Yemeğin tadı mı değişti, yoksa beynimiz mi kandırılıyor?
Diğer
T24 Haftalık Yazarı
08 Şubat 2026
Bir düşün. “Şu yemeği şurada yemiştim, tadını asla unutmam” dediğin bir an var mı? Eminim vardır. Boğaz’da yenmiş sıradan bir balık, Ayvalık’ta ayakta atıştırılmış bir tost, Karadeniz yaylasında içilmiş bir çorba… Aynı balık, aynı ekmek, aynı çorba. Ama İstanbul’da evde yersen “eh” dediğin basit bir tat, orada yersen “efsane”olur.
İlk kokoreci, ilk midyeyi, ilk sucuk ekmeği nerede yemiştin? Tadını değil, yerini hatırlarız. Çünkü yemeği sadece mideyle değil, hafızayla yiyoruz.
Psikolojik olarak yapılan araştırmalar da bunu söylüyor zaten. Yemeği mekânla, anıyla, ruh hâliyle aşırı derecede ilişkilendiriyoruz. Bilim insanları yıllardır şunu fark etmiş. Tat dediğimiz şey sadece dilde bitmiyor. Göz, kulak, ortam, beklenti… Evde yapılan menemenle kırda yenen menemen aynı mı? Değil. Aynı malzeme, aynı tarif. Ama biri “kahvaltı”, diğeri “tatil”. Beyin bunu ayırıyor.
Bugünlerde haber medyasında bir olay dönüyor duymuşsunuzdur. Lavaş çetesi! Lavaş temininde çeteleşmiş bir grup, restoranları tehdit eder hale gelmiş, emniyet de tabiri caize enselemiş! Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi, sadece bir suç çetesinin lavaş gibi masum bir yiyecekten nemalanacağı kimsenin aklına gelmezdi.
Buradan yola çıkarak mesela bir lavaşa dürülmüş köfteyi cezaevinde yeseydik karın doyururdu ama mutluluktan uçmazdık sanırım. Ama dağ başında mangal dumanının içinde yeseydik ‘parmaklarımı da yedim’ derdik. Yani çeteleşen lavaşın suçu yok. İş mekânda bitiyor.
Ve şimdi bu yemek-mekân psikolojisini kurcalayan yeni bir oyuncağımız var: sanal gerçeklik yani VR!
VR’ı tanımlamak istersek, “gerçekmiş gibi etkileşime girilebilen, bilgisayar tarafından oluşturulmuş dijital bir ortam” diye tanımlayabiliriz. Eğlence endüstrisinin ötesinde, VR, havacılık simülasyonlarından ürün prototiplemeye kadar birçok bilimsel alanda uygulanarak hayatımıza girdi.
Aslında sanal gerçeklik, yani VR, gıda dünyasına “havalı bir oyuncak” olarak değil gayet ciddi bir yerden, laboratuvardan girdi. Bu teknoloji, hangi ürünü seçeriz diye bakıyor, insanlar kaç gram alıyor ne kadar karbonhidrat seçiyor, ne kadar proteine yöneliyor; hepsini ölçüyor. Sanal süpermarkette ambalajın, etiketin, raf düzeninin davranışı nasıl etkilediği analiz ediliyor. Hatta yeme bozukluklarında, sanal gıda görüntülerinin insanlarda kaygı mı, iştah mı, tiksinti mi yarattığı ölçülüyor. Yani VR, mutfağın psikolojisine zaten girmiş durumda.
Aynı yemeği yiyorsun ama birinde floresan ışıklı, steril bir odadasın; diğerinde sanal bir restorandasın. Masa örtüsü var, fonda hafif bir uğultu. Sonuç? Aynı yemek, restoranda daha lezzetli geliyor. Bu romantik bir his değil, ölçülmüş bir veri.
Ancak şunu net söyleyelim: VR’de yemek, sanal değil. Yemeği gerçekten yiyorsun. Çatal elinde, lokma ağzında. Sanal olan şey yemeğin etrafındaki dünya. Dijital gözlüğü takıyorsun ve kendini bir restoranda, bir kafede, bir kır manzarasında ya da Boğaz’da hissediyorsun. Tabak gerçek, mide gerçek; dekor........
