hem Türkiye'de her şeyin hızlı tüketildiği bir yerdeyiz. Her şeyin hızlıca, hemen yenilip yutulması bekleniyor. Böyle daha sanatsal bir projeye alan açmaları benim için çok kıymetliydi.
- Bu devirde albüm yapmak biraz deli işi değil mi?
Evet. Şöyle söyleyeyim; bu albümde şarkıların yazımından prodüksiyonuna, kayıtların büyük kısmına kadar birçok şeyi ben yaptım. Albümde çok az sayıda insan çalıştı ama çalışanlar çok kilit insanlardı. Bu yüzden aslında yapılabilir bir şeye dönüştü. Yoksa parçaları dışarıdan alayım, bir prodüktörle çalışayım gibi bir noktada olsaydım, böyle derin ve sanatsal bir albüm yapmak zaten mümkün olmazdı.
- Özgür hissetmenin ruhu albüme de yansıdı mı?
Kitabı yazarken hissettiğim özgürlüğü müzikte de hissedince kendimle yeniden karşılaşmış gibi oldum. Bunun çok somut bir karşılığı da var. Ben normalde bir albüm bittikten sonra dönüp tekrar tekrar dinlemem. Bu albümü ise tekrar dinliyorum ve hoşuma gidiyor. Arkasında durabildiğim, gerçekten gurur duyabildiğim bir iş çıktığı için çok mutluyum. 53 yaşından sonra artık kaygıyla üretmek istemiyorum. Neredeyse 30-35 yıla yaklaşan bir yol var geride bıraktığım. İlk Pentagram döneminden itibaren benimle birlikte büyüyen bir dinleyici kitlesi de var. O insanların yıllar boyunca güven duyduğu biri olmak gerçekten çok gurur verici. Benim için çok değerli bir şey bu.
- Yıllar geçti ama bizlerle kurduğun bağ hiç değişmedi. Sence insanlar Demir Demirkan’a neden güvendi?
Güven benim için çok önemli ve o........
